KESK’i sahiplenmek, parmak sayısı hesabıyla kendine yer bulabilmek değildir

KESK’i sahiplenmek, parmak sayısı hesabıyla kendine yer bulabilmek değildir
KESK’i sahiplenmek, parmak sayısı hesabıyla kendine yer bulabilmek değildir

KESK  her şeye rağmen bu ülkenin halen en dinamik ve en kitlesel emek örgütü olma özelliğini korumaktadır. Bu nedenledir ki, sürekli olarak iktidarların hedefi olmuştur, çeşitli propaganda ve provokasyonlarla yıpratılmaya çalışılmıştır. Bu bir şekilde anlaşılabilir durumdur. Ancak, asıl tehlike KESK’in kendi kendini yıpr

Bülent Çuhadar*

KESK  her şeye rağmen bu ülkenin halen en dinamik ve en kitlesel emek örgütü olma özelliğini korumaktadır. Bu nedenledir ki, sürekli olarak iktidarların hedefi olmuştur, çeşitli propaganda ve provokasyonlarla yıpratılmaya çalışılmıştır. Bu bir şekilde anlaşılabilir durumdur. Ancak, asıl tehlike KESK’in kendi kendini yıpratması, yarattığı geleneklere sahip çıkmaması ve bürokratizm bataklığına giderek daha çok saplanmasıdır. Son dönemde KESK bütünlüğünde yaşananlar değerlendirildiğinde bu  çok açık bir şekilde gözlemlenebilir.

Örneğin, Uzunca bir dönemdir “eksen kayması” olduğu için kendi içimizden eleştirilen KESK’i olağanüstü genel kurula götüren nedenler açıklığa kavuşturulmuş mudur? Çok büyük mücadeleler sonucu kabul ettirilen “kadının beyanı esastır” anlayışının geldiği son nokta neresidir?

Şimdi başta KESK’li kadınlar olmak üzere hepimizin kendimize şunu sorması gerekmez mi ? Sahi biz bu olağanüstü genel kurulu neden yapmıştık! Ya da son genel kurulda kadın kotasının uygulanmasının sonraki seçimli genel kurula bırakılmasını hangi “haklı gerekçelerle” açıklayacağız. Şimdi KESK’in önümüzde ki dönem yapacağı etkinliklerden olan 25 Kasım kadına yönelik şiddet ve 8  Martlarda açacağımız pankartların arkasında  kadınlarımız gönül rahatlığıyla yürüyebilecekler mi?

Bir başka nokta da, son KESK genel kurulunda oluşturulan “KESK Meclisi”dir. Meclis sözcüğü  GYK’ya göre bürokratik dilden daha uzak ve daha sınıfsal çağrışımlar uyandırsa da, şekli bir değişikliktir ve ne yazık ki içi doldurulamamıştır. 50  kişilik Meclisin 45 kişisi sadece iki anlayışın ittifakı ile tüm bir KESK  örgütünün perspektifini belirleme göreviyle donatılmıştır. Bu anlayış “Buranın asli sahibi benim” anlayışıdır ve KESK’in oturduğu sosyolojik tabanla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Bir başka deyişle bir “eksen kaymasından” bahsedilebilir. Demokratik kanallar işletilmeden,sendikaların işyeri örgütlülüklerinde tartışılmadan oluşturulan meclis, ittifaklar üzerinden değil sendikaların tabanlarından doğru tartışılarak ve seçilerek belirlenmesi durumunda daha iyi bir Meclis olacağı aşikardır.  

‘90’lı yıllarda, sıkça kullandığımız bir  sözümüz  vardı. KESK, KESK’i sahiplenenlerindir...
KESK’i sahiplenmek demek, Meclislerde, yönetimlerde ya da organlarda parmak sayısı hesabıyla kendine yer bulabilmek değildir. Sokakta, alanda ve grevlerde KESK’li olabilmektir. Birleşik taşımacılık çalışanları sendikası (BTS) gibi, sayıca küçük olduğu ve parmak hesabı yetmediği için organlarda yer bulamayan, ama  25 Kasım ve 16 Aralık grevlerinde olduğu gibi KESK’in sınıfsal duruşunu ve mücadele anlayışını ortaya koyan sendikaların varlığı unutulmamalıdır.

Son olarak şunu söylemek isterim:  Hiç kimse ve hiç bir yapı KESK’e “sahiplik” anlayışıyla bakmamalıdır. KESK, tüzüklere,organlara hapsedilemeyecek kadar güçlü bir örgüttür, hepimizin örgütüdür. Unutmaya başladığımız “yoldaşlık ve güven” ilişkilerini güçlendirerek ancak bir yere varabiliriz.

(*) BTS İzmir Şube Başkanı

evrensel.net

İLGİLİ HABERLER

19 Ekim 2018 14:53
Afyon'da sanayi esnafı Mustafa Uçmak, yeğenlerinin gözaltına alındığını duyup gittiği olay yerinde polis ekiplerince dövüldü, ters kelepçe takıldı.

Toplam Query: 31