29 Nisan 2015 20:07

İsimsiz Mektupları Yazanlarla Buluşmak Lazım

Genç işçi kardeşlerimizin de hayal kurabiecekleri bir dünya mümkün, onların da bu dünya için İMES'teki isimsiz mektupları yazanlarla buluşması lazım. İsimsizliği var eden, bedenlerimizi ve yaşamlarımızı karalara boyayanlara inat bu karayı birlikte temizlemenin umuduyla

Paylaş

Gamze ERK
İstanbul

Evrensel Gazetesi dağıtarak başlıyoruz İMES'i gezmeye. Döküm işçilerinin çalıştığı yerlere geldiğimizde atölyenin girişinde oturan biri çarpıyor gözüme. Üstü başı kömür içinde, yaklaşınca gazeteyi uzatıyor yanımdaki, o da gazeteyi alıyor ve toplantıyı soruyor ama ben yüzüne, ellerine bakıyorum. Aklımdan geçen Soma oluyor, kömür karası orada da vardı. Kömür bu yapıştırmış karasını bedenlerine ama bu sistem de kömürden az kara değil, o da yapıştırmış karasını işçilerin yaşamına.

Dökümhanelerden birinde genç işçi arkadaşlarla konuşuyoruz. "Ocağa yaklaş" diyorlar yakıcılığını anlamam için. "Merak ediyorsan döküm yapalım bak." diyorlar. Ben de çalışma koşulları üzerine konuşmak istediğimi söylüyorum. Ustaları atılıyor söze, "neyi anlatsınlar, her halimizden belli değil mi çalışma koşullarımız." diye. Atölyede kamera olduğu için molayı bekliyoruz konuşmak için. Gören altınları var da onları koruyor sanır patron. Küçücük, her yanının kömür kapladığı bir atölye. İnsan her gün bu işçilerin halini, bu atölyeyi izleyebilir mi?

İSİM ALMAMAK İLK TAAHHÜTÜMÜZ

Ardından işçilerin yemek yediği lokanta da döküm işçilerini beklemeye başlıyoruz. Ama bu sefer ki sohbetimiz torna tezgahında çalışan iki genç arkadaşımızla oluyor. Ustalarıyla gelmişler yemeğe, yemekleri dağıtan abi alıp getiriyor arkadaşları yanımıza. İsim vermemeyi taahhüt ediyorum arkadaşlara, öyle başlıyorlar muhabbete. Zaten onlar gibi o kadar genç var ki aynı koşullarda çalışan, isimsizleşen. Biri 22 diğeri 17 yaşında arkadaşların.

İşçi arkadaşlardan büyüğü 17 yaşında başlamış İMES'te çalışmaya, 5 yıldır orada çalışmanın verdiği bir güven var kendisinde. Ticaret meslek lisesinde muhasebe okuyormuş buraya başlamadan önce, aile bırak okulu meslek edin deyince başlamış burada çalışmaya. Ailesinde babası ve o çalışıyormuş. Aslında memnun koşullarından, öyle diyor.

17 YAŞINDA OLDUĞUNA İNANAMAZSINIZ

Diğer işçi arkadaşımızla başlıyoruz sohbete. İnanamıyorum 17 yaşında olduğuna, beni kandırma, 14 gösteriyorsun diyorum. Çevredekiler gülüyorlar ve "sen geçen sene görseydin, boyu o kadar ufaktı ki..." diyorlar. Onunla sohbetimiz sık sık çevredekilerin müdahalesiyle kahkahalarla bölünüyor. Çevredekiler seviyor onu ve hep güldüğünü söylüyorlar. Yaşam dolu genç bir arkadaş, ben de sohbetin sonunda anlıyorum. O da 16 yaşında başlamış İMES'e. İmam hatipte okuyormuş önceden, okulu sevmemesi bir yana öğretmenlerin haksızlık yaptığını düşündüğü için bırakmış okulu. Onun da babası ve kendisi çalışıyor ailede. Maaşının bir kısmını kendisine veriyormuş ailesi geri kalanını ise bankaya yatırıyorlarmış. O da kendine kalan harçlığından bir kısmını kardeşlerine veriyor her ay.

'HAYALİMİZ YOK'

Hayallerini soruyorum, gelecekten ne hayal ettiklerini. İkisi de hayalimiz yok diyor başta, 17 yaşında olan ise geleceği hiç düşünmediğini söylüyor. Lisede okuduğum 'Martin Eden' geliyor aklıma; hayalleri olmayan, hayallerini yitirmiş birinin durumu yani. Üsteliyorum nasıl hayaliniz yok diye, "o zaman evlilik" diyor daha genç olanı. Tabi gene bir gülme başlıyor. Tamam diyorum şöyle yapalım; çalışmak zorunda değilsiniz ve buradan aldığınız maaşınız yine var, ne yaparsınız diyorum. 22 yaşındaki arkadaş okula geri gideceğini, okuyacağını söylüyor; diğeri ise okula gitmeyeceğini, Erzincan'da köylerine dedesinin yanına gideceğini söylüyor sevinerek.

Ayrılırken Evrensel Gazetesini veriyorum, içinde İMES işçilerinin mektupları var. Büyük olan işçi kardeşimiz mektuba bakınca gülüyor çünkü mektubun üstündeki imzada 'İMES C Bloktan işçi' yazıyor, o da aynı blokta çalışıyor. Genç işçi kardeşlerimizin de hayal kurabilecekleri bir dünya mümkün, onların da bu dünya için İMES'teki isimsiz mektupları yazanlarla buluşması lazım. 
İsimsizliği var eden, bedenlerimizi ve yaşamlarımızı karalara boyayanlara inat bu karayı birlikte temizlemenin umuduyla.



BAKANLAR KURULU KARARINI TANIMAZDIK


1 MAYIS'ı soruyorum. Daha genç olanı yanımdan bilgiç bir tavırla işçi bayramı diye atılıyor. İşçi bayramının ne olduğunu sorduğumda ise "bilmiyorum" diyor. 1 Mayıs'ı anlatıyorum, İMES'te yapılsa etkinlik ve kutlama katılır mısınız diye soruyorum. Büyük olanı, "katılmam öyle şeylere" diyor, diğeri ise duruma göre katılabileceğini söylüyor. Bunun üzerine dökümhanedeki çalışma koşullarını konuşuyoruz, onlar da durumun vahametinin farkında. Ardından metal grevinin yasaklanmasını anlatıyorum, ne grevi ne de yasaklanmasını duymuşlar. Zaten hiç haber izlemediğini söylüyor büyük olan, bir yandan da grevle ilgili anlattıklarımdan emin olmuyor, araştırmasını söylüyorum ben de. Son tahlilde kendilerini metal işçilerinin yerine koyduklarında Bakanlar Kurulu kararını tanımayacaklarını söylüyorlar, o koşullarda fabrika da direnmeye devam edeceklerini anlatıyorlar.

ÖNCEKİ HABER

Kendi Tarihimiz ve Kendi Sözümüz Var!

SONRAKİ HABER

Fenerbahçe Üniversitesinde akademisyenler "bölüm kapanacak" diye işten çıkarıldı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa