14 Haziran 2015 04:58

Türk Traktör işçileri: Bir hamle geride kaldık

‘Büyüyen Türkiye’de ekmeği küçülen Türk Traktör işçileri patronların birkaç hamle sonrasını düşünerek hareket ettiğini, ancak kendilerinin bunu yapmayı henüz başaramadıkları görüşünde. Çok şey kazandıklarını, çok şey öğrendiklerini belirten işçiler, bundan sonrası için kafa yormaya devam ediyor. (FOTOĞRAF: Birkan Bulut)

Paylaş

Cem GURBETOĞLU
Ankara

Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nin ortasında, “Yeni Türkiye”nin sembolü ilan edilen Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nın yakınında yüzlerce işçi 12 gün fabrikaya kapandı. Üstelik Türkiye’nin en büyük sermaye gruplarından Koç Holding’e ait bir fabrikada. Hem de işçilerin “Yeter artık” dediği Türk Metal Sendikası’nın kalesi olarak bilinen bir yerde. Türkiye’nin dört bir yanından gelip Türk-İş Genel Merkezi ve çevresini direniş kentine çeviren TEKEL işçilerini bir yana bırakırsak, Ankara yakın tarihinin en büyük işçi direnişine tanıklık etti Türk Traktör’de.

İşçiler “Derdimizi anlattık, gücümüzü gösterdik” diyerek kendileri bitirdi direnişi. Bittiği gün patronun ilk adımı işçi sözcülerini işten çıkarmak oldu. Bursa ve Kocaeli’deki fabrikalarda işçilerin önleyebildiği bu saldırıyı, Traktör işçisi neden engelleyemedi? Sorunun yanıtı 12 günün de öncesine uzanıyor.

‘BÜYÜYEN TÜRKİYE, KÜÇÜLEN EKMEK’

Yakın bir zamana kadar Türk Traktör’de çalışmak işçiler arasında ayrıcalık olarak görülüyordu. Fakat “büyüyen Türkiye” denilen yıllarda Traktör işçilerinin hem maaşları, hem de sosyal hakları eridi. Fabrikada örgütlü Türk Metal Sendikası ise toplusözleşme dönemlerinde işçiye verdiği sözleri hiç tutmadı. Her ne kadar sendika “Sözleşmeyi işçilerle hazırladık” dese de, işçiler hep sözleşmenin içeriğinden haberdar olmadıklarını söylediler. Sendika temsilcilerinin ve şube yöneticilerinin adeta patron temsilcisi gibi davranmasından şikayet ettiler. Adapazarı’na gitmeyi kabul etmeyen işçilerin atılmasına sendikanın seyirci kalması da bu duruma tuz biber ekti.

SENDİKAYA ÖFKE HEDEF ŞAŞIRTTI

Metal patronlarının örgütü MESS ile yapılan 3 yıllık sözleşme bardağı taşırdı. Ancak Türk Metal’in sözleşmeyi kazanım gibi göstermeye çalışması daha da büyük öfke yarattı. Öyle ki, bu öfke işçinin hedefini zaman zaman şaşırmasına bile neden oldu. Öfkeleri kendilerini bu çalışma koşullarına mahkum eden Koç Holding’ten de çok sendikaya yöneldi. Renault ile ilgili sendikadan yapılan açıklamalar, fabrika içinde konuyu gündem eden işçilerin sendikacılar tarafından odalara çağrılıp tehdit edilmesi “artık yeter” dedirtti.

Üretimde yaşadıkları her sıkıntıda karşılarından fabrika yöneticilerinden önce sendikacıları gören işçilerin öfkesi de önce sendikaya yöneldi. Fabrikaya kapanan işçilerin büyük çoğunluğu bu durumu “Bizim derdimiz patronla değil, sendikayla” diyordu.

Bu durum, “sendikayı defettik artık işimiz kolay” diye düşünülmesine yol açtı. Kuşkusuz Türk Metal Sendikası’yla yolları ayırmak işçiler açısından küçümsenemeyecek bir adım. Ama sendikaya elindeki gücü verenin de Koç Holding yönetimi olduğu zaman zaman unutuldu. Sendikada oyun bitse bile, patronlarda oyun bitmiyordu.

GERİDE KALANLARI UNUTTUK

İşçiler bundan sonra atacakları adımlar için şapkayı öne koyup düşünüyor. “Tecrübesizdik” diyorlar. Bir işçi anlatıyor: “Yola çıkarken işten atılmayı da göze aldık. Ama grevin heyecanıyla bazı şeyleri gözden kaçırdık. Bazı arkadaşlar çok kararlıydı. Sonuna kadar sürsün diyorlardı. Ama geride kalanları unuttuk biraz. İş uzayınca geride kalanlar kaygıya kapıldı. Onların bu hallerini görünce ‘Dağılmadan bitirelim’ diye düşündük. Ama bunu da ‘Sonuna kadar götürelim’ diyenlere anlatamadık. Aslında kazanmışken, içeriye dağınık girdik. Patron da bunu görünce affetmedi, kelle almaya başladı.”

NEREDE DURACAKTIK?

İşçiler direniş boyunca kendi güçlerini gördüler. Bu gücü görünce MESS’i ve Koç Holding’i fazla küçümsediklerinin şimdi farkına varıyorlar. Başka bir işçi anlatıyor: “Adamlar attığı her adımda bir sonra yapacaklarının hesabını yapmış. Satranç oynar gibi. Attıkları mesajları bile yarını düşünüp atmışlar. Bizle görüşmeye gelenlerden bir ikisi avukatmış. Avukatları var, uzmanları var. Biz kara düzen çaldık sazı. Onların yaptıklarına göre hareket ettik. Sonra bir baktık öne geçmişler. Öncesinden alttan alta öremedik Renault gibi. Sendikayı zaten ilk günler defettik. Gümbür gümbür girebilirdik fabrikaya. Heyecana kapıldık.”

İŞTEN ATMALARA HAZIRLIKSIZ YAKALANDIK

“İşten atmalara nasıl engel olurduk” sorusuna da işçiler yanıt arıyor. Birçok işçinin aklına bile gelmemiş işten atmalar. Onlardan biri, “Bizim derdimiz patronla değil, sendikayla diyorduk. Kimimiz üretim birim sorumlusu. Yani yönetime yakın kişilerdik. Bize bunu yapmazlar sanıyorduk” diyor.
Durumu önceden fark eden işçiler de var. Onlar iki noktaya dikkat çekiyor:
* “Üretim başlayınca işten atmalar başlarsa ne yapacağız diye hiç konuşmadık. Hazırlıksızdık.”
* “Eylemi bitirirken kırılanlar, küsenler oldu. Kırılmadan girseydik, işten atmalara hemen yanıt verilebilirdik.”

İLETİŞİM SORUNU

İşçiler fabrikaya girdikten sonra iletişim konusunda da sıkıntı yaşamaya başladılar. Sıkıntının bir kaynağı, fabrika yönetiminin bir dakika bile işçileri yalnız bırakmaması. Ancak diğer yönü de işçilerin direnişte kurduğu komitelerin işlerliğini yitirmesi. Birçok işçi temsilcisinin işten atılması da bunda önemli etken. Metal İşçileri Birliği gibi bazı facebook sayfalarından işçiler şikayetçi. Kontrolsüz, kaynağı belirsiz yazılıp çizilenler işçiler arasında kırılmalara neden olmuş. Patron ve Türk Metal temsilcilerinin de bu sayfayı takip ettiğine dikkat çeken işçiler, işçinin yararına sanılıp paylaşılanların bazen atacakları adımların önüne engel olduğunu söylüyor.  

Fabrika içinde ise Türk Metal temsilcileri yalanlarla işçiler arasına güvensizlik tohumları ekiyor. İşçilerin seçtiği sözcülerden birinin başka bir sendikadan 100 bin TL aldığı iddiasını dillendiriyorlar.  Neyse ki bu yalanlara işçiler itibar göstermiyor. Şimdi işçiler doğru bir iletişim ağı kurmanın da yollarını arıyor.

MEVCUT SENDİKALAR UMUT VERMEDİ

İşçiler bundan sonrası içinde ciddi bir arayış içerisinde. Çelik-İş’in önceden beri varolan ilişkileri üzerinden girişimleri olduğu belirtiliyor. Ancak işçiler Çelik-İş’e mesafeli. Birleşik Metal-İş konusunda ise kafalar karışık. İşçiler farklı gruplar halinde Birleşik Metal ile temasa geçmişler. Ancak hepsi de Birleşik Metal’in tutumu karşısında hayal kırıklığı yaşamış.

Bir işçi şöyle anlatıyor: “2017’ye kadar çoğunluğu korursanız, o zaman yeni sözleşme yapabiliriz, dediler. ‘O zamana kadar size şube veremeyiz, temsilcilik veremeyiz’ diyorlar. Biz 2017’ye kadar bekleyecek olsak niye 12 gün üretimi durduralım. Türk Metal bile temsilci seçimlerini yenilemekten falan bahsediyor. Niye böyle davrandılar anlamadık.”

KOÇ’UN TÜRK METAL TERCİHİ

Fabrika içinden gelen bilgiler diğer fabrikalardan gelen haberlerle birleştirilince Koç Holding’in Türk Metal Sendikası’nı hâlâ “paydaş” gördüğü açıklıkla görülüyor. Traktör’de yeni alınan işçilerin üretime başlamadan Türk Metal’e üye olmaları isteniyor. Halbuki yıllardır deneme süresindeki işçiler sendikaya bilinçli olarak üye yapılmıyorlardı. İstifa eden işçilerin de baskıyla Türk Metal’e yeniden üye yapılmaya başlandığı bilgileri geliyor. Sayının yeniden 300’ü bulduğu belirtiliyor.
Yani Türk Metal’de, Birleşik Metal’de 2017’ye hazırlık yapıyor. Mevcut yasa ve mevzuatlara göre 2017’de toplusözleşmede sahneye çıkacaklar. Ancak işçinin talepleri acil. Ne 2017’yi beklemeye, ne de mevzuata uymaya niyetleri yok.
Bağımsız sendika konusunda tartışmalar sürüyor. Ama o konuda da mevzuat, yasalar ve bürokratik prosedür gözlerini korkutmuşa benziyor. “Geç mi kalırız” diye soruyorlar birbirlerine. Fakat mevcut sendikaların bu tutumu sürerse, işçinin de başka bir yolu gözükmüyor.

KÖR MÜ OLMUŞLAR?

Evrensel’in yıllardır işçinin ağzından yazdığı bu duruma sendika yöneticileri ya inanmıyordu, ya da görmek istemiyordu. Bir sendika yöneticisinin “Yahu nereden çıkarıyorsunuz bunları. Biz gidiyoruz fabrikalara, işçiler çok memnun. Eski sendikacılık dönemi geçti artık. İşçi ailesiyle otellerimizde tatil yapıyor. Ücretli, sosyal hakları diğer fabrikalardan çok iyi. İşçi artık bunlara bakıyor”  dediğini hatırlıyorum. Tabir uygunsa, işçinin hissiyatına kör gözle bakan bir anlayışla hareket ediyorlardı.
Ancak bu “körlük” ne kadar masumdu, ayrı bir tartışma konusu. Çünkü sendikaların artık ancak patronla, holding yöneticileriyle işbirliği içinde örgütlü kalabileceği, değilse fabrikalardan silinip atılacağına ikna olmuş bir anlayış kemikleşmiş durumda.
Bursa’dan başlayan grev dalgası işte bu sendikal anlayışı serseme çevirdi. İşçiyi küçümseyen, hakkını arayamayacağını düşünenler gelen dalga karşısında hâlâ patronla işbirliği içinde ayakta kalmaya çalışıyor. Hâlâ patronla el ele işçiye korku salarak hüküm sürmek derdinde.

ÖNCEKİ HABER

‘Sağlıkta dönüşüm’ün sağlıkçı kadınlara dönüşü

SONRAKİ HABER

Erkan Baş'tan sandığa çağrı: AKP'nin karanlığına 'dur' demek için oy vereceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa