11 Mayıs 2015 03:23

Baltimore'un isyanı

Paylaş

Ferhat SARI

Amerika Birleşik Devletleri’nde siyahilere yönelik polis şiddeti olağanca hızıyla sürmekte.
Eric Garner, Michael Brown, Travon Martin, Tony Robinson, Eric Harris, Walter Scott’ın ardından son olarak Baltimore kentinde 25 yaşındaki Freddy Gray gözaltında polis şiddeti sonucu hayatını kaybetti.
Ülke, geçtiğimiz Ağustos ayında Ferguson kentinde 18 yaşındaki Michael Brown’un polis kurşunuyla öldürülmesinden sonra yaşanan protestolarla sarsılmıştı. “Siyahilerin yaşamı önemlidir” sloganıyla kentte başlayan gösteriler ülkenin dört bir yanına dağılmıştı.
Aralık ayında ise, Eric Garner’ı öldürün polis memurunun aklanması ülkede binlerce kişiyi sokağa dökmüştü. Garner’ın öldürülmeden önceki son sözleri olan “Nefes alamıyorum”, eylemcilerin sloganı haline gelmişti.
Arada bir çok can kaybı daha yaşandı fakat siyahilerin sabrını taşıran son cinayet Gray’inki oldu. Baltimore kentinde başlayan gösteriler iki hafta sürdü. Kentin bağlı olduğu Maryland eyaleti valisi çareyi olağanüstü hal ilan etmekte ve 5 bine yakın askeri kente konuşlandırmakta buldu. Baltimore Belediye Başkanı ise bir hafta süreyle gece yarısı sokağa çıkma yasağı ilan etti.

ÖFKENİN NEDENLERİ
Michael Brown ve Eric Garner için düzenlenen gösterilerden farklı olarak, göstericilerin bir kısmı ırkçılığa ve polis şiddetine olan öfkelerini şiddetle ifade etti. ABD medyası genellikle protestoların bu yanını öne çıkardı. Peki neydi göstericileri bu kadar öfkelendiren şey? Sokağa çıkma yasağına ve binlerce polis ile askere rağmen niye günlerce çatışmıştı Baltimorlular?
Aslında ilk mesajı Gray’in cenaze töreninde konuşan papaz Jessie Jackson vermişti. Irkçılığa karşı mücadelenin önemli isimlerinden olan Jackson, “Gray toplumdaki eşitsizliğin kurbanı oldu” demiş ve Baltimore’da siyahilerin yaşadığı ekonomik sıkıntılara dikkat çekmişti.
Sadece rakamlardan anlayanlar için ise, gerekli cevabı Amerikan Yurttaş Hakları Birliği vermişti. Birlik, isyanın nedenlerine dair yaptığı açıklamada 3 önemli noktaya dikkat çekmişti. Buna göre,
*2010 ile 2014 yılları arasında sadece Baltimore’da 31, Maryland eyaletinde ise 109 kişi polis tarafından öldürülmüştü
*Nüfusunun üçte biri siyah olan Maryland’de öldürülenlerin yüzde 69’u siyahtı.
*Zanlı polisler 109 olayın sadece 2’sinde yargılanmıştı.

HAFTADA BİR SİYAH CİNAYETİ
USA Today gazetesinin FBI verileri üzerinden yaptığı araştırma ise, siyahilere yönelik polis şiddetinin ve sistematik ırkçılığın sadece Baltimore, New York, Ferguson gibi yerlerle sınırlı olmadığını, tüm ülkeye yayıldığını göstermesi bakımından daha çarpıcıydı. 2005-2012 yılları arasında haftada bir neredeyse iki siyahi beyaz polisler tarafından öldürülmüştü. Polislerin öldürdüğü siyahların neredeyse beşte biri 21 yaşın altındayken, bu oran aynı yaş grubundaki beyazlar için sadece on birde bir idi.
Bağımsız araştırmacı gazetecilik kurumu ProPublica’nın 2010 ile 2012 yılları arasında yaptığı ve polis memurlarının ateş açtıkları olayları inceleyen çalışmaya göre, genç siyah bir erkeğin bir polis tarafından vurularak öldürülmesi ihtimali, genç bir beyaz erkeğe oranla 21 kat daha fazla çıkmıştı.
New York Times gazetesinin yazısında ise, 2013 yılında polis tarafından öldürülenlerin sayısının 1100 olduğu belirtilirken, ABD’de günde ortalama 3 kişinin polis tarafından katledildiği vurgulanıyordu. Öldürülenlerin ağırlıklı bölümü tahmin edilebileceği gibi siyahilerdi.
Bu yılın başlarında NBC Miami’de yer alan başka bir haberde ise, Florida’da polislerin atış talimlerinde siyahilerin sabıka fotoğraflarını kullandıkları ortaya çıkmıştı. Skandal o düzeydeydi ki, Valerie Deant adlı polis, atış yapmak için gittiği poligonda hedef olarak kardeşinin fotoğrafını görmüştü.

BAŞKAN SİYAH ADALET BEYAZ
Yine, geçtiğimiz yıllarda yapılan video oyunları deneyleri, polisin siyahilere, daha tehlikeli oldukları şeklindeki “stereotip” algı nedeniyle, daha hızlı ateş ettiklerini göstermişti.
Baltimore’da yaşananlar, “kendi ülkesinde nefes alamayanların” sesini duyurma çabasıydı. Bir göstericinin dediği gibi “Siyahi bir başkanın, siyahi bir adalet bakanının, siyahi Kongre üyelerinin, siyahi polis şeflerinin olduğu fakat adaletin olmadığı ülkede”, yasal mermisiyle yaklaşan polise sadece ölümcül bir kurşun mesafesinde olanların “Biz de varız” demesiydi. “Adalet yoksa barış da yoktu”.

ÖNCEKİ HABER

Birleşik Krallık'ta alternatifsizlik tek alternatif oldu

SONRAKİ HABER

Adana'da öldürülen Azadiya Welat çalışanı Kadri Bağdu'yu anıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa