30 Nisan 2015 05:00

HDP Adayı Sevgi Yalçın: Daha fazla işçi politika yaptığında bu ülke değişecek

Paylaş

Sinan CEVİZ
Ümit KARTAL
İstanbul

Küçükçekmece’de kurşunlanan HDP seçim bürosunun açılışında “Komşular, HDP sadece bir Kürt partisi değildir. Hepinizi ortak yaşama çağırıyoruz” diyor Sevgi Yalçın. Karşı binada ‘tepki’ amacıyla asılmış bayraklı binaya doğru, “Ben de bir emekçi mahallesinde oturuyorum, ayrımız gayrımız var mı?” diye soruyor. Nakış işçilerinin 1 Mayıs toplantısında, “Tabii ki siyaset yapacağız. Ya pazardan dönerken alamadıklarımızı hesaplayacağız, ya da işçilerin nasıl birlik olacağını…” diye çağrı yapıyor. İlk defa canlı yayın televizyon programına “Heyecanlanıyorum ama olsun, neysem oyum, bildiğimi anlatacağım” diye çıkıyor ve “İşçiden politikacı mı olur?” kibrindekilere inat, “Gümbür gümbür siyaset yapıyoruz, hep birlikte barajları yıkacağız” diyor ekranda… İşe gitmeden 2 saat önce uyanıp işçi servis duraklarında seçim çalışması yürüten, işten döndükten sonra da oğlunun espriyle söylediği gibi, ‘yemek ve temizliği bırakıp’, ev ziyaretleri düzenleyen Sevgi Yalçın, kendisini ‘kadın işçi aday’ diye tanıtıyor. Sevgi Yalçın’la yaklaşan seçimleri konuştuk. Yalçın bize, yıllar önce şiddet görüp eşinden ayrılan, ama yılmadan hayata tutunan, çocuklarını büyütüp, her geçen gün kendini geliştiren güçlü bir kadının hikayesini anlattı.

Hemen başlayalım, mücadeleye nasıl atıldınız? Ne zaman başladınız?
Oğlum 3. sınıfa gidiyordu. (Şimdi 24 yaşında) Ben o zaman da bir bankada çalışıyordum, çay temizlik işi yapıyordum. Sürekli katkı payı, yakacak parası isteniyordu okuldan. Benim de elimde avucumda yoktu. Her ne kadar ‘tamam’ deseler de bunu toplantılarda söyleyip, çocuğumu rencide ediyorlardı. O dönem Eğitim Sen’li öğretmenlerle tanıştım. Eğitimin ücretsiz olduğunu, bu katkı paylarına itiraz edebileceğimi öğrendim. Okulda kadınları toplayarak eylemler yaptık, evlerde ve muhtarlıkta toplantılar yaptık. Basın açıklaması yaptığımızda müdür sinirlendi. ‘Herkes aidat parasını getirecek. Özellikle Sevinç (kızı) sen getireceksin. En başa da senin adını yazacağız’ diye çocuğumu ve beni küçük düşürmeye çalıştı. O dönemde bu mücadele büyüdü. Ben Emek Partililerle bu mücadelede tanıştım. İyi ki de tanışmışım, zor günler yaşadım ve yeniden ayağa kalkmamda örgütlü olmamın çok büyük katkısı oldu.

Nasıl zor günler yaşadınız? Bahsetmek ister misiniz?
Eğitim mücadelesini yürütürken aynı zamanda aile içinde de bir takım sıkıntılarla uğraşıyorsun. Bilinçleniyorsun. Kadınların haklarına dair de öğrenmeye başladım. Eşim karşı çıkıyordu. Dışarı çıkmamı engelliyordu. Annemlere bile gidemiyordum.  Partiyle görüşmemi engelliyordu, sınırlama koyuyordu. En son şiddet gördüm ve son nokta o oldu. Evrensel’den okuyordum. Ben yalnız değilmişim, benimle aynı sorunları yaşayan çok insan varmış diye düşündüm. Partiyle hareket edersem, benimle aynı sorunları yaşayan kadınlarla bir araya gelirim diye düşündüm. Ören’de kadın eğitim toplantısı olmuştu, oraya gitmiştim. Kucağında bebeğiyle gelen bir kadın vardı. İşyerindeki sıkıntısını anlattı. Evinde, işyerinde yaşadığı sorunları anlatan benim gibi kadınlar vardı. Beni çok etkiledi. Bu toplantılara daha çok katılmam gerek dedim. Bazı şeyler insanın içinde olacak evet ama insanın içindeki o gücü de çıkaracak bir şeye ihtiyacı var. Bu benim açımdan partiydi. 

Peki neden aday oldunuz?

Çünkü hep kaybeden biz işçiler oluyoruz. İnsanlarda korku, kaygı var. Kadınlar üzerinde bir baskı var. Biz sustukça, geri çekildikçe her şey elimizden gidecek. Tek eğitim değil ki, sağlık da gitti, işçilerin tüm hakları da gitti. Şimdi emekli olma hayali kurabilen işçi kaldı mı? Bunu siyasiler yapıyor. O zaman işi tersine çevirmek lazım, bizim siyaset yapmamız lazım. 

İşçiler siyaset yapabilir mi ki?
Tabii ki. En iyi siyaseti işçiler yapar, en iyi siyaseti kadınlar yapar. Ülkenin geliri, kalkınması kimden oluyor? Bütçeyi tartışıyorlar, kaynak nerede diyorlar. Bu kaynağı oluşturan kim? Hayatın her alanındaki işçiler. 

Kaynağı işçiler yaratıyor diyorsunuz ama işçiler bölüştürebilir mi?
Bölüştürür tabii. Ak Saray’dan keser, özel uçaklardan keser, patronlara teşvik primlerinden keser; örneğin sağlığa ayırır, eğitime ayırır, sosyal güvenliğe ayırır. Doğru paylaşımı, gerçek ihtiyacı da en iyi işçiler bilir. Sarayda oturan adamın talimat vermesiyle iş yürümüyor, işçi yaparsa iş yürüyor. Ülke de kalkınıyorsa işçi sayesinde kalkınıyor. Bu yüzden söz hakkı da olmalı. Zam istiyorsun örneğin. Bizim durumumuz kötü diyor. Zaten hiç kâr ettiklerini duymadık, hep zarar ediyorlar. Bana da öyle oldu. 3 yıl kriz var diye zam yapmadı patron. Ama kendisi villa alıyordu, biz de gidip villalarını temizliyorduk. 

Bu yüzden en çok işçinin hakkıdır siyaset yapmak. Al ben hem kadınım hem işçiyim. Niye siyaset yapmayayım? Ha bu birilerinin işine ters gelebilir. İşten de çıkartılabilirim. Zaten şimdi işten atmakla tehdit ediyorlar, ‘adaylıktan çekil’ diyorlar.  Biz zaten sesimizi çıkartsak da kapının önüne koyacak, çıkartmasak da koyacak. En azından bunun mücadelesini verelim.

Zam demişken, HDP seçim bildirgesinde asgari ücret ilk etapta en az 1800 liraya yükseltilecek dedi. İşçiler buna inanıyor mu? 
Hiç de öyle düşünmüyorlar. İşçiler kör değil. Pazarı görüyor, faturaları görüyor, ay başını nasıl zor getirdiğini görüyor. Diğer taraftan patronların nasıl büyüdüğünü, milletvekillerinin ne kadar maaş aldığını görüyor. Bugün kime sorarsanız sorun, asgari ücretin 1800 lira olması gerektiğini her işçi kabul eder ve savunur. Ama örgütsüz olduğu için sesini çıkaramıyor o kadar. 

Aday olduğunuz parti iktidar oldu diyelim. Neyi değiştirirsiniz? 
Asgari ücret, emeklilik yaşı, sağlığın ve eğitimin parasız olması… Ama önce karar verme şeklini değiştiririm. Bir karar alınacaksa, 550 milletvekilinin şahsi fikrine göre olmaz. İşçilerle emekçilerle toplantılar yapılarak alınır. 

BİR EVLAT KOLAY BÜYÜTÜLMÜYOR

Seçime giren partiler içerisinde barış talebini en güçlü HDP dillendiriyor. Barış neden önemli? 
Direk kendimden örnek vereyim. Bir evlat kolay büyütülmüyor. Oğlumu askere gönderdiğimde türlü kaygılar yaşadım. Eminim tüm analar bunu yaşıyordur. Bu dünya hepimize yeter ama birileri bunu istemiyor. Olan hep emekçi çocuklarına oluyor. Emin olun barış sadece Kürt’ün meselesi değil. Hangi milliyet, inanç ya da görüşten olursa olsun, insanlar da artık barış istiyor, ben bunu görüyorum.
Savaş kutuplaşma yaratıyor, halkları düşmanlaştırıyor. İşyerlerinde bile öyle. Savaş koşullarında aynı tezgahtaki işçilerin birbirine bakışı bile değişiyor. Ben o yüzden ‘savaş böler, barış birleştirir’ diyorum. 

ÖNCEKİ HABER

Bursa’daki Orau Nobel Otomotiv işçileri: Temsilcimizi biz seçeceğiz

SONRAKİ HABER

Tunus'ta peş peşe iki intihar saldırısı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa