10 Haziran 2015 18:32

ROTA

Bugün binlerce metal işçisi, kendilerinin yönettikleri bir sendikayı tartışıyorlar. Çünkü kendi örgütlerini yaratabildikleri ölçüde güçlenecek ve sınıf kardeşleriyle birleşecekler. Bu tartışma, biz gençlerin sadece kendi sınıfımızın mücadelesine bağlanması açısından yürüyeceği yolu göstermiyor. Aynı zamanda gençliğin ancak kendi örgütlerini kurarak, kendi birliklerini sağlayarak bu saldırılara karşı koyabileceğini, burada her türlü bireysel kurtuluş arayışının bir yanılgı olacağını da gösteriyor.

Paylaş

Maçın İkinci Yarısı Başlıyor!

Seçim sonuçları çeşitli biçimlerde tartışılıyor. Lafı çok uzatmadan seçimlere bir de gençliğin penceresinden, kendi penceremizden bakalım. Sermaye hükümeti AKP’nin seçim propagandası başta olmak üzere, siyasi partilerin gençliğe vaatlerine dair seçim süreci boyunca sayfalarımızda bir tartışma yürüttük. Her genç kendi yaşamından bakarak, talepleri ile hayatı arasındaki karşıtlığı fark ediyor. Ama bu yaşam koşullarını değiştirmede nasıl bir yol izleyeceğine dair yaptığı tartışmalarda, içinde bulunduğu ideolojik kuşatmadan sıyrılarak, taleplerini formüle eden bir hat izleyebildiği söylenemez.
PERDENİN ARKASINDAKİ GERÇEK
Egemen sınıflar din istismarcılığından, Kürt sorunu etrafında halkların ve gençliğin kutuplaştırılmasına kadar izledikleri politikalar ile gençliğin birlik olmasının önüne geçmek istiyor. Burjuvazinin ise bu perdenin arkasından işçileri, emekçileri ve sınıfın gençliğini bölerek, talepleri etrafında bir birliği engellemeye çalıştığı bir gerçek.
Gericilikte kendi tabiriyle ‘ustalık döneminde olan’ AKP, gençliği kazanmak için demokrasi, özgürlük, ekonomik istikrar vaadetmekten geri durmadı. AKP ve onun başkanlık heveslisi ‘tarafsız’ liderinin, tüm ülkeyi Ortaçağ karanlığına sürüklemeye çalıştığı, Ortadoğu’da en gerici örgütlerle işbirliği yaptığı politika bize şöyle yutturulmak istendi; ‘Yeni Türkiye’nin, demokrasi ve özgürlüğe alan açan, darbecilerle hesaplaşan politikası! Milyonlarca liralık, yalana dayanan seçim kampanyasına rağmen AKP, 13 yıldır ilk kez tek başına hükümet kuramayacak bir oy kaybına uğruyor. Barajı aşmaması için her yolun denendiği bir ortamda, Türkiye’deki demokrasi güçlerinin önemli bir bölümünün desteklediği HDP,
antidemokratik seçim barajını dağıttı.
BARAJIN ARDI
Bu tablo, gençliğin içinde bulunduğu ideolojik hegomanyanın dünkü gibi devam etmeyeceğinin göstergesi. AKP’nin içinde bulunduğu sarsıntının, yarattığı hegomanyayı da parçalayacak bir depreme dönüşmesinin ilk ibareleri sayılabilir. Barajın aşılmasının, statükonun sarsılması açısından bir anlamı olduğu kesin. Bunun yanına demokrasi güçlerinin, meclis dışındaki mücadelesinin, parlamentoda da güçlendiğini söylemek abartı olmayacaktır.
BU DAHA BAŞLANGIÇ
Diğer taraftan sermayedarlar, onların partileri, statükonun nasıl paylaşılacağını düşünüp yeni formüller arayarak; kendi düzenlerini sürüdürecek bir yol bulmaya girişmişlerdir.
Bu nedenle mücadelenin bir başka yönüne ısrarla dikkat çekmek gerekiyor. Seçimlerin yarattığı yeni atmosferi de değerlendirerek, AKP gericiliğinin teşhir edilmesi, 13 yıllık iktidarınca süren iş cinayetlerinin, katliamların, kutuplaştırıcı politikalarının sorulacak hesabı var. Ve elbette Bilal’in hafızasına sığmayacak miktarda hırsızlıkların hesabının sorulması için bu barajı aşmaya daha başlangıç demeliyiz. Neoliberal politikaların, AKP tarafından muhafazakarlıkla soslanmış bir istikrar politikası, fabrikalarda iş barışı olarak sunulduğunu teşhir etmeliyiz. Katmerli sömürüye dayanan çalışma koşullarının 13 yıldır AKP ile büyüyen arkadaşlarımıza reva olmadığını göstermeliyiz. İnsanlık dışı bir yaşam ve çalışma hayatı biz gençlerin geleceği ve kaderi değil ise kendi kaderimizi yazacak bir mücadele hattı yaratmalıyız.
MAÇIN TAKTİKLERİ KENDİ  TARİHİMİZDE!
Haftalardır dergimizde tartıştığımız ‘şeyin’ esası budur. Gençliğin her yerde talepleri etrafında bir birlik oluşturmasıdır. Sınıfın gençliğinin talepleriyle, sermaye partilerinin dayattıkları yaşam arasındaki çelişki o zaman hiç olmadığı kadar açık hale gelecektir.
Çünkü sermaye partileri milyonlarca emekçi ailesinin çocuğunu, kendi bankasına para taşıyacak bir tekerlekten ibaret görmektedir. %18 lik işsizlik oranı, 12 saate varan çalışma saatleri, bir türlü TÜRKİŞ’in açıkladığı açlık sınırına bile varamayan ücretlerle yaşıyoruz. Kültürel ve sosyal hayat ise AKP’li belediyelerin ‘Ortaçağ’a nasıl döneriz?’ etkinliklerinden ibaret olduğu, ‘Yaşıyor muyum yaşamıyor muyum belirsiz’ diye bir duygunun yaşamımızı kapladığı bir haleti ruhiye içinden çıkıp, 1967-1971 yılları arasındaki işçi eylemlerinin, 89 bahar eylemlerinin ve şimdi metal işçilerinin gösterdiği yoldan gitmek; kendi sınıfımızdan, kendi mücadele tarihimizden öğrenmek gerek şimdi.
İŞÇİ SINIFININ BİZE GÖSTERDİĞİ
İnsanca yaşam ve çalışma koşulları için, parasız, bilimsel, demokratik, anadilde eğitim mücadelesinin yükseltilmesi, işsizliğe ve geleceksizliğe karşı mücadelenin güçlendirilmesi ancak böyle bir yolla mümkün olur. Bu yol gençliğin kendi sözünü söylemesinden, kendi karar organlarını yaratmasından geçer. ODTÜ’de 1 Mayıs’ta ortak bir pankartla yürüyen kulüp ve toplukların ortak taleplerinde kristalleşen bu yol, sermaye gericiliğinin üniversitelerdeki sonu olacaktır.
Bugün binlerce metal işçisi, kendilerinin yönettikleri bir sendikayı tartışıyorlar. Çünkü kendi örgütlerini yaratabildikleri ölçüde güçlenecek ve sınıf kardeşleriyle birleşecekler. Bu tartışma, biz gençlerin sadece kendi sınıfımızın mücadelesine bağlanması açısından yürüyeceği yolu göstermiyor. Aynı zamanda gençliğin ancak kendi örgütlerini kurarak, kendi birliklerini sağlayarak bu saldırılara karşı koyabileceğini, burada her türlü bireysel kurtuluş arayışının bir yanılgı olacağını da gösteriyor.

 

ÖNCEKİ HABER

Dışişleri Bakanlığı'ndan AP'ye tepki

SONRAKİ HABER

"Mançalı Adam" Süreyya Sahnesinde

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa