01 Haziran 2015 04:55

Ne yapmalı nasıl yapmalı?

Paylaş

Türk Metal üyesi işçiler
İstanbul

Günlerdir metal işçilerinin (fabrika ayırımı yapmaksızın) okuduğum haberleri yüreğimde, beynimde yer ederken, haberleri okuduğum gözlerimden bugün damlalar akıyor. Başta Renault olma üzere direnen tüm metal işçilerinin kazanımları ile sonuçlanan ve patronlarla işbirlikci sendikaya işçinin gücünü hatırlatan günleri takip ettik, ediyoruz. Direniş her geçen gün güçlenirken sadece metal de degil, diğer iş kollarından işçilerden destek mesajları geldi, gelmeye de devam ediyor. Direnişe devem eden Türk Traktör, Fort,Otosan fabrikalarında da mutlak kazanımla sonuçlanacaktır. (Aslında şu hali ile de direnişler kazanımla sonuçlanmıştır.) Destek mesajlarından bir tanesi Unilever işçilerindendi, oradan bir birkaç cümle hafızama yeretti diyebilirim: “Ekonomik istikrar istemiyoruz. İstikrarın en büyük göstergesi çocuklarımızın açlığıdır.” Bursa da başlayıp dalga dalga yayılan bu onurlu direniş için sayfalar dolusu yazılar yazılabilir, yorumlar yapılabilinir, derin tahlillerede girilebilir… Ama işin özü bu cümlelerde gizlidir.
Bedende durmayacakmış gibi atan yürekler, kabına sığmaz coşku bir Bursa’da, bir Ankara’da, bir Eskişehir’de dolaşıyor. Direnişin bitmediği fabrikalarda dayanışma duyguları ile kararlılıkla devam ediyor. İşşizlik korkusu korkusuzluğa, sinmişlik sindirmeye doğru koşar adım giderken, metal işçileri her geçen gün devleşiyor…
Gücümüz, güçsüzlüğümüzden gelirken (tek başına patronlarbizi hep güçsüz gördüler), birken bin olduk. Ankara da Ankara havalarıyla, Bursa’da çoşkuyla halaylarla, devam ederken, bu onurlu yürüyüş, tarihimize de kendini altın harflerle yazdırdı şimdiden.
Dün Kürt, Türk, Alevi, Sünni diye ayırmaya çalıştıkları bizler nasıl tek yumruk olunur, bir olunur, diri olunur gösterdik sendika ve fabrika patronlarına. Bize bir lütufmuş gibi ekmek verdiklerini söyleyenler, bizler biz metal işçileri olmadan o safahatlerini nasıl süreceklerini hiç düşündüler mi bugüne kadar… Ebette düşündüler onun için yasalar çıkardılar, onun için Türk Metal gibi sendikaları (burada TM semboldur) fabrikalara patronların isteği ile soktular.
Şimdi de tehlike diye lanse etmeye çalıştıkları, “Bu istifalar işçiyi örgütsüzlüğe götürür” safsatalarına inandırmaya çalışıyorlar. Bizler zaten “örgütlü örgütsüzlüğe” mahkum edildik yıllarca. Asıl metal işçisi şimdi örğütlü! Ne yapmalı? Nasıl yapmalı? Sorularının cevabını yaşayarak, yaşatarak verdik. 15 günde kurulan gelecek, artık daha güzel günlere gebe. Birlik kararlılık, metal işçilerinin kendi iç örğütlülüğü ve asıl en önemliside işçi disiplini ile geleceğimizi kazandık. Bu kazanım, bize de gelecegimizi kendimiz kurabiliriz düşüncesi oldu.
Belki bu direnişin asli unsuru olamadan, dilimiz döndüğünce kendi çalışma alanımızda, fabrikamızda anlatmaya, anlamaya çalıştık ama yüreğimiz hep alanlarda oldu. Bizler de İstanbul’da çalışan metal işçileriyiz. Biz de günlerdir yaşananları tartışıyoruz. Ve biz de fabrikamızda ne yapabiliriz sorusuna cevap arıyoruz. Tartışmamıza bile engel koymak için ellerinde geleni yapan sendikacılara inat her gün biraz daha konuşur olduk. Sus payı olarak verecekleri 1000 TL’yi de hak etmediğimizi düşünüyoruz. Renault ve Tofaş’ta alınan bütün hakların bize de verileceğini söylüyorlar. Sanki elde edile tek hak bu  paraymış gibi. Asıl taleplerden birinin TM’nin fabrikalardan gitmesi olduğunu ve temsilcilerimizi işçinin kendi seçmek istemesi gibi talepler hiç yokmuş gibi davranıyorlar. Ekonomik kazanımlar yanında, her gün sendikadan istifaların devam ettiğinide gizliyorlar, gizlemeye çalışıyorlar. Gizlenemeyeceğini bildikleri halde...
Direnen metal işçilerinin kazandığı kazanımların bütün işçi sınıfına yansıyacağını bir kez daha ispat ettik. Renault ve Tofaş başta olmak üzere diğer tüm fabrikalarda direnen yüreği insan sevgisi ile atan metal işçilerini bir kez daha selamlarken, metal işçilerinin birlik ve beraberliğimizin 7 Haziran’da da, sermaye partilerine karşıda duruş sergilemesini ve sandıkta da aynı kararlılıkla ders verilmesini diliyoruz.


Artık herkes kazanmak için mücadele edilmesi gerektiğini biliyor

Birleşik Metal-İş üyesi 
Demisaş işçisi
Bilecik

Az değil bundan 3-4 ay önce Türk Metal’in imzaladığı sözleşmeye imza atmayız diyerek işçi arkadaşlarımızın arasındaki oylama ile grev kararı almıştık ve greve çıktık. Hükümet erteleme kararını almasaydı bütün işyerlerinde güzel sözleşmeler imzalayacağımıza emindik. Ancak grevimiz yasaklandı, yasaktan sonraki gün fabrikada yine üretim olmadı. Ve ertesi gün fabrika yönetimi idari izinli olduğumuzu ilan etti. Aynı şeyi bazı fabrikalar şimdi yine deniyor. Hükümete rağmen sözleşme harici bazı iyileştirmeler aldık. 
Şimdi ise Türk Metal üyesi arkadaşlar eylem yapıyor ve Türk Metal’den istifa etmeye başladılar. Artık herkes doğru yolu bulmaya başladı ve bir şeyleri kazanmak için mücadele edilmesi gerektiğini biliyorlar ve yaptıkları eylemlerin meyvelerini almaya başladılar. Hep söyledik ‘Bu daha başlangıç mücadeleye devam’ diye.
Hükümet ‘milli güvenliği tehdit ediyorsunuz’ diyerek grevimizi yasaklamıştı. Şimdi de sağ olsun bakanlar konuşmalarında yapılan eylemler için ‘zamanlama manidar’ diyor. Ama şunu bilmiyorlar ya da anlamak istemiyorlar; bizler evimize bir tane fazla ekmek nasıl götürürüz diye mücadele ediyoruz. Onlar devlet imkanlarını istedikleri gibi kullanıp paşalar gibi yaşıyorlar. Hatta lüks harcamalarına çerez parası diyecek kadar pişkinler. Evet, seçim zamanı olduğu için olaylara doğrudan müdahil olamıyorlar. Ters teper diye korkuyorlar. İnsanların daha insanca yaşamak için verdiği mücadeleye bile bir kulp bulmaya çalışıyorlar. 
Direnen arkadaşlara son söylemek istediğim; birlik olmaya devam ettikleri sürece insanca yaşayacak hakları almaya devam edecekler, yanlarındayız.


Gücümüzü gösterme zamanı geldi

Başpınar OSB’den 
dokuma işçisi
Antep

Öncelikle Bursa’da, Kocaeli’de, Ankara’da, İzmir’de “yarının gülleri, geleceği çocukları için” direnen ve direnişini zaferle kutlayan işçi kardeşlerime kucak dolusu sevgi ve saygılarımı iletirim.
Bursa’da başlayan bu kıvılcımın tüm Türkiye’deki işçi sınıfını sarmasını temenni ederdim. Bilirsiniz ki 7 Haziran seçimleri öncesi, başlatmış olduğunuz bu direniş, gerek sarı sendika sembolü haline gelmiş Türk Metal’e gerek MESS’e gerekse sermaye devleti, patron yandaşı olan AKP Hükümetine karşı da alınmış ve alınacak bir zaferdir. Hepinizi tebrik ederim.
Bizler işçi sınıfı olarak birleşince, birlikte tek bilek olunca gücümüzü bir kez daha ispatladık. İşçi kardeşlerim, bugüne kadar sayısız grevler ve sayısız zaferler yaşamış bir millet olarak gücümüzü gösterme zamanı geldi ve geçiyor gibi. 
Hepimiz, din, dil, ırk, mezhep savaşı vermeden aynı çatı altında, aynı koşullarda çalışırken; dinimiz, rengimiz ayrılmaksızın sömürülüyor ve katlediliyoruz. Maalesef bu katliamın adına “acı gerçek, kader” diyorlar. Ama değil! Sırf patron az para harcasın, parası cebinde kalsın diye bunlar. İşçi ölmüş; Ahmet ölmüş, Mehmet ölmüş, Hüseyin’in oğlu yetim kalmış… Küçük bir başsağlığı, vicdanı el vermemişse 3-5 lira para, hadi geçmiş olsun… Canımızın kıymeti bu kadar işte! Bu cinayetlere, en acı örnekler olan Soma, Ermenek gibi toplu ölümlerde dikkat çekiyoruz ancak. 
Böyle dikkat çekmek için illa ki ölmek mi gerekiyor? Soma faciasından bu yana Soma’dakinin 2-3 katı işçi ölümü gerçekleşti. Evrensel gazetesi okuyanlar dışında hangi işçi kardeşimizin haberi var? Ama emin olun, işçiler patronlar kadar okumuyor Evrenseli. Gazeteyi daha fazla yaymalıyız, ne kadar yayabilirsek işçiler arasında, o kadar da haberdar oluruz birbirimizden.
Diğer yandan bakarsak, 301 ölümüz toplumda böyle yankı uyandırdı ya; yaşayan milyonlar olarak, insanca çalışma sistemi, ölümsüz, daha güvenli, tam da istediğimiz gibi bir yaşamı kurmak için birleştiğimizde, kim karşımızda durabilir ki? Metal direnişi buna en güzel örnek değil mi?
Birleşince neler kazanabileceğini gösteren metal işçileri gibi biz de umarım bir gün, haklarımızı almak için tek bilek oluruz. 


Kim uzak kim yakın?

İnşaat işçisi
Ankara

Ankara’da bakanlık binası şantiyesinde çalışan bir işçi olarak, ilk düşündüğümde metal işçilerinin direnişi bana çok garip gelmişti. Çünkü biz amcamızın oğlunun köyden topladığı 20-30 akrabayla birlikte çalışmaya gelmiş işçileriz. Köyümüzdeki saygınlık sırasına göre şantiyede de sıralanmışız. Günlük yevmiyemizi amcam alıyor o kendi komisyonunu alınca amcaoğluna veriyor o da kendi komisyonunu aldıktan sonra bize dağıtıyor. Hiçbir şey yapmadan bizim emeğimizden alıyorlar. Bunu yapan da akrabaların olunca ses çıkartamıyorsun. Sadece kendi kendine diyorsun ki “Emmioğlu bunu yapıyorsa elin büyük patronu neden yapmasın.” Yani bu bakımdan, direnmek, hakkını aramak bana uzak kelimeler. Şöyle de bir örnek vermek gerekirse büyük amcamın ekibinde çalışan yeğenim geçenlerde bastığı kalastan düştü kolunu kırdı. Hastaneye götürüp iş kazası raporu alamadık. Hastanede bir sürü yalan söylemek durumunda kaldık. Neden? Çünkü firma amcaoğlunun ona ceza gelmesin. 
Şimdi bir kendi halimize bakıyorum bir de metal işçilerinin direnişe bakıyorum , görüyorum ki orada araba yapan ama hiç bir zaman o arabaya binemeyecek işçiler  var, sonra adamlara olan uzaklığım azalıyor çünkü ben de bina yapıp hiç bir zaman orada oturacak paraya sahip olamayan işçiyim. Benimle emmioğlumun arasındakinden daha fazla bir yakınlığımız, daha fazla bir kader birlikteliğimiz var metal işçisiyle. İki gündür sosyal medyadan takip ettiğim direnişin bana öğrettiği en önemli şey  de bu oldu. Çocukken aynı kiraz ağacına daldığın insan patronunsa sana uzak, hiç tanımadığın bir işçi ise sana yakındır.


 

ÖNCEKİ HABER

AKP = Esneklik güvencesizlik sendikasızlık…

SONRAKİ HABER

Ankapark’ta ücretleri ödenmediği için iş bırakan işçiler içeri alınmadı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa