Unutmadan  önce  hatırla…

Unutmadan önce hatırla…

Suna DEMİR
İstanbul

“Bilim insanları başrollerini Jim Carrey ile Kate Winslet’ın oynadığı Sil Baştan filmini hayata geçirecek bir adım attı. Kanada’daki McGill Üniversitesi ile Harvard Üniversitesinin ortaklaşa çalıştığı incelemede bilim adamları propranolol isimli bir ilaç geliştirdi. Tansiyon için kullanılan ilacın beyindeki hafızaları canlandıran amigdala bölgesini kontrol altına aldığı açıklandı. Özellikle savaş sonrasında askerlerin yaşadığı travmaların tedavisi için kullanılacak ilacın aşk acısına da çare olması bekleniyor.”*

MAVİ Mİ KIRMIZI MI?

Birkaç gün önce gazetelerde ve internet sitelerinde dolaşmaya başlayan bu haberdeki ilacın, hayvanlar üzerinde epey etkili olduğu söyleniyor. Şimdilik uzak bir gelecekte “türümüze” sunulacak “Mavi hap mı kırmızı hap mı?” konseptli bu “buluş”, şüphesiz ki “unutmakla” sorunu olan biz insanlar için devrim niteliğinde olacaktır. Düşünsenize, büyük bir hata yaptınız ve birçok şey denemenize rağmen bu hatayı unutamadınız. Hemen en yakın eczaneye gidiyorsunuz ve kötü anılarınızın üzerine bir drajeyle birlikte soğuk bir su içiyorsunuz. İşte bu kadar basit…

Peki, bu ilaç her unutma eylemine deva olacak mıdır? Aşk acısı çeken, aldatılan/ aldatan, en sevdiği köpeği ölen ya da haberde geçtiği üzere savaş sonrası “travma” yaşayan askerlerin unutmak istedikleri aynı olabilir mi? Ya da hadi biz unuttuk da ya bu hatayı veya anıyı birlikte yaşadıklarımız? Onların da hafızasını silmemiz mümkün mü? Yoksa tüm toplum aynı anda hapı yutup yaşadıklarımız yok saymalı mıyız? Büyük katliamların, 100 yıldır hatırlamak istemediklerimizin bir asrı bulduğu şu dünyada hâlâ “unutmak” için çabalıyoruz. Neden mi? Çünkü unutmak istediklerimiz toplumsal ya da bireysel belleklerimize kazıdığımız utançlarımız da ondan…

GÜLERİZ AĞLANACAK HALİMİZE

Toplumsal belleğin birçok yarasını, ustalıkla işleyen Yazar Nermin Yıldırım da bu unutma sevdamızın peşine düşüyor son kitabı Unutma Dersleri’nde. Ama bu defa daha bireysel bir hikaye anlatıyor okuyucuya. Ya da bana göre bu tutkulu “unutma” sevdamızın minimal bir portresini çiziyor. 

Mizahi bir dil kullanıyor bu hikayeyi anlatırken. Hatırlamanın elzem olduğu bu dünyada “unutmaya” kafayı takan insanı tiye alıyor.  Fakat Feribe’nin ağzından dinlediğimiz bu hikayenin mizahi bir dilde olması elbette Yıldırım’ın “aşk” acısını hakir görmesinden değil. Tüm acıların “yüzleşme” ile iyileşebileceğini düşündüğünden. Bir bankacı olan Feribe’nin yaşadığı yasak aşk sonrası “o güzel günleri” unutmak için gittiği Mazi İmha Merkezini (MİM)ve orada geçirdiği değişimi okuyoruz Unutma Dersleri’nde. Feribe başta acısını böylesi bir yerde yaşamak istemese de giriyor bir kez MİM’in kapısından ve çıktığında eskisi gibi olmuyor. Başta bir hap yutup her şeyi unutabileceğini düşünüyor Feribe ama unutmanın ilk koşulunun, hatırlamak olduğunu anlayınca değişimi yaşamaya başlıyor. Bir önceki kitabı Saklı Bahçeler Haritası’nda bir dönemin halet-i ruhiyesini çıkaran Nermin Yıldırım, bu defa insanın kafasındakilere, o bilindik aşk acısı evrelerine girip çıkıyor. 

Akıcı bir üslupla yazdığı Unutma Dersleri, Yıldırım’ın “tarz” ve “üslup” açısından daima yeni bir şeylerle karşımıza çıkabileceğine, dahası bunu oldukça rahat yapabileceğine dair ipuçları veriyor… 

* “Sil Baştan filmi gerçek oluyor”- T24

www.evrensel.net