02 Mayıs 2015 16:59

Artık çaresiz olduğu anda başkaldıran Mizgin var

Öncelikle size bu mektubu yazmamdaki en büyük amaç, belki benim gibi zor durumda olup da kendini çaresiz hisseden kadın arkadaşlarıma bir nebze de olsa çaresiz olmadıklarını göstermektir.

Paylaş

Ben Mizgin, 25 yaşında 2 çocuk annesiyim. 25 yıla o kadar çok şey sığdırdım ki bunların bir kısmını sizinle paylaşmak istiyorum. Benim 4,5 yıl süren bir evliliğim oldu; çok severek ve ailemin rızası olmadan evlendim… Aslında evlilik, bekârken ailemin ve çevrenin baskılarından bir kaçıştı… ‘Dışarı çıkma sen kızsın’, ‘Misafirlerin yanında oturma’, ‘Çalışma sen kızsın’…
Lise bittikten iki sene sonra Azat’ı, yani evleneceğim adamı tanıdım. O da benim gibi Kürt. Yani gelenek-göreneklerimiz, kültürümüz birdi. Azat hem merhametli hem de özgür düşünceliydi. Bir nevi baskılardan kurtulmak ve ‘çevremden biriyle evleneceğime Azat gibi özgür bir adamla evlenmek en iyisi’ diye düşünüp bütün sülalemi karşıma alıp evlendim.
Evlendim evlenmesine ama evliliğimin ilk gününden itibaren tanıdığım Azat’ın özgür yanı kalkmıştı. Yani yağmurdan kaçarken doluya yakalanmak sözü benim için yazılmış diyebilirim. Resmi nikâh da yapmadı, hep bahaneler uydurdu. Hem ailesiyle oturuyor hem de her gün eve gelen ablalarının iğneleyici laflarına maruz kalıyordum. ‘Yapacak bir şeyim yok’ diyordum.

YIKIM ÜSTÜNE YIKIM
İkinci kızıma hamileyken Azat, Fransa’ya gitti. Bizi yanına alacağına söz vermişti. 1,5 yıl sonra oturum hakkını aldı. Ben de iki çocuğumla kalabalık ailesinin yanında onu bekliyordum. Oturum almadan bir gün öncesine kadar bana “sabret bitecek bu acılar” diyen adam, oturum aldıktan hemen sonra “Sizi kesinlikle Fransa’ya alamayacağım, ben burada ikinci evliliğimi yapacağım” dedi. Dünya başıma yıkılmıştı. “Azat, sevdiğim, güvendiğim adam, bana nasıl böyle bir şey der” diyordum. Yaklaşık 4-5 ay bunun tartışmasını yaptık. Almanya’da tanıştığı bir kadınla 3-4 aylık bir ilişkisi varmış o dönem. Azat bana “Mizgin artık seni istemiyorum, seni sevmiyorum, eğer seninle devam edersem hayatımdaki kadını kaybedecem evimden çık git” dedi.
“Kimdi bu kadın? Uğruna bizi yok ettiği kadın nasıl biriydi?” derken kendi kendimi sorgulamaya başladım. “Neden hala buradasın? Neden bu acıları ve psikolojik baskıyı yaşıyorsun?” dedim ve konuyu aileme anlattım. İki çocuğumla baba evine döndüm. Döndüm ama asıl kâbus bundan sonra başladı. Her gün eve akrabalar geliyor, “Biz demiştik” deyip beni daha çok çıkmaza sürüklüyorlardı.
Azat, henüz babalık yapmadığı kızlarımı 2 yıl sonra Fransa’ya alacağını, benim onun umurunda olmadığını mesaj atarak söylüyordu. Ailem ise çocukları kabul etmiyor, geri göndermemi istiyordu. Bir hafta sonra uğruna canımı vereceğim kızlarımı benden alıp babaannelerine yolladılar. Ben her gün eriyordum. Kaç gece yarısı kızlarımın sesiyle uyanıp kendimi öldürmeyi düşündüm.
Babaları kızlarımı Fransa’ya götürse onları 18 yaşına kadar görmeyeceğimi biliyordum. Babaannelerinin “artık arama” demesiyle sinir krizi geçirdim; hem ağlıyor, hem gülüyor, hem de titriyordum. O anda “sus bizi rezil ettin” deyip beni tekmelediklerini hatırlıyorum. Bu beni kendime getirdi. Hayatta tek başıma olduğumu, kızlarımdan başka kimsemin olmadığını öğretti.

DERNEK HAYATIMI DEĞİŞTİRDİ
Öyle böyle ağlayarak kızlarımı geri aldım ama sorunum bitmedi. Ailem tekrar kızlarımı istemediklerini söyledi. Çaresizlik içinde yakın bir arkadaşıma sorunumu anlatırken bana bulunduğum yerde, yani Esenyalı’da, Kadın Dayanışma Derneği olduğunu söyledi. Hayatımı değiştirecekleri ve içimde bulunduğum zorluktan kurtaracakları aklımın ucundan geçmezdi.
Aslında benim amacım dernekle irtibata geçip, kızlarımla kadın sığınma evine gitmek, bir süre idare edip, çalışıp Almanya’daki halamın yanına gitmekti. Bana destek oluyordu ve Almanya’da kızlarımla yeni bir hayat kurmama yardımcı olacağına söz verdi. Bu, biyolojik baba olan Azat’ın kızlarımın benden koparıp alma şansının ihtimalinin ortadan kalkması demekti.
Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği’ne ulaştım, telefonda dernek başkanıyla konuştum. O kadar umutlu konuştu ki benimle, telefonda bile güç verdi bana. Randevulaştık. Annem engel olmak istedi fakat ilk defa zincirleri kırıp “gideceğim” dedim ve kızlarımla beraber gittim. Konuştuk sorunumu, Almanya’ya neden gitmek istediğimi sebepleriyle anlattım. “Bana yardım edeceklerini, yalnız olmadığımı” söyledi. Bir aydır ilk defa dışarı çıkmıştım. Dernek başkanı ve oradaki arkadaşlarla konuşmak beni inanılmaz rahatlatmış, güç vermişti. Kendimi artık çaresiz hissetmiyordum. Gerekirse kızlarımın elinden tutup çıkacak cesareti hissediyordum kendimde.
Çok geçmeden, sadece on gün içerisinde Almanya’ya gitmem için avukatla konuşmamı sağladılar. Avukattan Almanya’ya gidebilmem için bir yıllık sigortamın olması gerektiğini öğrendim. Dernek yönetiminden arkadaşlar hemen mahallede bir kreşle görüşerek kızlarımı uygun bir fiyatla oraya yazdırmış, bana da aynı kreşte iş bulmuşlardı. İnanılmaz bir mutluluk yaşadım her şey yavaş yavaş yerine oturuyordu. Tabi ailem çalışmama da karşı çıktı fakat dinlemedim. Artık çaresizlikten ağlayan Mizgin yoktu. Çaresiz olduğu anda başkaldıran Mizgin vardı.
Bunun sebebi kadın dayanışmasından aldığım güçtü. Şu bir gerçek ki, kadın isterse her şey yapabilirmiş. Bu arada yaşadığım bunca sıkıntının en başından itibaren benimle yaklaşık 7-8 aydır konuşan, benimle ağlayan ve benimle gülen öyle bir kadın var ki bu kadının hayatımdaki yeri bambaşka. Hani eli öpülesi kadın derler ya tam da onu tarif etmişler. İşte bu kadın Sedef ablamdır. Sedef abla çocuklarıyla tek başına mücadele veren ve kazanan bir Kürt kadındır. Bu duruma gelmemde onun manevi anlamda büyük bir katkısı oldu.
Artık üzülmüyorum çünkü kadın dayanışmasından dolayı arkamda koskoca bir ordu olduğunu hissediyorum. Belki bazıları için benim bu çabam hiçbir şey olabilir ama benim çevreme göre kendimce birçok şeyi aştım.
Kadın Dayanışma Derneği’nin yardımıyla ve Sedef ablamın tecrübeli fikirleri sayesinde hedefime yani Almanya’ya ulaşacağım. Hayatımda büyük bir yer edinen Esenyalı Kadın Dayanışma Derneği yöneticilerine ve üyelerine, öz ablam gibi bildiğim Sedef ablama teşekkür ederim. Gerçekten hem birlikten kuvvet doğarmış, hem de acılar paylaştıkça azalırmış. Bir dahaki sefere hedefime tam ulaşmış olarak size yazmak umuduyla… Hoşçakalın!
Mizgin / Esenyalı-İSTANBUL

 

ÖNCEKİ HABER

Nafaka lütuf değil hak!

SONRAKİ HABER

10 Ekim Ankara Katliamı davası kitabı "Duymak Zorundasınız" Eskişehir'de tanıtıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa