‘Sadece tapumuzu değil  kentimizi de koruyacağız’

‘Sadece tapumuzu değil kentimizi de koruyacağız’

Emek Hareketi Çevre Kurulu “Kentsel Dönüşümden Bölgesel Dönüşüme Yaşam alanlarımız Yok Oluyor” başlıklı sempozyum düzenledi. Önceki gün Maltepe Türkan Saylan Kültür Merkezi’nde gerçekleşen sempozyuma çok sayıda akademisyen, kentsel yıkım mağduru mahallelerden vatandaşlar, dernek

Elif Görgü / Nazım Karabağ

İSTANBUL NASIL PLANLANIYOR?

Sempozyumda ilk olarak “İstanbul Metropoliten Planı” başlıklı oturum gerçekleştirildi. Burada ik sözü alan Kocaeli Üniversitesi Öğretim Üyesi Yard. Doç. Dr. Gamze  Mert, İstanbul Çeve Düzeni Planı’nın başta Kocaeli olmak üzere çevre illere etkisini aktardı. Yapılan planların daha çok İstanbul’u beslemek üzerine yapıldığını belirten Mert, İstanbul’un “vizyonu”na uymayan sanayilerin Trakya ve Kocaeli ili çevre kentlere yönlendirilmesinin planlandığını vurguladı. Kocaeli’ndeki sanayinin yönetim merkezinin hala İstanbul olduğunu Kocaeli’nin ise havasının, suyunun ve toprağının kullanıldığını vurgulayan Mert, İstanbul için yapılan planların, zaten yoğun bir yapılaşma ve kirlilik tehditi altında bulunan Kocaeli’nde nüfusu 2 katına çıkarmayı hedeflemesini eleştirdi.

‘KENTSEL YIKIM HEPİMİZİ VURACAK’

Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Beyza Üstün de Çevre Düzeni Planı’nın İstanbul’da su havzalarına etkisini özetledi. Sözlerine Metropoliten Planı’nın yasalara aykırı olarak Büyükşehir Belediyesi’ne bağlı BİMTAŞ’a yaptırıldığı için “yok hükmünde” olduğunu hatırlatarak başlayan Üstün, mahkemenin yürütmeyi durdurma kararına rağmen kıyıları, ormanları, su havzalarını yok edecek planın uygulama geçtiğini belirtti.

Üstün, “Bu plan yasal değil ve etkilerini bütün Marmara’da görüyoruz. En yakın yıkım Traka Batı Karadeniz ve Doğu Marmara’dadır. İstanbul çekim merkezi yapılırken kentin atıkları için Trakya kullanılıyor” diye konuştu.  

Planda, su havzalarının koruma bantlarının kaldırılarak yapılaşmaya açıldığını, 2-b alanlarının yanısıra gerçek orman alanlarını ifade eden  Üstün, 2-a ormanlarının da tehlike aldığını söyledi. “İçmesuyu” kalitesinde olmayan su havzalarının korumaktan vazgeçilmesindeki tehlikeye de dikkat çeken Üstün, “Ekolojik sistem ve doğa üzerinde oynuyorlar, sonuçlarını hep birlikte göreceğiz. Kentsel yıkım hepimize birden ulaşacak. Önce su yok dediler İstanbul’a dışarıdan su getirdiler İstanbul’da bu suyu da şirketlere teslim ettiler” dedi. Ormanların su havzalarını koruduğunu hatırlatan Üstün, Boğaza üçüncü bir Köprü’nün yapılmasının ormanları nasıl tahrep edeceğini de anlattı. “Köprünün bağlantı yolları İzmir’e kadar gidiyor İzmir’de Manyas Gölü Havzasını tamamen mahvediyor” dedi. Üstün İstanbul’da bölge bölge su havzalarında yaşanan sorunların da aktardı.

‘TARIM TOPRAĞI DA YOK EDİLİYOR’

Ziraat Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Ahmet Atalık da 3. Köprü’nün İstanbul’daki tarım alanları için yaratacağı tehlike konusunda uyardı. İstanbul Büyüşehir Belediyesi Başkanı Kadir Topbaş’ın, “İstanbul’da tarım toprağı kalmamıştır” sözlerini hatırlatan Atalık, Adana’da yüzde 33 oranında tarım arazisi ile Türkiye’de ilk sıraya oturduğunu İstanbul’da da bu oranın yüzde 28 olduğunu açıkladı. “Bu tarım arazilerini imar planıyla yok edecekler” diyen Atalık, Çevre Düzeni Planı ile 8 önemli tarım alanının havalanı, TCDD’ye lojistik alan gibi gerekçelerle yapılaşmaya açılmak istenmesinin eleştirdi.

Kentsel dönüşüm adı altında emekçi mahallelerinin yıkılmasını, kentin bu mahallelerden “temizlenmek” istenmesini de eleştiren Atalık, “Başıbüyük’e keyfinizden mi geldiniz, bizi buraya atan neden nedir, onu çözeceksin ki üst üste yığılmayalım. Bir gün çocuklarımız tifüs, veba, kolera gibi hastalıklardan dolayı İstanbul’u terketmek zorunda kalacaklar” dedi.

ÇÖZÜM ORTAK MÜCADELE

Sempozyum’un “Kentsel Dönüşüm ve İstanbul’da Kentsel Dönüşüm Uygulamaları” başlıklı ikinci oturumunda da Yıldız Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Asuman Türkün ile İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Alper Ünlü konuştular.

Doç. Dr. Türkün, İstanbul’da kentsel dönüşüm alanı olarak belirlenen alanların özelliklerini hangi gerekçelerle “dönüştürülmek” istendiğini aktardığı konuşmasında emekçi mahallelerini “soylulaştırma” çabasının öne çıkan nedenlerden biri olduğu belirtti. İstanbul’da uygulanan dönüşüm projelerinde “gelirli grupların yaşam kalitesinin artırılması” iddiasının hayata geçmediğini ifade eden Türkün, medyanın kentsel dönüşüm konusunda yaptığı çarpıtmaları eleştirdi.

İstanbul’un sanayiden arındırılmış tamamen “hizmet sektörüne” yönelik iş alanlarının olduğu bir kent haline getirilmek istendiğinin altını çizen Türkün, bu hizmeti verenlerin yine emekçiler olacağını, bu yüzden onları kentten uzaklaştırmak gibi bir projenin mümkün olmadığını belirtti. “Emek sorununun olmayacağı” bir İstanbul projesinin gerçekçi olmadığını vurguladı. Kentsel yıkım mağduru Başıbüyük Mahallesi’nden bir izleyicinin “Çözüm nedir?” sorusunu da yanıtlayan Türkün, çözümün, yaşanan sorunların birebir mağdurları olan İstanbullu emekçilerin bir araya gelerek ortak bir mücadele yaratmasından geçtiğini ifade etti.  

‘DAYANIŞMA YOK EDİLMEK İSTENİYOR’

Prof. Dr. Alper Ünlü ise Hükümetin kentsel yıkımında kullandığı en önemli araç olan Toplu Konut İdaresi’ne (TOKİ) değindi. TOKİ konutlarının çok ciddi maliyetle yapılmalarına rağmen 15 yıl sonra kimsenin oturamayacağı kadar kötü üretilmiş olduklarını kaydeden Ünlü, “Bu konutların yapılması ve insanların bu konutlara yerleştirilmesi süreçlerinde hiçbir halk katılımına izin verilmiyor. Kardeşim ben yaptım oturacaksın burada deniliyor. Aynı gelir grubundan gelen insanlarin kent toprağından kopartılarak kent dışında mahalle kültürünün yeşermesi mümkün olmayan konutlara sıkıştırılmak istendiğini söyleyen Ünlü, “amaç dayanışma kültürünü yok etmek, insanları kent kültüründen kopartarak yalnızlaştırmak”dedi.


AYNI KADERİ PAYLAŞANLAR BİR ARAYA GELMELİ

EMEK Hareketi Çevre Kurulu’nun düzenlediği sempozyumun üçüncü oturum ise forum şeklinde yapıldı. Kentsel yıkım mağduru mahalle halklarını temsilen konuşan muhtarlar, dernek başkanları ve belediye meclis üyeleri, sorunları sorunları paylaşırken, birlikte mücadele etmenin önemine de değindiler.

MAHKEMEYE BAŞVURMAK YETMEZ

Pendik Sapanbağlar Çevre Koruma Derneği Başkanı Muharrem Bozkurt, 4 yıldır kentsel dönüşüme karşı mücadele verdiklerini , projeyi iptal ettirdiklerini ancak tehlikenin geçmediği söyledi. Bozkurt, “Sadece yargı yolu kullanarak başarılı olacağımıza inanmıyorum.  Yapılacak olan emekçilerin örgütlenmesidir; emek sınıfı kendi mücadelesini vermelidir” diye konuştu.

Tozkoparan Mahallesi Toz-Der Başkanı Öner Kirişçi, sorunun yalnız tapu kazanma meselesi olmadığını Gecekondu Önleme Bölgesi olarak kurulan Tozkoparan’da herkesin yıllarda ödeme yaparak tapulu evlerine kavuştuğunu ancak şimde de “deprem tehlikesi” var denerek mahallelerinden kovulmak istendiklerini vurguladı. “Bugün bana ‘git babanın köyünde yaşa diyorlar ama babamın köyünde de dereleri satıyorlar. Kesinlikle birlikteliği elden bırakmamalıyız. Sadece kendi hakkımızı değil komşumuzun hakkını da savunmalıyız” diye konuştu.

KOLEKTİF MÜCADELE

Ataşehir’de Yenişehir Mahallesi Muhtarı Mustafa Arı da, kendi mahallelerinde 1200 konutluk alanın yıkılıp yerine TOKİ’nin 6 bin konut inşa etmek istemesine tepki gösterdi. “Burada rant yaratmaya çalışıyorlar. Sonuna kadar yanımızda olduklarını söyleyen belediye başkanı bugün hükümetin yasadışı işlerine çanak tutuyorlar. Bu birlikteliğimizi örgütlü bir şekilde korursak tüm derneklerle birlikte kollektif bir şekilde mücadelemizi büyütürsek ancak hakkımızı alabiliriz” dedi. Başıbüyük Mahalle Derneği Başkanı aynı zamanda CHP Maltepe Belediye Meclis Üyesi olan Adem Kaya ise, Sulukule’den sonra 760 yıllık tarihiyle İstanbul’un en eski mahallelerinden biri olan Başıbüyük’ün de yıkılmak istendiğini belirterek yıkıma karşı yıllarca sürdürdükleri mücadeleyi özetledi. Mahalleliye verilen sözler tutulmadığı için “CHP’nin buradan aldığı oylar zehir zıkkım olsun” diyerek tepki gösteren Kaya, “Başıbüyük’te AKP’nin başaramadığını CHP başardı, mahalleli ikiye bölünmüş durumda” dedi.

MAHALLEYİ DEĞİL İSTANBUL’U KORUMAK

Forum’da söz alan Gülsuyu-Gülensu Yaşam ve Dayanışma Derneği Başkanı İbrahim Bilgili  ise 1970’li yıllardan bu yana mahallelerinin yıkımına karşı mücadele verildiğini söyleri. Yıkımın emekçi mahallelerinde yapıldığına dikkat çeken Bilgili, “Biz TOK’yi mahallemize sokmayacağız, biz birlikte olursak başarırı. Aynı kaderi paylaştığımız mahallelerimizle bir araya gelmeliyiz. Sadece mahallelerimizi değil tüm yaşam alanlarımızı korumak zorundayız. Ne kendimizi ne komşumuzu yok saymayacağız” dedi.

Sözlerine “Ben bu ülkede böyle diktatör bir yönetim görmedim” diyerek başlayan Tarlabaşı Mülk Sahipleri ve Kiracıları Kalkındırma ve Sosyal Yardımlaşma Derneği Başkanı Ahmet Gül de kendi mahallelerinin Başbakan Erdoğan’a yakınlığı ile bilenen Ahmet Çalık’a ihale edildiğini hatırlatarak, “Türkiye’de ilk defa AKP döneminde bir tamamı tapulu olan bir mahalle ihaleye çıkartılıyor. Ben ilk dönem AKP’ye oy vermiş bir insanım. Ama bir iktidar halkına saygılı değilse, demokrat değilse konuşacak bir şey kalmıyor” dedi.

YAŞAM MÜCADELESİ

Kartal ve İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi İbrahim Doğan da forumda söz aldı. Halkın mağduriyetinin tek sorumlusunun kapitalis sistem olduğunu belirterek konuşmasına başlayan Doğan, “Kapitalizm bahçene ektiğin iki domatese bile tahammül edemez” dedi. Halkın sadece evine değil, ormanına, yeşil alanına da sahip çıkması gerektiğini vurgulayan Doğan, “Tapumu versin ne olursa olsun diyemeyiz. Örgütlü olmamız neyi savunacağımızı iyi bilmemiz gerekli” dedi. Doğan, vatandaşların haklarının hesabını sormak için oy verdikleri, iradelerini teslim ettikleri yerel yöneticilerin yakasına yapışması gerektiğini de dile getirdi.

Yakacık ve Mahalleleri Koruma Derneği Başkanı ve İl Genel Meclis Üyesi Turan Mengüçer ise “Biz tapularımızı aldık, imar da verdiler. Yaşadığımız sorunları çözümü var. Mülkiyet Maltepe Belediye Başkanı’na verilmiş durumda, belediye tapuları vermek isterse verir” diye İMECE Grubu adına konuşan Erdoğan Yıldız da, “Bir çok mahalle kendi deneyimlerini aktardılar. Saldırı nereden olursa olsun bir karşı duruşu da ortaya çıkartıyor. Bizim üzerimize planlar yapanlar tek vücut halinde saldırıyorlar. Biz de  kendi bulunduğumu yerden müdahale ederek ortak bir mücadele stratejisi belirlemek zorundayız” dedi.

Son olarak söz alan İnşaat Mühendisi Mehmet Doğan da Başıbüyük mahallesindeki gelişmeler üzerinde durarak,  halkın birbirine düşürülmek istendiği uyarısı yaptı. 


SADECE TAPU MESELESİ OLARAK GÖRÜRSEK KAYBEDERİZ

SEMPOZYUM’da gazetemiz Genel Yayın Yönetmeni İhsan Çaralan da bir konuşma yaptı. Başbakan Erdoğan’ın Marmaray Projesi için sarfettiği “Bu projeyi bitirecektik ama bunu engellediler. Bundan sonra hiçbir yasa, mahkeme tanımayacağız” sözlerini hatırlatan Çaralan, bu konuşmanın AKP’nin artık kentsel dönüşüm, çevre, kültür ve tarihinin korunması konularında tamamen rant merkezli hareket edeceği ve bu rantı yandaşlarıyla paylaşmak üzere yol alacağının bir itirafı olduğuna dikkat çekti. Kentsel yıkım mağdurlarının buradan bir sonuç çıkartması gerektiğini vurgulayan Çaralan, iktidarın artık “benim hakkım var, tapum var, mahkeme kararım var” diyenin önünde durmasına izin vermeyeceğini de kaydederek, “Bazı arkadaşlar ‘tapumuzu versinler başka bir şey’ istemiyoruz dediler. Böyle dersek kaybederiz. Bunu sadece bir tapu meselesi olarak görürsek kaybederiz” dedi. Kentsel dönüşüm mağdurlarının kendi meselelerini hallettikleri zaman sorunların çözülmüş olacağı yanılgısına düşmememeleri uyarısında bulundu. Çaralan, “Bu program dünyadaki büyük kapitalistlerin programıdır ve bu programı uygulayan hükümetleri desteklersek bu davayı kazanamayız” dedi. Bilim adamlarının ve uzmanlar emekçilerin yürüyeceği yolunun haklılığını ortaya koyduğunu ancak bu yolu yürüyecek olanın binlerce kentsel yıkım mağduru ve onların etrafındaki milyonlarca emekçi olduğunu dile getirdi. Bu mücadelenin önderlerinin mücadelenin birleştirilmesi sorumluluğu olduğunun da altını çizdi. (İstanbul/EVRENSEL)

YARIN: Sempozyumda yapılan konuşmaların tam metinleri yarından itibaren EVRENSEL’de

www.evrensel.net