25 Mayıs 2015 04:57

Araplar ABD işgalinin bedelini ödüyor

Paylaş

Yusuf ERTAŞ
Ali KARATAŞ

IŞİD’in Ramadi’yi Musul benzeri hiçbir ciddi çatışma olmadan ele geçirmesi ve Suudi Arabistan’ın el Katif kentinde Şiilerin camisine düzenlenen intihar saldırısı bir kez daha dikkatlerin IŞİD’e çevrilmesine yol açtı. Ülkemizde IŞİD’in yükselişini “Suriye’nin yarısı IŞİD devleti” manşeti atarak sevinçle karşılayan yandaş basının aksine Arap basını bölgede büyüyen endişeye dikkat çekti. 

IŞİD COĞRAFYANIN KALBİNDE 

Es Sefir, IŞİD’in, Suriye, Irak, Mısır ve Libya orduları gibi dört Arap ordusunun yanı sıra ABD öncülüğündeki koalisyonla ve Nusra Cephesi, Ahraru’ş Şam ve İslam Ordusu gibi gruplarla savaşmasına rağmen ilerleme gösterdiğine dikkat çekerek “IŞİD,  Irak ve Suriye’de bölgenin tam kalbini kontrol altına almış durumda ve Suriye ile Irak arasındaki sınırları da kendi deyimiyle ‘kırmayı’ başardı” diye yazdı.

ARAPLAR ABD İŞGALİNİN BEDELİNİ ÖDÜYOR

Ramadi felaketinin “Araplar Amerikan işgalinin bedelini ödüyor” demeden doğru okunamayacağını belirten el Kuds el Arabi gazetesi, “Amerika’nın bu suçları olmasaydı, Irak’ta ortaya çıkması ile beraber devletin kaybolduğu siyah bayraklar, mezheplere dayalı milisler, terörist yapılanmalar olmayacaktı” diye yazdı. Gazete, “Ramadi’nin düşüşü uzun yıllardır Arapların güvenliğini sağlamak üzerine kurulu olan ABD stratejisinin çöküşünün ifadesidir” yorumunu yaptı.  

SAVAŞLAR GENİŞLİYOR

Körfez ülkelerinden sahada etkili olmaları için cihatçılara görülmemiş bir desteğin mevcut olduğunu belirten Annahar, “Körfez ülkelerinin endişesi İran’ın genişleyen nüfuzu iken Amerikalıların endişesi IŞİD ve cihatçıların büyüyen nüfuzudur” diye yazdı. “1990 Kuveyt tecrübesi, körfez ülkeleri bir dış düşmanla karşılaştıklarında Amerika’nın ne yapacağının delilidir” diyen gazete, “Fikirlerin çatışmasının ortasında ise Amerikan-Körfez ilişkileri çökmekte, bölgedeki gerilimler artmakta, savaşlar genişlemekte ve kanla haritalar yeniden çizilmektedir” yorumunu yaptı. 


IŞİD, COĞRAFYA’NIN KALBİNDE   

Abdullah Süleyman ALİ Es Sefir

IŞİD,  Irak ve Suriye’de bölgenin tam kalbini kontrol altına almış durumda ve Suriye ile Irak arasındaki sınırları da kendi deyimiyle ‘‘kırmayı’’ başardı. IŞİD, Suriye, Irak, Mısır ve Libya orduları gibi dört Arap ordusunun yanı sıra ABD öncülüğündeki koalisyonla ve Nusra Cephesi, Ahrar-u Şam ve İslam ordusunun başını çektiği ‘‘Fetih Ordusu’’ ile savaşmasına rağmen ilerleme gösteriyor. Görünen o ki IŞİD, iyi bir şekilde hazırlanmış bir plan doğrultusunda hareket ediyor. 

Burada aklımıza şöyle bir soru geliyor; ‘‘Planlama ve uygulama konusunda bu ordulardan daha iyi olan bir örgütle mi karşı karşıyayız?’’  Bu soru belki IŞİD gerçeğini daha iyi anlamamız için bir ışık olabilir.  
Ebubekir el Bağdadi, 2012 yılında yaptığı bir açıklamada, 2013 yılında ‘‘surları yıkmak’’ adı altında bir operasyonun başlayacağını ilan etti. 2010 yılından beri örgütün başında olan Bağdadi bu açıklamayla adını geniş bir şekilde duyurdu. Örgüt 2013 yılının başlarında Ebu Gureyb ve Eltaci hapishanelerine baskınlar düzenleyerek aralarında örgütün üst düzey yöneticilerinin de bulunduğu yüzlerce mahkûmu kaçırdı.  Bundan birkaç saat sonra örgütün sözcüsü bu operasyonun bitip “orduların hasadı” operasyonunun başlayacağını ilan etti. Ki 2014 yılı Ramazan ayına geldiğimizde örgüt, Irak ve Suriye’de başta Rakka ve Musul kentleri olmak üzere birkaç yeri ele geçirmişti.  Örgüt sözcüsü El Adnani daha sonra, iki ülke arasında ‘‘surların yıkılması’’ adlı operasyonun başlayacağını açıkladı. Bunun ardından da el Bağdadi, kendini Müslümanların halifesi olarak ilan etti.  

Ve bugün IŞİD Ramazan ayına az bir zaman kala Ramadi ve Tedmür’ü kontrol altına alarak büyük kazanımlar elde etmiş durumda. Ki kentin aynı dönemde ele geçirilmesi, iddia edilenin aksine örgütün stratejisinin değişmediğini gösteriyor.


RAMADİ VE ABD STRATEJİSİNİN ÇÖKÜŞÜ

El Kuds el Arabi
Başyazı

Geçen Çarşamba günü Irak başbakanı İbadi, acil askeri yardım için Rusya’ya gitti. Aynı zamanda Haşad ül Şaab (halk kalabalıkları) kuvvetleri birkaç gün önce IŞİD’in eline geçen Ramadi’yi geri almak için çatışmanın gerçekleşeceği sınır çizgilerine ulaştı. 

Bu arada Amerikan yönetimi büyük eleştirilere maruz kalırken, Obama’nın IŞİD’e karşı mücadele stratejisinin gerçek boyutları meydana çıkmaya başladı. Obama’nın Anbar eyaletinde gerçekleşenler için “başarısızlık” sıfatını kullanması ABD’li politikacıların alay konusu oldu. Bazıları bu nitelendirmeyi Britanya’nın ikinci dünya savaşı sırasındaki meşhur hezimetini “taktik çekilme” olarak adlandırmasına benzetti. 

OBAMA ARAP LİTERATÜRÜNDEN FAYDALANDI

Obama bu nitelendirmeyi yaparken belki de Arap siyasi literatüründen yararlanmıştır. Cemal Abdul Nasır 1967’de İsrail karşısında uğradığı büyük yenilgiyi hafifletmek için aynı sıfatı, “başarısızlık” kelimesini kullanmıştı. 

Durum gerçekten zor soruların sorulmasına neden olmaktadır; Ramadi’nin düşmesi engellenebilir miydi? Çünkü geçmişte ne el Kaide ne de IŞİD Amerika ve yerel güçler tarafından fiili olarak savunulan bir önemli kenti ele geçirememişti. Ortaya çıkan durum, Obama yönetiminin net bir başarısızlığıdır. Yaşanan, sahadaki mahir bir düşmana karşı eksik önlemlerle yürütülen siyasetin neticesidir.

Herhangi bir stratejik okumada Ramadi’nin düşmesinin ihmal edilebilir bir tarafı yoktur. Yerel ve bölgesel anlamda veriler oldukça endişe vericidir. Mantıksal olarak Arap gözlemciler, Amerika’nın Ramadi gibi küçük bir kenti koruyamadığı durumda, Camp David’de verdiği vaatler çerçevesinde müttefiki olan Körfez ülkelerini büyük savaşlara katılarak İran tehdidinden nasıl koruyacağını sormaktadır.

ABD’YE GÜVENMEK İNTİHAR

Obama’nın stratejisinde IŞİD’in olmadığı Ramadi’deki başarısızlıkla bir kez daha tescil edilmiştir. Ona güvenmeye devam etmenin Bağdat’ın düşmesi durumunda “intihar seçeneği” olduğu görülmüştür. Sonrasında Irak, Peşmergelerin, IŞİD’in ve Haşad Ül Şaab (halk kalabalıkları) gibi milislerin yönettiği bölgelere ve kantonlara bölünecektir. Böylece Irak, Yugoslavya’nın 90’larda yaşadığı katliamların benzerini yaşar.  Buradaki fark Araplar arasında yangını söndürecek bir birliğin bulunmamasıdır.  

ARAPLAR İŞGALİN BEDELİNİ ÖDÜYOR

Ramadi felaketini “Araplar Amerikan işgalinin bedelini ödüyor” demeden doğru okuyamayız. Suçlu Bush yönetiminin işgali, sonrasında Obama yönetiminin işgalden sonra dağılmış olan ordunun yerine bütün Irak’ı koruyacak bir ordu oluşturmadan “kaçmak” olarak adlandırılması daha doğrusu çekilmesi. Amerika’nın bu suçları olmasaydı, Irak’ta ortaya çıkmaları ile beraber devletin kaybolduğu siyah bayraklar, mezheplere dayalı milisler, terörist yapılanmalar olmayacaktı. 

Ramadi’nin düşüşü uzun yıllardır Arapların güvenliğini sağlamak üzerine kurulu olan ABD stratejisinin çöküşünün ifadesidir.  Irak parçalanma sürecine giren ilk Arap ülkesi olmuştur. Ama sonuncusu olmayacaktır!


ÖFKE NÜKLEERİN ÖTESİNDE

Semih SAAB
Annahar

Körfez ülkeleri 5+1 ülkeleri ile İran arasında muhtemel bir nükleer anlaşmasına karşılık bir dengeleme stratejisi arayışı içinde mi? Veya ABD’nin İran’la muhtemel yakınlaşmasına karşılık “kararlı” bir mesaj mı veriliyor? Bunun kurbanı tarihi Körfez-ABD ilişkileri mi olacak?

Son dönemlerde Körfez ülkelerinin davranışı Amerika’yı böldü.  Amerika’nın desteğine rağmen Yemen savaşı Washington’da coşkuyla karşılanmıyor. El Kaide’nin bir kolu olan el Nusra’nın Suriye’de hesapsız desteklenmesi gibi. “Ilımlı muhalefetin” eğitilmesi stratejisi de olumlu yankı bulmuyor. 

Barak Obama’nın hesabında şu var: Nihayetinde kritik anlarda Körfez ülkelerinin güvencesi Washington’dur. 1990 Kuveyt tecrübesi, Körfez ülkeleri bir dış düşmanla karşılaştıklarında Amerika’nın ne yapacağının delilidir.  

Körfez’den giden mesajların tamamı; Suriye’de askeri harekât kararı almaması, Yemen’de Husilerin ilerleyişine ilgisiz kalması ve Irak’ta Sünnilerin marjinalleşmesi üzerinedir. Ki Beyaz Saray Ortadoğu’da siyasetinin merkezine oturttuğu İran ile nükleer anlaşmaya ulaşma konusunda bu gerilimleri risk olarak görüyordu. Özellikle İsrail ile Filistin arasında barış görüşmelerindeki başarısızlıktan sonra. 
Körfez ülkelerinin Obama hüsranından sonra sahada,  Amerika’nın bahsettiği ılımlı unsurlara değil, cihatçılara görülmemiş bir destek mevcut. Şüphesiz Körfez ülkelerini rahatsız eden Tahran ile çatışmaya girmeme davranışının yanı sıra İran ile nükleer anlaşmadır. Onları daha fazla rahatsız eden İran’ın nükleer anlaşma ile uluslararası izolasyondan kurtulmasını dört başkentte, Bağdat, Şam, Sana ve Beyrut’ta nasıl okuyacağıdır. Körfez ülkelerinin endişesinin kaynağı budur. Lakin aynı anda Amerikalıların endişesi IŞİD ve cihatçıların büyüyen nüfuzudur. Fikirlerin çatışmasının ortasında ise Amerikan-Körfez ilişkileri çökmekte, bölgedeki gerilimler artmakta, savaşlar genişlemekte ve kanla haritalar yeniden çizilmektedir. 
Örgütün Tedmür’ü ele geçirmesi, Suriye’deki güç dengelerini de değiştirdi. Bundan sonra bütün taraflar her hareket etmeye kalktıkları zaman IŞİD’i hesaba katmak zorundalar. 


KATİF SALDIRISI SUUDİ YÖNETİMİNİN HESAPLARINI ALTÜST ETTİ

Rai el youm 
Başyazı

Şüphesiz Katif’in, el Kadih köyündeki saldırıdan en çok etkilenecek isim, el Kaide’yle savaşta içişleri bakanı olarak başarılara imza atan veliaht vekili Muhammed bin Naif olacak. Suudi Arabistan’ın iç güvenliğinden sorumlu olan bin Naif ülkenin güçlü ismi konumunda. Bu saldırının önemi sadece kurbanların sayısı veya Şii’leri hedef almasıyla sınırlı değil. Bu saldırı ‘‘saldırıyı yapanın kimliği’’ ve zamanlaması açısından da Suudi Arabistan için büyük önem arz etmektedir. Bu saldırı IŞİD’in Suudi’nin derinliklerinde yayılmaya başladığını gösteriyor. 

Suudi yöneticileri, bu tarz eylemlerin mezhep temelli ayrışmayı arttırmasından ve intikam eylemlerini beslemesinden endişe ediyor. Zira ülkede 3 milyon dolayında Şii yaşamaktadır. Bu rakamın çok daha fazla olduğu da söylenmektedir. Üstelik bunların çoğu petrol sanayisi bölgelerinde yaşamaktadır ve kendilerini güvende hissetmeleri gerekmektedir. Saldırıların tekrar etmesi, Şiilerin arasındaki radikalleri intikam eylemlerine itecektir. Bu da ülkeyi sonu olmayan bir iç karışıklığa sürükleyecektir.

Suudi yönetimi, bölgedeki çatışmaları mezhep temelli çatışmalara (özellikle Suriye ve Irak) dönüştürmesinden dolayı bu saldırının bir taraftan sorumluluğunu taşımaktadır.  Mezhep çatışmaları, Suud’un Suriye, Irak ve Yemen’deki savaşlarında başarılı olarak görülebilir ancak bu kaçınılmaz olarak Arabistan’ın içerisine taşınır. 

Suudi Arabistan’ın bölgede en büyük kozu, kendi içindeki güven ve istikrardır. Dışarıdaki çatışmaların içeriye taşınmaması, vatandaşlarının yönetimin yanında yer almasına neden olmuştur. Zira bu koz, Suudi yönetiminin elinde 5 veya 10 sene önceki gibi güçlü bir koz değil. Özellikle Arabistan’ın bölgede verdiği veya kendisine karşı verilen savaşların ışığında. Bunun yankıları da artık içerde hissedilmeye başlamıştır.

ÖNCEKİ HABER

Katılım düşük beklenti yüksek

SONRAKİ HABER

Meksika-ABD sınırında 23 aylık mülteci kız ve babası boğuldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa