Minareyi çalıp kılıfına uyduran Başbakan

Minareyi çalıp kılıfına uyduran Başbakan

Kıdem tazminatını kaldırmak veya ufaltmak, AKP ve Başbakanın rüyasıdır. Bir sabah o tatlı  uykusundan kalktığında, rüyasından gördüğü kıdem tazminatının kalktığını görmek istiyor. Bu rüyanın gerçekleşmesi için uğraşıp duruyor. Gerekçe hazır. Neymiş efendim “İşçiler zaten kıdem tazminatı ala

Seyit Aslan*

Başbakan yine tatlı sözlerle bir kez daha emekçileri kandırmak istiyor. İşçiler kıdem tazminatı alamıyorsa, hükümete ve Başbakana düşen patronlara yaptırım uygulamak ve kıdem tazminatı vermeyen patronlara kıdem tazminatını verir hale getirmektir. Başbakanın niyeti ve amacı, işçilerin 25-30 yıl çalışarak elde edecekleri birikime sermayeden yana el koymak yönünde aslında. Bu kıdem tazminatına dönük saldırı yasası ve diğer saldırı yasaları sermayenin geleceğini güvence altına alıyor ama işçilerin hakları korunuyormuş gibi gösteriliyor.

TİSK BAŞKANI 10 YIL ÖNCE SÖYLEMİŞTİ

AKP’nin iktidarda bulunduğu süre boyunca yapılan onlarca saldırıları sonucunda işçi ve emekçilerin kazanımlarını gasbedildi.

Kıdem tazminatı meselesi yeni değil. Sermayenin uzun yıllardır fırsat kolladığı bir süreç. Bundan on yıl önce, o zaman TİSK Başkanı Refik Baydur ve üç işçi sendikası konfederasyonu başkanının panelist olduğu bir toplantıda Baydur, bunları açık ve seçik söyleyip bu günleri işaret etmişti.

Refik Baydur’un söyledikleri karşısında işçi sendikaları konfederasyonlarının başkanları ağzını açıp tek kelime söylemediler. Muhtemelen onlar da onun gibi düşünüyorlardı demekten kendimi alamıyorum. Bundan bir buçuk ay önce AKP’nin çiçeği burnunda Milletvekili Salim Uslu bir radyo programına konuk olmuştu. AKP hükümetinin işçilere dönük ekonomik ve sosyal politikaları konusunda konuşuyordu. Bende programı arayarak naçizane katkımı sunmak istedim. Bir iki yorumdan sonra, Salim Uslu’ya “8.5 yıllık AKP hükümeti döneminde bana işçiler ve emekçiler için olumlu bir şey söyleyebilir misiniz, ya da bundan sonra olumlu bir şey yapılacağına inanıyor musunuz?” diye sordum. Önce durdu, sonra hiddetlenerek konuştu. Salim Uslu, Refik Baydur’un on yıl önceki verdiği cevabı verdi. Sonra hızını alamadı ve daha ileri gitti. Bunlar ideolojik sendikacılık yapıyor, daha önce de hakkımda gazeteye yazı yazmıştı demeye kadar vardırdı.

HAK-İŞ TARAFINI SEÇTİ

Ne diyelim varlık sebepleri böyle. En azından Hak-İş tabanındaki işçilerin böyle düşünmediğini biliyorum. Aradan bir buçuk ay geçti, Başbakan işçi ve emekçiler için ne düşündüğünü bir kez daha gözümüzün içine baka baka ulusa seslenişte söylemiş oldu. Salim Uslu’yu andım içimden, acaba kulakları çınladı mı bilmiyorum. Neyse Salim Uslu’yu bir kenara bırakalım. O zaten tarafını seçmiş durumda. Hak-İş yeni genel başkanı da öyle. Kimi sendikacılar ve konfederasyonlar kıdem tazminatı genel grev sebebidir diyerek çokça laf etti. Kimi sendikacılar bu tartışmaların olumlu olduğunu düşünerek hükümetin yedeğine düşmekten kurtulamadılar. Kimileri ise mücadele ve solculuk adına sekter tutumlar takınarak hareketi birleştirme adına dağıtıcı rol oynadılar. Mücadeleden yana olduğunu söyleyenler ise cesaret edip inisiyatif alamadılar. Almadıkları gibi topu konfederasyonlara attılar diyebiliriz. Şimdi yine böyle bir süreçten geçiyoruz. AKP almış olduğu yüzde 49.9’luk oy desteği ve 326 milletvekiliyle yasaları değiştirerek bir kez daha ölümü gösterip hastalığa razı etme politikalarını sürdürmeye devam ediyor. Ne diyelim başta ABD, AB ve sermayedarlar (TİSK,TÜSİAD,MÜSİAD,TOOB) olmak üzere bu politikalar için hükümeti desteklediler ve AKP’yi bir kez daha hükümet ettiler. Onlara göre şimdi ektiklerini biçme zamanıdır.

BİZ NE YAPACAĞIZ?

Peki bunu karşısında, biz ne yapacağız. Sendikalar olarak, emek örgütleri olarak ne yapacağız. Hükümetin işlerini kolaylaştıracak mıyız, yoksa işçi ve emekçilerin birleşik mücadelesini örgütleyip saldırılarını mı püskürteceğiz? Tabii ki hükümetin işlerini kolaylaştırmayacağız. İşçi ve emekçilerin birleşik mücadelesini örgütleyeceğiz. Başta kıdem tazminatlarının kaldırılmasına karşı olanlar ile başlayarak ne yapacağımızı konuşmalıyız. Çünkü kıdem tazminatı, sendikalı, sendikasız, sigortalı, sigortasız tüm işçileri ilgilendirmektedir. İki milyon kamu emekçisini ilgilendirmektedir. İşçilerin kıdem tazminatını alan bir hükümet, kamu emekçilerin emeklilik ikramiyelerini almaktan geri durmayacaktır. Kısacası kıdem tazminatı tüm işçi ve emekçileri aileleriyle birlikte ilgilendiriyor.

Şimdi şu konfederasyon ile yan yana gelinmez, bu sendika ile yan yana olmaz deme zamanı değildir. Şu sendika hükümetin arka bahçesidir, bu sendikayı devlet kurdurdu gibi sözleri ve düşünceleri geçme zamanıdır. Milyonlarca işçi ve emekçiyi konfederasyon farkı gözetmeden durumu anlatma ve aydınlatma zamanıdır. Sanayi sitelerine, fabrika önlerine, işçi duraklarına, emekçi semtlerine her zamankinden daha fazla, daha sistemli ve daha kesintisiz gitme zamanıdır. Özgür Müftüoğlu’nun iki hafta önceki yazısında söylediği gibi, inatla ve sabırla mücadele etme zamanıdır. Bu süreç aynı zamanda işçi ve emekçilerin içeriden ve dışarıdan ihanet içine gireceklerle hesaplaşma zamanı olacak bir süreçtir. Bu süreç aynı zamanda, bürokrasiden, grupçuluktan, sol sekter anlayıştan, ayrışma ve işçileri ve mücadeleyi birleştirme sorumluluğunu alma zamanıdır. İşçilere ve emekçilere giden onları politikalarına kazananlar, kazançlı çıkacaktır. Gerisi lafı güzaftır.

(*) DİSK/Gıda-İş Genel Sekreteri

www.evrensel.net