03 Haziran 2015 05:00

AKP'nin ekonomide 13 yılı: Sömürü ekti yoksulluk biçti

AKP’nin, iktidarı boyunca en çok övündüğü alan olan ekonomi tel tel dökülüyor. İşte tablo: Resmi rakamlara göre 3.5 miyon kişi işsiz. Ülkedeki yoksul sayısı 20 milyonu aşıyor. 227 bin KOBİ icralık. Günde ortalama 350 dükkan ve küçük işyeri kapanıyor. Ailelerin yüzde 65’i borçlu. Yılda ortalama 1200-1300 işçi iş cinayetine kurban gidiyor. HÜKÜMET gelecekten iyi haber veremiyor. Üç yıl boyunca işsizlik çift hane, büyüme temposu düşük, enflasyon yüksek. Hükümet, ekonomideki kötü tablonun sorumlusu olarak ‘Gezi’cileri ve paralelcileri gösterse de işin aslı şu: AKP’nin dışarıdan gelen sıcak paraya ve ucuz emeğe dayalı ekonomik modeli duvara dayandı.

Paylaş

DOSYA: AKP'nin 13 yılı

SUNU: AKP'NİN EN GÜÇLÜ YANI EKONOMİ Mİ?

AKP’nin 13 yıllık iktidarı boyunca (Son dönemi hariç) en çok övündüğü konuların başında,  tartışmasız, ‘ekonomi’ geliyor.   
Hükümetin kendisini en başarılı bulduğu alanın da ekonomi olduğu söylenebilir. Eğer öyle olmasaydı hükümet yaşadığı her sorun, her olumsuzluk, her  politik sıkıntı karşısında hep şu savunmayı yapmazdı: “Türkiye ekonomisi çok başarılı. Bu başarının önünü kesmek isteyen
iç- dış çeteler ve lobiler yüzünden sıkıntı yaşıyoruz”.  
‘Ekonominin iyi gittiği’ tezi o kadar kanıksanmıştı ki... “Bu ülkede ekonomi iyi gittiği sürece
diğer toplumsal sorunlar bu hükümeti yıkmaya yetmez” duygusu hakim hale gelmişti. Biçare ‘Ekonomik kriz gelse de kurtulsak’ diyebilen ‘akılsız’ bir muhalefet bile oluşmuştu.
Peki işin aslı neydi? Gerçekten muhalefetin bile kabul etmek zorunda kaldığı bir ‘ekonomik başarı’ söz konusu muydu? Ortada bir başarı mı yoksa bir yanılsama mı var?


Bülent FALAKAOĞLU

İktidarın 13 yıllık ekonomik karnesini değerlendirirken sondan başa sarmakta fayda var. Çünkü son iki yıla ilişkin tespitlerde iktidar temsilcilerinin bir kısmıyla bile uzlaşmak mümkün. Ve buradan yola çıkarak bugünkü sonuçları doğuran geçmişe ilişkin hangi noktalarda ayrışıldığını tespit etmek daha kolay!
Son dönemin özelliği ne? Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ve bazı hükümet temsilcilerinin bile bir ‘kriz’den bahsetmesi.
Onlara bunu dedirten ne? Ekonominin büyüme hızının yüzde 3’lerin altına düşmesi. Enflasyondan işsizliğe bir çok alandan kötü haber gelmesi vs.  
Peki bu kötü haberlerin sorumlusu kim? Cumhurbaşkanı ve hükümet kurmaylarına göre, ‘Gezi’ciler ve 17-25 Aralık yolsuzluk operasyonlarını yapan paralelciler.
Ortada, ‘kriz’ denilince bu ülkenin vatandaşının algıladığı gibi, bankaların çökmesi, döviz kurlarının aniden çok yükselmesi, şirketlerin batması gibi bir durum yok. Lakin ağır bir tablonun olduğu çok açık. Bu nedenle uzun yıllardır hiç olmadığı kadar ekonomik vaatlerin öne çıktığı bir seçim atmosferi yaşıyoruz.
Peki tablo nasıl?

İŞSİZLİK FECİ YOKSULLUK DERİN

Resmi işsizlik oranı yüzde 11.2. İşsiz sayısı ise 3 milyon 226 bin. Bu ülkede umudu olmadığı için ya da diğer nedenlerle son 4 haftadır iş aramayanlar işsiz sayılmıyor. İşe başlamaya hazırlar fakat işsiz sayılmıyorlar. İşte bu umutsuzlar eklendiğinde işsiz sayısı değişiyor.
İşsizlik oranı yüzde 18.4 ve işsiz sayısı da 5 milyon 779 bine yükseliyor.
Gençler ve kadınlarda işsizlik oranı vahim, resmi verilere göre gençlerin (15-24 yaş) yüzde 20’si işsiz. Yani her beş gençten biri boşta. Ne işte, ne stajda, ne de askerde olan fakat hükümetin işsiz saymadığı gençler eklenince oran yüzde 30’a çıkıyor. Her üç gençten biri işsiz yani.
Kadınlarda durum daha da vahim. Kadınların yüzde 70’i çalışma hayatının dışında.
Resmi verilerin dışındaki tablonun vahameti hatırlatıldığında Çalışma Bakanı Faruk Çelik, iş bulamamaktan yılmış olma halini dikkate almadan şu cevabı veriyor: “İş aramayana niye biz işsiz diyelim ki. Bizim için asıl olan resmi verilerdir.”
Lakin hayat resmi rakamlara göre değil gerçeğin kendisine göre aktığı için yoksulluk artmış durumda. Türkiye İstatistik Kurumunun (TÜİK) hesaplamasına göre aylık 500 liralık gelire sahip olanlar yoksul kabul ediliyor. Ve bu hesaba göre bu ülkenin 12 milyon yoksul vatandaşı  var. Oysa aylık gelir 850 TL baz alındığında ülkedeki yoksul sayısı 20 milyonu aşıyor.
Yoksulluk oranı yüzde 30’u buluyor. Yani neredeyse her 3 kişiden biri yoksul. Gıdadan sosyal aktivitelere kadar uzanan ihtiyaçları gidermeyi baz alan, daha gerçekçi olan, Sendikaların kullandığı yöntemle yapılacak bir hesaplamanın yoksulluk konusunda daha vahim sonuçlar ortaya koyacağı muhakkak!

AİLELER ZOR DURUMDA

Hükümet yetkililerinin, “Son bir yılda neredeyse 1.5 milyon insana iş bulduk” diye övünmesi aslında birçok gerçeği bize yalın bir şekilde anlatıyor.
Gerçek şu iki soruda saklı. Bir, bu kadar insana iş bulunmuş olmasına rağmen işsizlik nasıl oldu da arttı? İki, ekonomi yüzde 3 bile büyümemişken bu kadar insana iş verilmiş olması anormal bir durum değil mi?
İşsizlik artıyor çünkü... Çalışabilir nüfusun içerisinde iş talep edenlerin sayısı giderek artıyor. Yani daha çok insan iş talep eder hale geldi. Örneğin kriz döneminde kadın iş gücünde olduğu gibi! Bu dönemde de kadınların, özellikle düşük eğitimli kadınların iş talebi yükseldi. Kriz arifesinde Kasım 2007’de kadın iş gücüne katılım oranı yüzde 22.4’tü. Yani çalışabilir yaştaki (15-65 yaş arası) her 5 kadından 1’i iş gücüne katılıyordu. Kasım 2014’te yüzde 30.2’ye yükseldi. Yani artık her 3 kadından 1’i iş gücüne katılıyor.
Kadınlar kendisini evde tutan anlayışı, çalışmanın ayıp sayıldığı mahalle baskısını aşıp iş talep eder hale gelmişse toplumda yoksulluk yaygınlaşmış demektir. Artık çekilen krediler ödenemiyor, ev geçindirilemiyor. Aynı dönemde erkek katılım oranının yüzde 69’dan 71’e yükselmesi yoksulluğun yaygınlaşmış olduğu gerçeğini teyit ediyor.
Sorunun ikinci kısmına gelince... Ekonominin büyüme hızı düşük olunca bulunan işler de ucuz ve niteliksiz oluyor. İşler inşaatta ve hizmet sektöründe. Ucuz ve geçici. Söz konusu durum yoksulluğu yaygınlaştırıcı bir işlev görüyor.

AKP’NİN İLK YILLARI NASILDI?

Şimdi ‘iç karartıcı’ bu tablodan geriye doğru sarmak için şu soruyu soralım: “Peki, AKP’nin çok övünülen ilk yılları nasıldı?
Türkiye ekonomisi 2002 ve 2008 yılları arasında kesintisiz ve yüksek sayılabilecek bir ekonomik büyüme dönemi yaşadı. Bu süre zarfında enflasyon ve bütçe açıkları kontrol altına alındı, kamu borcunun ulusal gelire oranı azaldı. İhracat hızla arttı.
2009 yılında ‘teğet geçti’ denilen küresel kriz etkisiyle büyümede bir düşüş yaşansa da, Türkiye ekonomisi 2010 ve 2011 yıllarında  sırasıyla yılında yüzde 9.2 ve yüzde 8.5 oranlarında bir büyüme performansı gösterdi. Söz konusu performans Türkiye’yi yönetenlere
2023 yılında dünyadaki en büyük onuncu ülke olma hayallerini bile kurdurdu.
Evet Türkiye ekonomisi bu performansı gösterdi. Küresel gelişmelerin bu performansta çok büyük desteği oldu. Bol ve ucuz döviz bolluğu rüzgarıyla ve ucuz emek üzerinden şişirilen yelkenle yol alındı. Bu sadece Türkiye’ye özgü bir durum da değildi. Gelişmekte diye tabir edilen pek çok ülkede durum aynıydı.
Krizdeki ABD ve AB hariç, neredeyse herkes büyüme temposunu artırırken tempoyu artırmak başarı mıdır? Türkiye’nin büyüme hızı birçok yoksul ve orta gelirli ülkelerin gerisinde kaldığından dolayı bu soruya şöyle yanıt verenlerin de olduğunu belirtelim: “Herkesin hızını artırdığı böylesi bir ortamda, hızı bu ortalamanın altında kalan atlet, hızını geçmişe göre çok artırmış olsa dahi göreli olarak başarısız denebilir.”
Bu başlı başına tartışılması gereken bir konu. Fakat asıl bakılması gereken yer, Türkiye’nin büyüme hikayesinin yarattığı şu tablo:  
*Türkiye  ekonomisi büyürken istikrarsız-geçici, düşük ücretli, yarı zamanlı ve güvencesiz istihdamla büyüdü.
*Yılda ortalama 1200-1300 işçinin iş cinayetine kurban gittiği bir çalışma hayatı oluştu.
*Yardımlarla yaşamaya muhtaç milyonlarca aile yarattı. (Sadece, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı 3 milyon aileye yardım yapıyor).
*Türkiye gelirini adil paylaşmayan ülkeler sıralamasında ilk üçe girdi. (2002 yılında Türkiye’de sadece 4 dolar milyarderi bulunuyordu. O günden bugüne, 40 daha eklenip dolar milyarderlerinin sayısı 44’e ulaşırken yoksulların sayısı da arttı.)    

BORÇ ÜZERİNDEN YÜKSELEN HİS!

Vatandaş, ekonomisi iyi mi kötü mü, bilmez mi? “AKP’nin ilk yıllarında vatandaş AKP’yi ekonomik açıdan başarılı bulduğuna göre demek ki durum iyiymiş” tespiti yapılabilir.
İşin sırrı burada.
AKP’nin büyüme ortalaması yüksek değil. AKP’nin ‘başarısı’ rakamlarda değil başka bir yerde!
Rakamlarda durum şu: Cumhuriyet ekonomisinin AKP öncesi büyüme ortalaması yüzde 4.82. AKP dönemi ortalaması ise yüzde 4.8.
Rakamlara bakınca AKP’nin az da olsa daha geride kaldığı görülüyor. Lakin vatandaş açısından sonuç başka. Birincisi, AKP yaşanan ekonomik krizlerin ardından iktidar oldu. Dünyada ucuz ve bol döviz dönemiydi. Bütün gelişmekte olan ülkeler gibi Türkiye’de bu ortamda büyüdü. Büyük 2001 ekonomik krizin ardından 2003-2007 yılları arasında gelen yüzde 7.3’lük büyüme vatandaşa ‘ilaç’ gibi geldi.
İkinci etken ve daha büyük etken ise bol para döneminin yarattığı kredi sisteminde saklı. 2002 yılından önce 100 liralık mevduatın sadece 39 lirası krediye dönüşüyordu. Bu oranın içinde tüketici kredileri neredeyse yok nitelikteydi. 12 yıldır ise milyonlarca insan kredi kullandı. Borçlanarak tüketti. Hayal bile edemezken ev, otomobil aldı. Esnafından tüccarına herkes bu çarktan beslendi. İnsanlar gelirinin çok üzerinde harcadı. Bu da, büyüme rakamları geçmişe göre daha kötü olsa bile, muazzam bir refah algısı yarattı.

Bu sürecin sonucu büyük borç batağı oldu. AKP’nin iktidar olduğu 2002 yılından bu yana hem kamu hem özel sektör hem de vatandaşın borç yükü katlandı. Kamunun borcu 41’den 111 milyar dolara çıkarken, vatandaşın borcu 6.3 milyar liradan 333.6 milyar liraya ulaştı. Yaklaşık 3 milyon kişi borcunu ödemediği için kara listeye girdi.
Türkiye’de borcun rakamından çok borçluların durumu kritik. Zira toplam borcun yüzde 36’sı, geliri 1000 liranın altında olanlara ait. Yüzde 31’i ise geliri 1000-2000 arasında değişenlere ait. Yani borcun neredeyse yüzde 70’i alt gelir gruplarının. Bu da gösteriyor ki, emekçiler en temel ihtiyaçlarını dahi karşılamakta zorlanmış ve hayatını kredi kartı ile sürdürmüş!  

AKP GELECEKTEN İYİ HABER VEREMİYOR

Hükümet, her ne kadar, ‘Geçici bir durgunluk yaşıyoruz, aşacağız’ havasında olsa da gelecekten iyi haber veremiyor. Hükümetin üç yıllık Orta Vadeli Programı (OVP) daha çok yoksulluk ve işsizlik yaşanacağının açıkça itirafı. OVP’ye göre işsizlik üç yıl boyunca yüzde 9’un üzerinde. Önümüzdeki üç yıl boyunca büyüme yüzde 4 civarında. (Türkiye’de yüzde 5’in altındaki her büyüme, yoğun iş talebinden dolayı işsizlikte artışa yol açar ya da kölelik koşulolarında işçiliği artırır).
Enflasyon çift hanelerde. Gıda enflasyonu ise yüzde 15’lerde. Mutfakta yangın var. Döviz kurlarındaki değerlenme TL’ye yüzde 20 değer kaybettirdi. Enflasyonun üzerine gelen kur artışları ‘kara haber’ veriyor. Zira, milyonlarca memurun zamsız geçirdiği. Emeklinin yüzde 3+3 artışa mahkum olduğu... Sendikasız iş yerlerinde sıfır zamların kural haline geldiği... Sendikalı iş yerlerinin ücret erimelerini engelleyemediği bir ortamda mutlak yoksullaşma yaşanıyor.


TARIMDAKİ TIKANMIŞLIK

* Tarım ürünlerinde üretici ve market fiyatları arasında 5 katı aşan fiyat farkları yaşanıyor.
Üretici alın terinin karşılığını alamazken, aracılar haksız ve fahiş kârlar elde edip üretici ve tüketicinin sırtından saltanat sürmesinin sorumlusu kim?
* 12 yılda nüfus 11 milyon kişi arttı. Buna karşılık tarım alanları 2.6 milyon hektar, tarım istihdamı 2 milyon kişi azaldı. Tarım ihracatçısı Türkiye, AKP ile tarım ithalatçısı haline geldi. Patates bile ithal eder hale gelmenin sorumlusu kim?
* Her 5 istihdamdan 1’ini tarım gerçekleştiriyor. Tarımın milli gelire katkısı yüzde 10 bile değilken, sektörün yüzde 20’lik bir istihdam yaratması tam bir tarımda sıkışma hali. Sorumlusu kim?
Tüm bunlara ve dünyada gıda fiyatları düşerken Türkiye’de artmasına bakarak şunu rahatlıkla söyleyebiliriz: Tarımda 12 yıllık ihmal ve yanlış politikalar hem üretici, hem tüketiciyi perişan etti!


HER GÖREVE KOŞULAN ESNAFIN HALİ

Erdoğan’ın, gerektiğinde, ‘Asker, polis ve hakimdir’ dediği esnafa ilişkin tablolar da iç açıcı değil!
* Son on yılda dükkanını kapamak zorunda kalan esnaf sayısı 1 milyon 319 bine  ulaştı.
* Günde ortalama 350 dükkan ve küçük işyeri kapanıyor.
* 226 bin 829 KOBİ, bankalara 12.1 milyar liralık kredi borcunu ödeyemediği için icralık...
* Bu yılın ilk üç ayında 2.2 milyar lira tutarındaki 231 bin 995 senet protesto edildi.  
* 7.4 milyar lira tutarındaki 172 bin 557 çek karşılıksız çıktı.
* Bankacılık sektörünün tasfiye olunacak alacak miktarı 40 milyar liraya yaklaştı. 


BOLLUĞUN SONU...

AKP iktidarı dışarıdan gelen sıcak paraya ve ucuz emeğe dayalı bir model kurdu. Lakin bu bolluğun sonuna gelindi.
Bol ve ucuz para dönemi bitti. Türkiye’nin kendi tasarrufu da yok! Tasarrufların Milli Gelire oranı yüzde 14 (Türkiye kategorisindeki Gelişmekte Olan Ülkeler ortalaması ise yüzde 33). Anlayacağınız nakit sıkışlığı var.
Döviz kurlarındaki artışın getirdiği avantaja rağmen ihracat 5 yıldır dipte. Savaş ve kriz gibi nedenlerle düşen ihracat artışını Türkiye’nin mevcut uygulamalarla artırması neredeyse olanaksız.
Son dönemki işçi eylemlerinin yaygınlığı ve kararlılığına bakılırsa, ucuz emek kullanımında da işler giderek zorlaşıyor.
Milli Gelirin yüzde 5.5’i gibi cari açık verip sadece yüzde 3 büyümek de tam bir çıkmaz sokak.
Sonuç: AKP ekonomisi duvara dayandı!

ÖNCEKİ HABER

Hammami: Erdoğan bütün Araplar için bir sorun

SONRAKİ HABER

"Suudi Arabistan bir gazeteci öldürdü ve Trump bunu önemsemiş gözükmüyor"

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa