26 Nisan 1999 21:00

'21. yüzyıl barış yüzyılı olsun'

Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Mahmut Şakar ile Öcalan davası üzerine görüştük...

Paylaş
21. yüzyıl Türkiye için barış yüzyılı olsunBeyda Yıldız
PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan'la görüşmek için gittikleri Mudanya ve İmralı'da her defasında çeşitli sıkıntılarla karşı karşıya kaldıklarını belirten Avukat Mahmut Şakar, savunma haklarının rencide edildiğini söyledi. Öcalan'ın, "Biz barışın hakim olmasını istiyoruz. Bu noktada süreç açılırsa, devlet bu yönde adım atarsa bu gerçekleşir. Ancak adım atılmazsa 21. yüzyıl kavga yüzyılı olacaktır" sözlerini aktaran Şakar, MHP'nin içinde yer alması muhtemel bir hükümetin Öcalan'ın yargılanmasına olumsuz bir etkide bulunacağını söyleyerek, bu konuda umutsuz olduğunu söyledi. Şakar, Öcalan için verilecek her kararın politik bir karar olduğunu söyledi.
Abdullah Öcalan'ın avukatlarından Mahmut Şakar ile Öcalan'ın içinde tutulduğu koşullar, Öcalan'ın sürece bakış açısı ve savunma haklarına yönelik baskılar üzerine görüştük.
Haftada iki kez PKK Genel Başkanı Abdullah Öcalan ile görüşüyorsunuz. Görüşmeler nasıl geçiyor?
Görüşmenin nasıl olduğunu ifade etmek için öncelikle görüşme koşullarını anlatmak gerekiyor. Birincisi müvekkilimiz Abdullah Öcalan'ın içinde bulunduğu tecrit koşulları. Günün 24 saatini geçirdiği oda, kameralar ve gardiyanlar tarafından her saniye kontrol ediliyor. Öcalan kendisine kitap dahi verilmeyen bir tecrit ortamında yaşıyor. Öcalan'la haftada iki gün, birer saat görüşebiliyoruz. Bu görüşmelerde sürekli olarak gardiyan giysililer odada bulunuyor. Aynı zamanda iki kişi tarafından cam bir bölme arkasından gözetleniyoruz. Üzerimizdeki hiçbir şey, selpak mendil dahi içeri alınmıyor. Onların vermiş olduğu kâğıt ve kalemle görüşme odasına giriyoruz. Dava dosyasını götürmek bile mümkün değil. Zihnimizde kalan bilgilerle görüşmek durumundayız. Şu ana kadar dosyayla ilgili olarak konuşma imkânımız da olmadı. Görüşmeler genel olarak Öcalan'ı, dünya ve Türkiye'deki gelişmelerle ilgili bilgilendirmeye yönelik olarak geçiyor. Çünkü Öcalan tüm dünyadan yalıtılmış durumda. Dışarı ile ilgili en ufak bir bilgi alamayan, bunun bilgisine sahip olmayan bir ortamda tutuluyor.
Abdullah Öcalan'la görüşmek için gittiğiniz Mudanya'da her defasında saldırıya uğradığınız gibi bir de çeşitli engellerle karşılaşıyorsunuz. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?
Geçen günlerde avukatlar Eren Keskin ve A. Zeki Okçuoğlu Taksim'de saldırıya uğradı. Mudanya'da da bazı çevrelerin sözlü saldırısına maruz kalıyoruz. Üzerimizde psikolojik bir etki yaratmaya çalışıyorlar. Saldırılar belki ilk zamanlarda devlet kontrollüydü, ancak şimdi biraz daha marjinalleşti. Görüşme ortamına varana kadar dört kez, dönüşte de iki kez aramadan geçiriliyoruz. İlk görüşmeye gittiğimizde parmak izlerimiz alınmıştı. Sonuçta bu mesleği rencide eden, savunma hakkını sakatlayan uygulamalarla karşı karşıyayız.
Görüşmelerde Öcalan'la tokalaşmamız bile yasak. Bu olağanüstü bir dava. Olağanüstü bir ortam içinde bu davayı götürmeye çalışıyoruz. Görüşmelerde yaşadığımız sıkıntılar uluslar ve uluslar üstü hukuka da aykırıdır. Tüm bunlara karşı girişimlerimiz de var. Hem müvekkilimizin sağlığı hem de savunma hakkının gerçekleşmesi bakımından tecrit koşulları ortadan kaldırılmalıdır.
Öcalan, Kürt sorununun çözümü için kendisinin muhatap alınması gerektiğine dair açıklamalar yaptı. Ancak medya bu açıklamayı çok farklı bir şekilde kamuoyuna yansıttı. Öcalan bu gelişmeyi biliyor mu, biliyorsa bu durumu nasıl değerlendiriyor?
Biz, basının kendisi hakkında yazmış olduğu şeyleri görüşme sırasında aktarıyoruz. O da, sözlerinin çarpıtıldığını ifade ediyor. Basında çıkan haberlerin birçoğu onu bağlamıyor. Öcalan, Kürt sorununun barışçıl yollarla çözümü için ateşkes ilan ettiklerini, son ateşkesin devam ettiğini ve bunun kendilerini hâlâ bağladığını ve hükümet kurulana kadar ateşkese bağlı kalacaklarını söylüyor. Öcalan, bu bağlamda kendilerinin saldırıya geçmeyeceğini, ancak kendilerine saldırıldığında savunma haklarını kullanacaklarını ifade etti bize. Bununla ilgili deklarasyon da yayınlandı zaten. Devletin ilk adımı atması halinde Kürt sorununun silahlı çözümden siyasal, demokratik çözüme doğru gelişeceğini, adım atılmaması durumunda ise kendilerinin adım atacağını ve uygun koşullar yaratıldığında barışçıl, demokratik bir çözüm yaratılması konusunda kendi misyonunu yerine getireceğini söylüyor. Adım atılmadığı takdirde mevcut sürecin daha da derinleşerek devam edeceğini belirtiyor. "Biz barışın hakim olmasını istiyoruz. Bu noktada süreç açılırsa, devlet bu yönde adım atarsa bu gerçekleşir. Ancak adım atılmazsa 21. yüzyıl artık bir kavga yüzyılı olacaktır" diyor. Bu anlamda bir teslimiyet ve aftan ziyade Kürt sorununun demokratik, barışçıl tarzda çözümünü ve akan kanın durmasını istiyor, bununla ilgili daha önceki çizgilerine bağlı kaldıklarını ifade ediyor. Genel affın ve diğer demokratik çözümlerin gerçekleşmesi halinde toplumsal barış projesinin gerçekleşeceğini söylüyor. Bu koşulların mevcut toplumsal gerilimi azaltacağını düşünüyor. Ve Türkiye'de Türk ve Kürt halkı için, "Eşit, özgür birlik" diyor. "Bu daha önceki çizgime aykırı değil" diye konuşuyor. Zaten silah kullanmaya mecbur bırakıldıklarını, burada olmasının -ne kadar olumsuz koşullarda da olsa- barışa hizmet eden bir şekle evrilebileceğini söylüyor.
Türkiye Anayasası'ndaki maddeler ile TCK vb. yasaları göz önüne aldığımız zaman, adil yargılama talebiyle neyi kastediyorsunuz?
Uluslar üstü sözleşmelerde ifade edilen adil yargılanmanın, bağımsız mahkemeler tarafından gerçekleştirilmesini kastediyoruz. Savunmanın, yargılayan makam kadar eşit konumda tutulduğu bir yargılama tarzı olmalı bu. Ancak şu ana kadarki gelişmelerden, adil bir yargılanma olabileceği noktasında somut bir şey gerçekleşmedi. Size az önce bahsettiğim avukatlara yönelik baskılar, çalışmaları zorlaştıran tutum ve tavırlar, Öcalan'ın kendisini ifade etmesini engelleyen tecrit koşulları ve olayın baştan beri devlet yetkilileri ve medyanın yanlış yönlendirmesi nedeniyle kamuoyunda sağlıksız bir şekilde yer alması, yargısız infazın şekillendiğini gösteriyor. Tüm bunlar adil yargılanma hakkını ortadan kaldıran örneklerdir.
Savcılığın hazırladığı iddianamede Abdullah Öcalan için idam cezası istendi. İdam cezası, uzun yıllardır Türkiye'de uygulanmıyor. Siz bundan sonrası için ne gibi gelişmeler bekliyorsunuz?
Bu dava hukuksal zeminde politik bir dava. 75 yıllık Türkiye Cumhuriyeti'nde temel bir sorun olan Kürt sorununu doğrudan ilgilendiren bir dava var önümüzde. Dolayısıyla bu davayla salt hukuksal bir bakış mümkün değil. Türkiye'de 1984 yılından beri idam cezası uygulanmıyor. Ama Öcalan'a ilişkin böyle bir talep var. Şu an Meclis'te idamla ilgili başka dosyalar da mevcut. İdam edilip edilmeyeceği yönündeki karar da tabii ki politik bir karar olacaktır. Yani Öcalan'a ilişkin her karar politiktir. Öcalan için verilecek olan kararlar Kürt sorununu ve Türkiye'nin geleceğini etkileyecektir. Çünkü Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesinin, gözleri bağlı olarak kameralar karşısına çıkarılmasının bile halkta nasıl bir yankı yarattığı, büyük bir öfkeye yol açtığı biliniyor zaten. Dolayısıyla bu sorunun daha da derinleşip çözümsüzleştiğini düşünüyorum. Bu noktada Öcalan'ın burada olması bir şansa çevrilebilir. Aklı selim bir yönetim, Türkiye'nin çıkarını düşünerek ırkçı yaklaşımlara teslim olarak değil, demokratik barışçıl yaklaşımları esas alarak bunu şansa dönüştürebilir. Öcalan şahsında bu sorun çözülebilir aslında.
Öcalan'ın Türkiye'ye getirilmesi sürecinde MHP'nin şovenizmi kışkırtan bir rolü oldu. Ardından seçimlerde yüzde 18'lik bir oy oranına ulaştı. Kurulacak hükümette yer alması da ihtimal dahilinde görülüyor. MHP'nin de içinde yer aldığı bir hükümetin bu soruna yaklaşımı nasıl olabilir?
Şimdiden nasıl bir hükümet koalisyonu kurulacağı belli değil. Ama DSP ve MHP'nin bir tercih olarak öne çıktığı açıktır. Bu siyasal tablonun ortaya çıkmasının savaşın bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Şovenizme karşı güçlü bir karşı duruş olmamasının, şovenizme teslim olan veya şovenizme ses çıkarmayan bir sürecin getirdiği sonuçtur. Savaşı kışkırtan, mağduriyetler, kayıplar, acılar ve gözyaşı üzerine politika yapan bu anlayışa pirim veren tavır sürdürülürse Türkiye tamamiyle bir çıkmaza girer. Başta MHP olmak üzere, DSP'nin ve diğer partilerin de aklı selim düşünmesi gerekir. Bu coğrafyada yaşayan herkesin eşit ve özgür bir şekilde yaşamasını esas alan bir demokratik atmosfer yaratılması noktasında herkes çaba göstermelidir. Temel sorun savaşı derinleştirmek, şovenizmi kışkırtmak değil, barışı esas alan bir politika etrafında kenetlenmektir.
Yani MHP'nin hükümette yer alması, net bir şekilde bu sorunu olumsuz etkileyecek midir?
Bu MHP'nin tercihine bağlı bir sorundur. MHP'nin şu anki çizgisi bu konuda çok umutlu kılmıyor bizi. Ama hükümete gelecekse, bu kadar güçlü bir oy almışsa çıkarmamız gereken sonuçlar da vardır. MHP'nin, DSP'nin alacağı tavır, tüm muhaliflerin alacağı tavra bağlıdır. Süreç bu anlamda açık bir süreçtir.
Öcalan Davası birçok basın kuruluşuna kapalı bir şekilde yapılacak. Sınırlı sayıda -TRT ve AA gibi resmi kurumlar- yayın kuruluşuna davayı izleme hakkı verilmesi, davanın kamuoyuna yansıması açısından nasıl bir etki yaratacaktır?
Davanın tüm yayın kuruluşlarına açık olmasını arzu ederdik. Bu aynı zamanda, gelişmelerin kamuoyu tarafından doğru bilinmesini ve değerlendirilmesini sağlayacaktır. Ancak duruşmaya ilişkin muğlaklık da devam ediyor. Ama yapılan açıklamalar, davanın basına kapalı olacağı yönünde. Sizin de belirttiğiniz gibi sınırlı sayıda yayın kuruluşunun duruşmayı izleyebileceği belirtiliyor. Bu, kamuoyunun davayı izlemesi, haber alma hakkı açısından olumsuzluktur. Bu, yargının vermiş olduğu bir karardır. Ama bu davayı baştan beri yöneten, yönlendiren Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi'dir.
Öcalan'ın morali nasıl? Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri nasıl değerlendiriyor?
Öcalan'ın tecrit uygulamasının sona erdirilmesi yönünde bir talebi var. Bulunduğu ortamın, sağlığını bozduğunu söylüyor. "Yaşamımı zorlayan bir ortam" diyor. Biz avukatlar, genel anlamda gelişmeleri aktarıyoruz. Örneğin Kosova'daki son gelişmeleri. Ama Öcalan Kürt sorununun önümüzdeki süreçte Türkiye'nin ve dünyanın gündemine daha fazla gireceğini söylüyor. Bu noktada kendi duruşunu Kürt sorununun barışçıl ve demokratik çözümünden yana koyuyor. Bu noktada adım atma durumunun da devlete ait olduğunu ifade ediyor.
ÖNCEKİ HABER

Demirel'den Öcalan mesajları

SONRAKİ HABER

İşkence iddiaları karşısında devletin kapısı duvar: İşkenceye sıfır yanıt

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa