Ekmek, özgürlük ve ulusal onur için

Ekmek, özgürlük ve ulusal onur için

Kuzey Afrika'daki halk isyanlarının kıvılcımını yakan Tunus'ta önemli bir adım daha atıldı. Tunus'taki halk isyanının diğerlerinden farklı bir süreç izlemesinde, ülkedeki demokrasi mücadelesinin bin Ali diktatörlüğüne rağmen yıllardır izlediği direngen tutum önemliydi. Kurulduğu günden bu yana demokrasi ve ö

Rıza Saygılı / Mehmet Özer

1986'da kurulan Tunus İşçileri Komünist Partisi, 25 yıldır illegal olarak faaliyet yürütüyordu. Ancak, bin Ali'nin ülkeyi terk etmesine neden olan ayaklanmalar ve sonrasında devam eden mücadele sonucu, ülkedeki bir çok parti gibi Komünist Partisi de legal alana adım attı. Partinin halkın katılımına açık ilk kongresi olan Ulusal Kongre, yeni bir dönemin de işareti oldu. 22 -24 Temmuz tarihlerinde başkent Tunus'ta düzenlenen Kongreye katılan binlerce kişi, devrimin sonuna kadar mücadele etme sözü verdi.
El Menzah Spor Sarayında yapılan kongre açılışına binlerce kişi katıldı. Hem açılış töreninde, hem de konferansta yürütülen tartışmalarda özellikle gençlerin heyecanı dikkat çekiyordu. "Devrimin kazanımlarını sonuna kadar götürmek için yola devam" sloganıyla toplanan kongrede an çok atılan slogan, "ekmek, özgürlük, ulusal onur" oldu. Kongreyi, Türkiye, İspanya, Fransa, Danimarka, İtalya, Almanya, İran, Benin, Burkina Faso, Fildişi Sahili, Ekvador, Belçika, Yunanistan, Filistin ve Lübnan'dan çok sayıda parti ve örgüt temsilcisi de izledi. Kongrenin ve Tunus'ta gelinen sürecin ayrıntılarını Hamma Hammami'yle konuştuk.

Birkaç ay önce, işsiz bir gencin intiharı sonrasında patlak veren olaylarla çok hızlı bir değişim sürecine giren ve tüm Arap ülkelerindeki halk isyanlarına örnek teşkil eden Tunus’ta, devrimci süreç devam ediyor. Bu sürecin en baştan itibaren en etkili aktörlerinden biri olan Tunus İşçileri Komünist Partisi (PCOT) de, sürecin yüklediği görevlere yanıt verebilecek bir yenilenme girişimi içerisinde bulunuyor. Partinin kongresi, bu çerçevede 22-24 Temmuz tarihlerinde başkent Tunus’ta yapıldı. Kuruluşundan beri partinin ulusal sözcüsü olarak bilinen tanınmış devrimci Hamma Hammami, kongrede partinin genel sekreterliğine seçildi. Hammami, genel sekreter olarak ilk röportajlarından birini Evrensel’e verdi.  

Uzun bir aradan sonra kongrenizi topladınız.  Kongrenin esas hedefleri nelerdi, memnun musunuz sonuçtan?

Evet, kongremizi 25 yıllık yeraltı yaşamından sonra, ilk defa az çok normal koşullarda topladık. Kuruluş kongremizi ve bir kaç sene sonraki 1. Kongreyi ağır illegalite koşullarının bilinen sınırlılıkları içerisinde toplamıştık. Uzun bir süreden beri de şimdiki kongremizi toplama kararı almıştık, pek çok kez ertelemek zorunda kaldık. Şimdi yeni dönemin koşullarına uygun ve ihtiyaçlarına yanıt verebilecek kapasitede bir kongre topladık. PCOT Ulusal Kongresi’ne, 220’si seçme seçilme hakkına sahip temsilciler olmak üzere 280 kadar delege katıldı. Ülkenin tüm illerinden (24 il) örgütlerimiz temsil edildiler. Hem hazırlık aşamasında ve hem de kongre esnasında oldukça zengin ve ilerletici bir tartışma sürecinden geçtik. Bu kongre partiyi gelecekteki görevlere daha sağlam bir mevziden hazırlayan bir işlev gördü.

Hangi konularda kararlar alındı?

Bu kongre bir kere geçiş döneminin görevlerine uygun olarak ele alındı. Öncelikle örgütsel yeni işleyişimize uygun düşecek bir tüzük ve iç işleyiş metni üzerinde tartıştık ve irade birliği oluşturduk. Parti programı, koşullara uygun yeni bir redaksiyondan geçirildi. Kısa ve orta vadeli hedefler bakımından yenilendi. Programımız, biri uzun erimli stratejik hedefleri, diğeri de kısa vadeli acil politik mücadele hedeflerini ortaya koyan iki bölümden oluşmaktadır. Özellikle programın ikinci bölümü hemen hemen tümüyle yenilendi. Politik platform, kongrenin ana sloganı olan “Devrimin kazanımlarını sonucuna vardıralım” şiarıyla uygunluk arz edecek hale getirildi.

Ne demek “Devrimin kazanımlarını sonuna kadar götürmek”? Bugün bu bakımdan hangi etapta bulunuyoruz, sokağın nabzı nasıl atıyor? Halk daha ileri gitmeye hazır mı?

Halk, utanç verici rejime karşı, Siyonizme, despotizme, emperyalizme karşı ayağa kalktı, gerçek bir devrim gerçekleştirdi. Ama devrim henüz yarı yoldadır, hedeflerine varmış değildir. Üstelik emekçi kitleler, devrimin kazanımlarının bugün gericilik tarafından tehdit edilmekte olduğunu hissetmektedir. Evet, diktatör bin Ali kaçtı, ama diktatörlük tüm kurum ve aygıtlarıyla birlikte ayakta duruyor. On yıllarca diktatörlük rejimine dayanak teşkil eden ekonomik sosyal temel ise, olduğu gibi duruyor. Emperyalizm işbirlikçisi komprador burjuvazi, mevcut toplumun egemen sınıfı olarak işlerini yürütmeye devam ediyor. Dolayısıyla devrim süreci bitmiş değildir, onun patlak vermesine yol açan sebepler ortadan kalkmadıkça bitmesi zor olur. Tunus’ta sokak, bugün de hareketli olmaya devam ediyor. Bir çok şehirde ve sektörde yürüyüşler, grevler, oturma eylemleri  devam ediyor. Evet, ilk baştaki kadar değil, ama hoşnutsuzluk şu veya bu şekilde ifade ediliyor.  Bu nedenle de partimizin taktiği, işbaşındaki gerici hükümetlerin alaşağı edilmesi ve yerine halkın isteklerine yanıt verebilecek, ilerici demokratik bir yönetimin oluşturulması talebini ifade etmektir. Eski rejimin adamlarının ve onlarla iş birliği içerisinde olanların dışında kalan kadrolardan oluşmalıdır bu geçici hükümet.

Eski rejim artıklarının temizlenmesi veya yargılanmaları bakımından bir ilerleme var mı?

Hayır. Eski Destur Partisi (RCD) yeniden başka isimlerle yoluna devam ediyor. Sansür geri geldi, işkenceciler yargılanmadı, politik yargılamalar yapılamadı. Bin Ali sözde gıyabında yargılandı. Ama sanki adi bir suçlu gibi ele alındı ve yargılaması geçiştirildi. Bir diktatörün yargılanması gerektiği gibi, halk önünde ve açık bir ibret-i alem davasına dönüşmesin diye gereken her şey yapıldı. Halkın yaşamında hissedilir bir iyileşme olmadı, işsizlik devam ediyor, yoksulluk ha keza. Halkı bölecek her argüman, hükümet ve gericilik tarafından sonuna kadar kullanılıyor. Sabotaj, terör eylemleri gerçekleştiriliyor. Tertiplenen karanlık eylemler, partimiz başta olmak üzere ilerici güçlerin sırtına yıkılmaya çalışılıyor. Zavallı provokatörlere maddi vaatlerde bulunularak, yöneticilerimiz aleyhine ifadeler alınmaya çalışılıyor.

Ülkede işler şimdi nereye doğru gelişebilir, muhtemel alternatifler nelerdir?

Şimdi gelinen yerde iki ihtimal kuvvetli görünüyor. Birisi, emekçi halkın yarım kalan devrimi sonuna kadar vardırmak üzere yeniden ayağa kalkması, halk ve gençliğin sokağa çıkmasıdır. Onca bedel ödenmiş yolun sonuna kadar götürülmesidir. Biz bu alternatifi üstün kılmak üzere kitleler içerisinde yoğun bir çalışma yapıyoruz. Ya da, seçimlerle oluşturulacak Kurucu Meclis içerisinde halkın isteklerine uygun bir yöneliş olacak ve oradan ilerleyeceğiz. Bu ikinci yönelimin başarısını garantiye almak ise, yine sokağın baskısının örgütlenmesiyle mümkün olur.

Siz baştan beri Kurucu Meclis seçimleri için sonbahar aylarını önermiştiniz. Diğerleri ve hükümet buna karşı çıkmakla birlikte, sonunda ekim ayını kararlaştırmak zorunda kaldılar. Siz nasıl katılacaksınız bu seçimlere, beklentiniz nedir?

Seçimlere bir süreden beri hazırlık yapıyoruz. Mevcut güç ilişkileri çok bizden yana değil. Ama sürekli de değişkenlik gösteriyor. Bir tarafta eski rejimin devamcıları var. Bunların bir kısmı hükümette ve çeşitli devlet kurumlarında, bir kısmı da yeni kurulan bazı partilerde yuvalanmış bulunuyorlar. Yeni isimler altında eski iktidarı devam ettirmek amacındalar. Hatta bunlardan bazılarının, şiddet yöntemlerine bile başvurarak geri gelme girişimlerinde bulunabilecekleri bilinmelidir. Bunların yanı sıra iktidarı ele geçirmek veya ortak olmak isteyen iki yeni güç var. Biri, eski reformist ve sosyal demokratları da bünyesinde toplayan liberaller. Bunlar, Tunus’ta hüküm sürmekte olan “kargaşa” ortamının bir an önce bitmesini ve normale dönülmesini arzulayan Batı tarafından da açıkça destekleniyorlar. Diğer yeni aktör ise İslamcılar. Bunların hepsinin karşısında ise, devrimci demokrasi güçleri bulunuyor. Devrimci demokrasi güçleri olarak biz de üçüncü bir odak olarak seçimlere diğer demokratik ilerici güçlerle birlikte katılmaya hazırlanıyoruz. Emekçi halk kitlelerini uyarıp seferber ederek, güç ilişkilerini devrim lehine değiştirmeye çalışıyoruz.

Ocak ayında bin Ali’nin kaçışına giden olaylarda etkin olan güçler tarafından kurulan “14 Ocak Cephesi”nin şimdiki durumu nedir? Bir daralma veya genişleme, yeni güçlerin katılımı var mı?

14 Ocak Cephesi baştan beri çok sağlam temeller üzerinde bina edilemedi ve son zamanlarda bayağı zayıfladı. İçinden bazı güçler ayrılarak, hükümetin teşvik ettiği bazı oluşumlara yaklaştılar. Devrimin kazanımlarını korumak ve ilerletmek üzere kurulan konseyden ayrılıp, bir sandalye kapmak kaygısıyla, karşı tarafa ilgi gösterdiler. Yani 14 Ocak Cephesi bakımından bir tökezleme var, ama bu devrimci demokrasi güçlerinin gerilemesi manasına gelmiyor.

Hükümet ve gericilik cephesinden partinize karşı, “aşırı uç” suçlamaları yapıldığı görülüyor. Ne dersiniz, istekleriniz hayali ve aşırı mı?

Biz aşırı uçtaki bir parti değiliz. Halkın en meşru demokratik özgürlük taleplerinin savunucusuyuz. Halkın çıkarlarını savunduğumuz için geçmişte de bin Ali bizi aşırı uç olmakla suçlamıştı. Haklılığımız meydana çıkmadı mı? Biz baştan itibaren devrimin adım adım ilerletilmesi çizgisi izledik. Bin Ali’nin düşmesinde, Gannuşi hükümetinin yıkılmasında, Kurucu Meclis kararının alınmasında, seçim tarihinin belirlenmesinde hep doğru ve yerinde şeyleri savunduk. Kendimizi övmek için değil, aşırı uç olmadığımızı, halkın taleplerinin savunucusu olduğumuzu belirtmek için söylüyorum bunları. Partimiz hata yaptığında özeleştiri yapmasını da bilmiştir her zaman. Biz emekçilerin mutluluğu ve refahı için mücadele ettik, ediyoruz. Yıkıcı, sabotajcı, aşırı uç asla değiliz.

İsim değişikliği meselesinin partinizde sıkça gündeme geldiği görülüyor, hatta bu sorunu partinin yumuşak karnı olarak görüp, oradan kaşıyanlar var. Nasıl çözülecek bu mesele?

Ülkemizde yeni ortaya çıkan koşullarda kitlesel bir emekçi partisi haline gelmek istiyoruz. Bunun için elverişli bir ortam var. Karşımıza çıkan zorluklardan biri, partinin ismiyle ilgili nispeten varolan, ama daha çok da kışkırtılan ön yargılardır. Yaşadığımız toplumun hissiyatlarını dikkate almak, ama asla komünist kimliğimizden vazgeçmemek. Bizim yaklaşımımız budur. Değişiklik için acelemiz yok. Bunu bir ortak fikir haline getirebilirsek, böyle bir adım atma arzusundayız. Partide bu konuda henüz bir konsensüs oluşmuş değil. Genç arkadaşların bir bölümü ve bazı yeni üyeler böyle bir adıma pek hazır görünmüyorlar. Bunu önümüzdeki süreçte bir eğitim, ikna ve parti birliğini derinleştirme konusu olarak ele alacağız. Bize yönelik, şiddete başvurma suçlaması var. Hiç böyle bir durum olmadığı halde, çeşitli eylemler tertipleniyor ve biz suçlanıyoruz. Bir de, bizim dinsizler partisi olduğumuz yönünde propaganda yapılıyor. Son zamanlarda bu iki konuya yoğunlaşmak ve doğruları açıklamaya öncelik vermek zorunda kaldık. (Tunus/EVRENSEL)


‘MESELE, DİNCİ-LAİK ÇATIŞMASI DEĞİL, DEVRİMİ SONUCA GÖTÜRME GÖREVİDİR’

İslamcıların durumunu sormak istiyoruz. Geçmişte baskı gören, ezilen bir kesimdi bunlar. Siz de bir çok vesileyle kendileriyle yan yana geldiniz. Şimdi durum nedir, ne yapmak istiyorlar? Toplumun bazı kesimlerinde bunlara karşı oldukça önemli bir tedirginlik olduğu gözleniyor. Başka ülkelerde olduğu gibi sahte çatışmalar burada da kışkırtılabilir mi?

Geçmişte, bin Ali diktatörlüğü sırasında İslamcılar oldukça yoğun bir tasfiye operasyonuna maruz kaldılar. Biz demokratik özgürlükleri herkes için savunduk ve dönem dönem, oluşturduğumuz platformlarda İslamcı güçlerle de yan yana bulunduk. Gericiliğin kışkırtıcı ve karalayıcı iftiralarına da prim vermedik. Şimdi İslamcılar, hesaba katılması gereken önemli bir gücü teşkil ediyorlar ve eski diktatörlüğün düzenini bin Ali’siz devam ettirmek isteğindeler. Toplumun belli kesimlerinde de tedirginliğe neden oluyorlar. Özellikle kadınlar, gençlik, şehir küçük burjuvazisi içerisinde, liberaller tarafından da desteklenen, kendi yaşam tarzlarına müdahale edilebileceğine dair yoğun kaygılar var. Halkın bir bölümü dinci totaliter diktatörlük tehlikesinden çekiniyor. Bin Ali diktatörlüğü yerine, bir dinci totaliter diktatörlük tehlikesinden söz ediliyor. Mümkündür, ama Tunus’ta mesele, dincilerle laikler arasında değil, emekçilerle sömürenler, demokrasi ve özgürlük güçleriyle ezenler, diktatörler, gericiler ve sermaye sahipleri arasındadır. İslamcılar toplumun önemli bir kesiminde etkin güç sahibiler ve büyük ihtimalle Kurucu Mecliste iyi bir temsil düzeyine de ulaşabilecekler. Bunlar bugün, komprador burjuvazinin çıkarlarına dokunmaksızın, ABD ve Avrupalı emperyalistlerle iş birliği içerisinde ülkeyi yönetmeye talip oluyorlar. Ondan dolayı mesele, dinci-laik sürtüşmesi veya bunları kaygıyla karşılama sorunu değil, devrimi amaçlarına uygun bir tarzda derinleştirip, sonucuna götürme görevidir. Şimdi mesele, bunlardan korkmak veya kaygılanmak değil, devrimin amaçlarına ulaşabilmesi için mücadeleyi örgütlemek meselesidir. Partimiz esas olarak böyle bir çizgi izliyor. Biz, kitleleri devrimci bir çizgi etrafında birleştirme görevine sarılıyoruz. Tunus devrimi herhangi dini bir kaygıyla başlamadı ve öyle bir hedef de gütmüyor. Amaç, ekmek, özgürlük, ulusal onur ve sosyal adalettir.

www.evrensel.net