Ordu devlet üzerine

Ordu devlet üzerine

Sınıflı toplumlarda egemen olan sınıfın kendi iktidarını korumak için çeşitli güvenlik unsurlarına sahip olmaktadır. Ordu bunların en başında gelmekte ve devletin esas unsuru olma özelliğini de göstermektedir. Her sınıflı toplum için bu hemen, hemen aynı şekilde olmuştur. Osmanlı ordusu içinde emperyalist işgale karşı müca

Atilla Altaylı

Sınıflı toplumlarda egemen olan sınıfın kendi iktidarını korumak için çeşitli güvenlik unsurlarına sahip olmaktadır. Ordu bunların en başında gelmekte ve devletin esas unsuru olma özelliğini de göstermektedir. Her sınıflı toplum için bu hemen, hemen aynı şekilde olmuştur. Osmanlı ordusu içinde emperyalist işgale karşı mücadele veren komutanlardan oluşan ilk cumhuriyet ordusu komuta kademesi içlerinde en bilgili ve asker kişiye kendilerini yönetme hakkını verirken esas görevi yeni kurulan TC devletinin her bakımdan güvenliğini sağlamak ile görevlendirilen düzenli bir ordu kurmuşlardır. İç işleyişi gereği yaşadığı atama ve tasfiye sorunları ise dönemin devlet iktidarındaki yöneticilerin ihtiyaçlarına göre yerine getirilmiştir.
Emperyalist pazarın bir unsuru ve kapitalizmin ağır bastığı bir devlet olan bu günkü iktidar yapılan son seçimler sonrası “istikrarlı” bir hükümet ortaya çıkartırken, devletin diğer kurumlarını da devletin ve emperyalizmin ihtiyaçlarına göre dizayn etmeye çalışmaktadır. Hiçbir zaman demokrasinin bir unsuru olamayan ordu yapısı gereği savaş ve öldürme teknikleri ile donatılmış ve her dönem ülke, iktidar ve devlet ihtiyaçları nedeniyle bu tekniği hayata geçirmeye çalışmıştır.
Yaşanılan istifalar ve atama sorunlarını iktidarın ve “parlamenter” sisteme dayalı devletin yönetimsel bir sorunu olarak algılamak gerekir. AB ve ABD’den gelen sözde “demokrasi” ve iç işleyiş söylemlerini 12 Eylülde de yaşamıştık. İşlevi gereği emperyalist kapitalizmin bir unsuru haline getirilen ordular yine emperyalizmin bölgesel ve genel stratejilerine uygun yapılanma ve görevleri yerine getirdiğini söylemek hiç de abartı değildir. Bu durumda kişilerden daha çok ne yapıldığına bakmak gerekir. İktidar devleti yönetebilmek için bürokrasi ve ordu içinde kendisi ile hem fikir olabilecek unsurları yönetim kademesine getirmeye çalışmaktadır.
Ancak ordu geleneğinde, ordunun temel siyaseti ve amaçlarını yerine getirebilmek için en iyi unsurlarının önünü açmak gibi bir çabasının da olduğu unutulmamalıdır. Bugün orgeneral rütbesinde olan kişilerin hepsinin 12 Mart döneminin teğmen ve üsteğmenleri olduğunu görmemiz gerekir. Ki o yıllarda ordu içinde devrimci, ilerici teğmen ve subaylar tasfiye edilmiş ve askerler dönemin ilerici siyasi unsurlarından arındırılmıştı. Mahirlerin, Denizlerin ve İbrahimlerin birçok yoldaşları ile birlikte katledildikleri bir dönemdi ayrıca ordu geleneğinden, bir unsur olan iktidarı uyardığı ve 12 Mart muhtırası olarak adlandırılan olayların yaşandığı dönemin teğmenleri. Aldıkları askeri bilinçleri ile devletin esas unsurları olmanın gereğinin yerine getirmek için içtikleri yeminin gereğini yapacaklarına devletin tüm unsurları emin. Yaşadıkları tek sorun gösterilen tepkinin zamansız olması. Yoksa aşağıdan gelen kişiler ordunun üst kademesinde işlevlerini yerine getireceklerdir. Tıpkı öncekiler gibi.
Devlet tüm devrimcilere ve emekçilerin örgütlerine karşı her dönem saldırı içinde olmuş ve yarattıkları kışkırtıcı ortamlar ve oluşturulan kamuoyu sonrası iç düşmanları kapsamında değerlendirmiştir. Mülkün ve sermayenin iktidarı için her dönem burjuvazinin çıkarları ön planda tutulmuş ve yasalar burjuvazinin ihtiyaçlarına göre uygulanmıştır.
Ordu, yaygın deyimle asker hangi dönem olursa olsun mevcut devletin silah zoru ile iktidarını uygulamasının esas unsuru olmuştur. Varlık nedeni de budur. Bizdeki gibi eratın yoksul halk kesimlerinden oluşturulması devletin politikalarına kitle desteği oluşturmanın da bir aracı hailine getirilmesini sağlamaktadır.
Reformizm ve liberal politikacılar kitle muhalefetini düzen sınırları içinde tutmanın bir unsuru olarak ordu içindeki bugün yaşanan sorunları laik-şeriat ve ilerici - gerici kapsamında değerlendirerek tepkileri yine düzen bağlarının bir aracı haline getirmeye çalışmaktadır. Oysa her dönem olması gerektiği gibi ordu, devlet ve iktidar kapsamında işçiler, emekçiler ve gençlik sosyalizm ve devrim mücadelesinin hedefinde bu üç unsurun olduğunu unutmamalıdırlar. Sınıf mücadelesinin gereği iktidar mücadelesi içinde kurulacak devletin hiçbir unsuru bu günkü bu iktidar güçleri olmayacaktır. Yerine halkın kendi silahlı güçleri, devleti ve iktidarı konacaktır. Unutulmaması gereken temel kavram budur.
Devletin kurumları arasındaki ilişkiler ve izlenen yola baktığımızda taktikler ve esas hedef olan stratejilerden kopulmaması gerekir. 12 Eylül darbesi yapıldığında düşülen bir hata olarak “zaten faşist diktatörlük vardı” diyerek mevcut şartları iyi değerlendiremeyip mücadele ile elde edilen hakların geri alınmasına karşı kitlesel duruş sergileyememek dönemin diğer hatalarından biridir. Bu günde iktidarın yarattığı asker ile arasındaki sorunlar yumağı ve sonuçlarından halk güçlerinin zarar görmemesi sağlanmalı ve olabilecek muhtemel saldırılara karşı uyanık olunmalıdır.
Şu an Genelkurmay Başkanlığına getirilmeye çalışılan kişinin bilgi ve deneylerine yani bu güne kadar asker içindeki görevlerine baktığımızda Başbakanın “Terör karşısında yeni stratejiler uygulayacağız” söylemi ile örtüştüğünü de görmemiz gerekir. Ayrıca bölgesel gelişen olaylara da İsrail, Suriye, Irak ve İran’ı bir şekilde ilgilendiren gelişmeler iktidarın asker kesimi için istediği yönetimsel yapılanmayı oluşturmaya başladığını anlamak gerekir. Jandarma ve özel birliklerdeki bilgi ve çalışmalarının Genelkurmay Başkanlığı döneminde uygulayacağı askeri politikalara yansıyacağından hiç kimsenin şüphesi de olmasın.
Sınıf mücadelesinin bir unsuru ve hedeflerinden olması gereken, iktidarın her türlü politikalarına karşı devrimci politikalar üretmek, güncel gelişmeleri takip etmek ve işçi sınıfının iktidar mücadelesinde gerçek demokrasinin gereklerini hayata geçirmek için yaşanılan olayların gerçek yüzünü ortaya koymalıyız.

www.evrensel.net