01 Mayıs 2015 04:56

Türkiye 40 doğuruyor

Paylaş

Bülent FALAKAOĞLU

Kapitalist sistemin,100 yıl boyunca, yaşadığı birçok arızayı gidermek üzere kurduğu düzenlerin hepsi yerle bir oldu.1914 dünya savaşı sonrası oluşturduğu (ya da oluşturduğunu zannettiği) nizam sadece 20 yıl sürdü. Ardından büyük dünya savaşı ve yeni düzen geldi. O da çok sürmedi.
Tek kutuplu dünyaya geçildi adına ‘Yeni Dünya Düzeni’ denildi. Bu son düzende, El-Kaide’ye bağlı kişilerin kaçırdığı uçaklar 11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de ikiz kuleleri vurmasıyla dağıldı. Sadece düzen değil o ‘yeni’ düzenin içinde yeşerdiği ‘küreselleşme’ de 2008 kriziyle hegemonyasını kaybetti.
Sistem henüz rayına oturmuş değil. Sancılı bir değişim yaşanıyor. Önceki sancı dönemlerindeki gibi dünya çapında bir savaş yaşanmasa da Taner Timur Hoca’nın tanımıyla ‘vekaleten savaşlar’ dönemi yaşanıyor. Büyük güçlerin, çıkarmasalar dahi, kontrol ettikleri savaşlar...   
Böylesi bir ortamda artık geleneksel hale gelen İktisatçılar Haftası’nın bu yılki temasının başlığının şöyle olması son derece doğal: “21. Yüzyılda Ekonomi, Devlet, Siyaset: Değişimin Yönü”.
28 Nisan’da başlayıp üç gün süren tartışmalarda ekonominden devletlere uzanan değişim ve dinamikleri tartışması yaşandı.

DEĞİŞİM SANCILARI VE ORTADOĞU

Son 100 yıl içindeki değişim dinamiklerini ele alan oturumun konuşmacılarından biri Gazeteci-Yazar Cengiz Çandar’dı. Tek kutuplu dünyanın, Çin’in dev bir ekonomiye sahip olmasıyla birlikte değişime uğradığına dikkat çeken Çandar, artık modelin şu şekilde oluştuğu tespitini yapıyor: “Tek kutup tek süper devlet ve etrafında birçok güçlü devlet. Güç dağılımının yaşandığı bir süreç.”
Bir siklet değişimi yaşandığına işaret eden Çandar sürecin tek kutuplu kapitalist dünyanın merkezini Transatlantikten, Asya Pasifik bölgesine doğru kaydırdığını söylüyor.
Söz konusu merkez kaymasının sıkıntılarının iz düşümü Ortadoğu’da kanlı süreçte kendini gösteriyor. Siklet değişim sancının, güç merkezinin birinden diğerine kaydığı kıtalar arasında mafsal (bağlantı) pozisyonunda olan Ortadoğu’da yaşanması son derece doğal.
Çandar süreci 17. Yüzyıl Avrupa’sının “Otuz Yıl Savaşları” dönemine benzetiyor. Avrupa’da yaklaşık 400 yıl önce “Otuz Yıl Savaşları” adıyla yaşanmış olan “mezhepler arası savaş”ın bir benzerinin, “Küresel çağda bugünün Ortadoğu’sunda yaşamakta olduğumuzu söylüyor.
Ortadoğu’nun uzun süre, “derin ve yaygın istikrarsızlık yaşayacağı” tespitini yapan Çandar: “Ya sınırlar değişecek. Veya sınırlar kağıt üzerinde aynı kalsa bile, ülkelerin içinden parçalı yapılar oluşacak” diyor.
Gidişatın yönünü okumak isteyenlerin ilk baktıkları yerin kanlı çatışmaların yaşandığı Ortadoğu olması anlaşılır bir durum. Fakat Ortadoğu tartışmaları her zaman, şarkiyatçılıkla eleştirebileceğimiz iki tehlikeyi içinde barındırmıştır. Birincisi, Ortadoğu’yu “Batılıların kuklası” gibi tarif etmek. İkincisi Ortadoğu’daki tüm çatışmaların etnik, dinsel, dilsel, aşiretsel gruplar arasında olduğunu iddia etmek.
İktisatçılar haftasının oturumlarına katılan panelistler bu tehlikeyi bertaraf etmek üzere de açılımlar sundu. Bunlardan biri olan Soli Özel yapısal unsurlara bakmanın önemine dikkat çekti. Arap baharı öncesinde artan gıda fiyatlarının 30 ülkede isyan çıkarmış olmasını, Arap baharı kıvılcımını ilk ateşleyenin işsiz gencin kendini yakması olduğunu hatırlattı. Bölgede hegemonya kurmuş Suudi-İsrail ortaklığının karşısına İran’ın güçlü bir şekilde dikilmesinin sancıları gibi bölge dinamiklerine dikkat çekti.


BÖLGEDEN Bİ’HABER TÜRKİYE

Son dönem Ortadoğu’daki güncel gelişmeleri anlamak için haber ve analizleri en çok takip
edilen gazetecilerden biri olan Fehim Taştekin de İktisatçılar Haftası’nın panelistlerindendi. Taştekin bir yandan bölgedeki değişimleri aktarırken bir yandan da Türkiye dış politikasının cahilliğini adeta teşhir etti. TIR’larla taşınan silahların nereye gittiğinden, çok yetkili istihbarat yöneticisinin Suriye’ye gönderdiği elemanlarının iki saat içinde nasıl yakayı ele verdiğine kadar birçok bilgi aktardı.
Arap baharının miadını doldurmuş siyasi iktidar anlayışını bertaraf ederken iktidara taşıdığı siyasal İslam’ın sorunları çözemediği tespitiyle konuşmasına başlayan Taştekin şunları söyledi: Topluma ne vereceklerine dair bir fikirleri yoktu. Örneğin kadınlar, insan hakları gibi konularda topluma dair verebilecekleri bir programları yoktu. Siyasal İslam iktidardan uzaklaştırıldı. Siyasal İslam’ın başarısızlığı inisiyatifin silahlı kanada geçmesini sağladı. İslamcılar radikalliğe geçiş yaptı. ABD ile Suudi Arabistan petrodolar ortaklığının hareketlerle ilişkilerini görmek gerekir. Afganistan’da başlayıp bugüne gelen süreçte, İslami örgütlerin bütün saldırganlığına rağmen, ABD ve Suudiler bu örgütlerden vazgeçmediler. Hizbullah Lübnan’da İsrail’e karşı galip gelince Cihatçı örgütlere yeniden destek verdiler.
Suriye’de cihatçı gruplar devreye sokuldu.”
Elbet de bu örgütler Suudi fonlarıyla beslenen bu örgütler bumerang etkisiyle Suudileri de vurabilir. Bu tehlikeye dikkat çeken Taştekin, Suudilerin çıkar ortaklığı İsrail’in, Kaide’nin hedefi olmasına işaret ederek şöyle dedi: “Kendi sınırları dışında destekleme, maniple etme ve yok etme yeteneği olan Suudiler kendilerine güveniyor. Bunu bilmeyen bu yeteneği olmayan Türkiye.”
Vekalet savaşlarında hiçbir planın istediği gibi yürümediğini söyleyen Taştekin şu tespitle sunumunu bitirdi: IŞİD diğer İslami hareketlerden farklı olarak hilafet devleti kuracağı toprak vadediyor... Bu vaadi cazip bulun İslamcı selefi o topraklara hicret etmeye başladılar. Aileleriyle geliyorlar. Pakistan için büyütüp beslediği Taliban nasıl tehlike doğurmuşsa, Türkiye sınırında da tehlike doğuyor. Katar, Suudi Arabistan ve Türkiye’nin Ortadoğu’ya yaptıkları Sünni müdahale ciddi riskler biriktiriyor.”


25 YILDIR TÜM DIŞ STRATEJİLER ÇÖKTÜ

Soli Özel Türkiye’nin dış politikasında 25 yıldır ‘hüsran stratejisi’ izlediği tespitini yaptı. Birinci Dünya Savaşı’ndan Günümüze Değişen Dinamikler başlıklı oturumda Türkiye’nin çöken dış stratejilerini şöyle sıraladı: 1990 sonrası Sovyetlerin dağılmasıyla Orta Asya’ya açılma hedefi çöktü. Sonrasında devreye sokulan Karadeniz planı Rusya tarafından darmadağın edildi. AB planı olmadı. ABD ile stratejik ortaklık rafa kalktı.


‘EKONOMİDEKİ TIKANIKLIĞI BÖYLE AŞAMAYIZ’

İSTANBUL Üniversitesi İktisat Fakültesi Mezunları Cemiyetinin (İFMC) düzenlediği 39.su düzenlenen  İktisatçılar Haftası bu yıl İstanbul Ticaret Üniversitesi Eminönü Yerleşkesinde gerçekleştirildi.
“Türkiye Ekonomisinin Dinamikleri’ başlıklı oturumda Panelist Prof. Dr. Sadi Uzunoğlu Türkiye’de kısa zamanda kâr etmek isteyen sabırsız bir sermayenin oluştuğunu, inşaat sektörünün ön plana çıktığını belirterek şöyle dedi: “Şehrin içine en merkezi yerlere AVM’ler yapıldı, sonra bunlara rahat ulaşılabilsin diye yollar yapıldı, vatandaş da buralarda para harcayabilsin, tüketim artsın diye cebine kredi kartı konuldu. Ancak artık bu model tıkandı, üretim düşüyor, kurlar düşüyor, biz ise yeni rantlar ve projelerle bu tıkanıklığı aşmaya çalışıyoruz, ama böyle olmaz. Çözüm tekrar üretimi arttırmak, sanayiye dönmek zorundayız. Eğitim sistemimizi de düzenlemek zorundayız. Bunu da bir şekilde yapacağız. Biz yapamasak da kur bize bunları öğretecek, bizi terbiye edecek” dedi.


KAPİTALİST ENTELEKTÜELLİK ÇÖKTÜ

PROFESÖR Bilsay Kuruç 1980 sonrası ABD Merkez Bankasının ekonomik alanda entelektüel bilgi merkezi haline dönüştüğünü fakat 2007 küresel ekonomik krizde o merkezin kofluğunun görüldüğünü söyledi. “Kapitalist entelektüellik krizi açıklayamadı. Hâlâ açıklayamıyor” dedi.
Bilimsellikten uzak tezlere de değinen Bilsay Kuruç şu örnekleri verdi. ‘Orta gelir tuzağı’ kavramını çok duyar olduk. Niye tuzağa düştüğü belli olmayan bir açıklama. Ya da IMF’nin ‘yeni gerçek’ söylemi. ‘Dünyanın büyümü hızı düşük uyum göstermek zorundayız’ tezi bize yeni gerçek olarak sunuluyor. Sorgulanamaz gibi ele alınıyor. İktisatçılar ve akademi zaaf içinde!
Kendisine Armağan edilen ve plaket verilen oturumda Profesör Cemil Oktay da somut meseleleri lobilerle açıklamanın düşünce fakirliği olduğu tespitini yaparak şöyle dedi: “Faiz, enflasyon niye artar niye düşer bellidir. Bunları kontrol edecek politikaları hayata geçirmek gerekir. Yoksa demokrasilerde lobiler her daim olur.”
Bundan 400 önce yaşanan 30 yıl savaşlarını, “Dinimize yeterince sahip çıkmadık Tanrı bizi cezalandırdı” anlayışının bugün sürdürülmeye çalışılmasının kabul edilemez olduğunu söyledi.   

ÖNCEKİ HABER

Bosch, kaşıkla verdiğini kepçeyle istiyor

SONRAKİ HABER

El Salvadorlu göçmen baba ve kızın fotoğrafı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa