02 Haziran 2015 07:14

Dilenmiyoruz direniyoruz

Paylaş

Arzu ERKAN
Kocaeli

Alanın sol başı rengarenk balonlarla süslenmiş. Yüzlerde gülümseme. Birazdan büyük bir özenle hazırlanmış doğum günü pastasının geleceğinden habersiz arkadaşlarının, sürprizlerini anlamaması için büyük bir çaba harcayan işçiler. Pastanın getirilişi ile kahkahaların yükseldiği yer Ford Otosan boyahane işçilerinin direniş alanı içerisinde oluşturdukları bölüm. 

Boyahane, Kaynak, Montaj, Pres... Her bölüm direniş alanı içerisinde kendi yaşam alanını oluşturmuş. Hatta öylesine ki, Gölcüklü bir esnafın dayanışma için gönderdiği koltuk takımı ile montaj işçilerinin kaldıkları bölüm sıcacık bir oda görünümünde. Pazar günleri direnişçi işçilerin yüzünden gülümsemenin, direniş alanında çocuk kahkahalarının eksik olmadığı bir gün. Direnişçi işçiler o gün aileleri, dostları, akrabaları ile yan yana geliyor. Kelimenin gerçek anlamıyla bayram yeri o gün direniş alanı. Direniş alanı çevresinde satış yapan seyyar satıcılar da biliyor olmalı ki ürün çeşitleri arasına çocuklar için balonlar, şekerlemeler hatta oyuncaklar eklemeyi ihmal etmemişler.

HER KELİMEDE KARARLILIK VAR

Direniş alanında bu renkli tablo içerisinde gezinirken bir işçi ailesinin yanına konuk oluyoruz. Yağmurdan korunmak için üste gerilen şeffaf naylonun altında bir masanın etrafında eşler, kayınvalideler, görümceler, eltiler, komşular bir hayli kalabalık bir grupla beraberiz. Direnişin kararlılığı her kelimelerine yansıyor kadınların. Günlerdir çocukları ile birlikte direniş alanında gece-gündüz demeden kalan iki işçi eşi üstüne basa basa bu direnişi kazanacaklarını söylüyor. Birinin ağzından dökülen şu sözcüklerse sohbetin özeti esasen “Dilenmiyoruz, direniyoruz...”

Eşinin 9 yılı aşkın süredir Ford Otosan’da çalıştığını söyleyen işçi eşi, biri 8 diğeri 2 yaşında iki çocukları olduğunu, eşinin evin masraflarının üstesinden gelebilmek için 5 yıl boyunca ek iş yaptığını anlatıyor. İşçi eşi şöyle devam ediyor: “Eşim vardiyadan çıkıyor ikinci bir işe gidiyordu. 20 saat çalışıp 4 saat uyudu bu 5 yıl boyunca. Şimdi eşimde bel fıtığı, boyun fıtığı, omuzda kas sıkışması, tenisçi dirseği hastalıkları var. Ford’dan aldığı para insan gibi yaşamamıza yetseydi ne eşim bu çilelere katlanırdı. Ne de biz çoluk çocuk günlerdir buralarda kalırdık.” 

40 DERECE ATEŞLE BANTTA ÇALIŞMAK

“Ford yönetimi işçiye değer verseydi biz burada olmazdık” sözleriyle sohbete katılıyor başka bir işçi eşi ve eşinin 40 derece ateşle nasıl hatta çalıştırıldığını anlatıyor: “Eşim bir gün ateşleniyor 40 dereceye çıkıyor ateşi. Revirde serum takıyorlar ve öğlene kadar yatıyor revirde. Ateşi biraz düşünce tekrar hatta çalıştırıyorlar tabii ateş iyice yükselince bu seferde antibiyotik veriyorlar. Eşimi bu halde 16.00’ya kadar çalıştırdılar ve sabah kalktı o halde tekrar işe gitti.”

İşçi eşleri direniş sırasında tanıştıklarını söylüyorlar. Her ikisi de Sekapark’ta yapılan ilk eyleme katılmış. O eylemden bugüne de beraberler. Direniş büyüdükçe aralarındaki dostluk da büyümüş, birbirlerini tanıdıkça da dostlukları gelişmiş. Şaka ile karışık “Sekapark’daki eylemin yapıldığı 19 Mayıs gününü Ford işçileri için milat ilan edelim. Her sene aynı yerde buluşalım” diyorlar. Direnişin kendilerini sosyalleştirdiğini söyleyen işçi eşi şunları ekliyor: “Bizim sosyal hayatımız olmuyor. Çünkü para yok. Zaten vakit de yok. Sürekli fazla mesai. Fazla mesai olmazsa para da yok. Ben kirada otuyorum. Başka bir ek gelirim de yok. Oğlum ilkokul 2. sınıfa gidiyor. Okul servisine 10 lira zam yaptılar diye bu sene servise bile veremedim çocuğumu.”

‘ALİ KOÇ BİR AY BİZİM GİBİ YAŞASIN DA GÖRELİM’

Ali Koç’un “Çocuklarımın geleceğinden endişe ediyorum” sözlerini hatırlattığımız işçi eşleri başlıyor anlatmaya: “Eşim 1500 lira maaş alıyor. 370 lira kira veriyorum. 40 lira apartman aidatı. Doğal gaz, elektrik, su faturaları elde avuçta bir şey kalmıyor. Ne yiyeceğiz, ne içeceğiz. Ayda 1 kere pazara gidiyoruz biz. Şimdi ben Ali Koç’a sesleniyorum. Biz onun kadar insafsız da olmayacağız. 2 bin verelim ona, gelsin burada en ucuzundan da bir ev kiralarız. Çok değil sadece bir ay yaşasın. Bakalım ne yapacak?” diyor.

Eşleri fabrikadaki çalışma koşullarını anlatsa da, sendikaları Türk Metal’in işleyişini, nasıl bir sendika olduğunu direniş sırasında öğrenmiş işçi eşleri. Onlar da tıpkı eşleri gibi “patron sendikası” olarak tanımlıyor Türk Metal’i. Ford Otosan yönetiminin işçi temsilcilerini bir an evvel muhatap alması gerektiğini dile getiren işçi eşleri “İşçinin istediği milyonlar değil. Biz sadece ellerini vicdanlarına koymalarını istiyoruz. Şartları kabul edecekler ve bu işçi içeri girecek. Herkesin tek istediği buradan ekmek yemek başka bir şey istemiyor kimse” diye konuşuyorlar. İşçi eşlerinden birinin annesi Zonguldak’a gelin gittiğini anlatıyor. Maden işçilerinin büyük yürüyüşünde oradaymış. Şemsi Denizer’i dilinden düşürmüyor. Aile dostlarıymış. Eşi madende çalışmasa da bütün Zonguldaklılar gibi onlar da katılmış eyleme. Her iki direniş arasındaki farkı “Madencilerin arkasında sendikaları vardı. Bizimkilerse sendikaya karşı mücadele ediyor” sözleriyle anlatıyor. Ailelerin kazanacaklarına inancı ise tam. “Biz haklıyız, ekmeğimizi büyütme derdindeyiz ve kazanacağız” diyorlar.

ÖNCEKİ HABER

Son şarkımızda yine sen varsın

SONRAKİ HABER

Türkiye için çölleşme ve kuraklık uyarısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa