‘Anlayış doğru, oluşum yanlış’

‘Anlayış doğru, oluşum yanlış’

KESK’e ilişkin forumumuzda bugün sorularımızı Devrimci Kamu Çalışanları (DKÇ) grubu yanıtladı. DKÇ, KESK’in bugünkü sorunlarının konfederasyon içinde yer alan politik grupların mücadeleyi fiili alandan, yasalarla sınırlı alana çekmesiyle başladığı görüşünde. DKÇ grubu, her ne kadar KESK&

Cem Gurbetoğlu


Bugün KESK’in hem toplumsal mücadelede, hem de üyelerinin hakkını aramada etkisiz kaldığına dair eleştiriler var. Bu eleştirileri nasıl değerlendiriyorsunuz?
Eleştiriler önemli ölçüde haklı. Kamu çalışanları hareketinin ilk çıkış noktası fiili ve meşru bir mücadele hattında, devleti işveren olarak gören ve bu bağlamda başından beri politik olan bir kulvar oluşturdu. Bu durum devletten kopuşu, beraberinde işveren devlete karşı mücadeleyi getirdi. Böylece kamu çalışanları hareketi, işçi sınıfı mücadelesinde yeni bir dinamik olarak yerini almaya başladı. 1995’lerin sonuna kadar başlangıcındaki fiili meşru mücadele hattında militan bir tutum sergileyen kamu çalışanlarının kadrolarının büyük bir bölümü o dönemin sosyalist ana akımlarından ideolojik gıdasını almaktaydı. O dönemin sol-sosyalist akımlarındaki yasallaşma eğilimleri siyasal atmosferi oldukça fazla etkilerken kamu çalışanlarının önde duran kadrolarının önemli bir bölümü de bundan fazlasıyla etkilendi. Bu durum kamu çalışanları hareketinde de ‘Yasal zemini ne olursa olsun bir sendika yasası olsun’ eğilimini öne çıkardı. Tabi bu dönemde kamu çalışanları sendikalarının başlangıcında var olan çıkış ilkelerini referans alan ve hareketin gelişimini konfederasyon tartışmalarını da bu bağlamda yürütmeye çalışan Devrimci Kamu Çalışanları ve onlarla birlikte sol sendikal kimliğiyle önde duran kimi kamu çalışanı arkadaşlarımız vardı, ancak bunlar bu süreçte azınlıkta kaldılar.  
Bilindiği gibi 4688 sayılı Yasa KESK’teki kimi yönetimlerin deyimiyle “eksik sendika yasası” olarak kabul edildi. Ama maalesef kamu çalışanlarına bu yasa kabul ettirildi ve o dönem Kamu-Sen’in ardına takılındı.Bugün KESK’in toplumsal muhalefette etkisiz olması ve üyelerinin hak ve çıkarlarını koruyamamasındaki en önemli etkenlerden biri kamu çalışanlarının hareketinin başlangıcındaki çıkış ilkelerinden ayrılmasının yanı sıra mücadeleyi sadece kendi kesimsel çıkarlarına hapsetmesidir. Özellikle kamusal alanın tasfiyesinde sorunu sadece istihdama daraltması ve sadece çalışanların iş sorunu olarak görmesidir.

KESK bir süredir ‘kadro eylemi’ diye de eleştirilen, şehir merkezlerinde sınırlı sayıda üyeyle eylemler yapıyor. İşyerleriyle sendika şubeleri, merkezleri arasında bir kopukluk mu var?
İşyerleriyle sendika arasında bir kopukluk olduğu kesin. Ancak kadro eylemi diye tariflenen merkezi basın açıklamaları, süreç içerisinde sendikanın fiili-meşru ve militan hattı terk etme ve kendi gelenekselliğini belirginleştirip içine hapsolmasından kaynaklanmaktadır. Kendini tekrar eden eylemler, kazanımsız, sırf yapmak için yapılan basın açıklamalarına sıkıştırılan bir sendikal hat, merkezlerde ve yalnızca kadrolarla geçiştirilen bir hal almıştır deniliyor. Kaldı ki kadrolar dahi yoktur artık. Kadrolarını harekete geçiremeyen bir daralmayla karşı karşıya olan KESK’teki bu genel durumun işyerlerine yansıması da paralel düzeyde olmuştur. Uzun zamandır işyerlerindeki sendikal süreçten bihaber üyeler kendi haline terkedilmiş durumda. İşyeri bazlı eylemler, sendika şubelerinin gündeminden düşeli uzun zaman olmuştur. Karar alma süreçlerinde yer almayan, eğitim ve örgütleme programının hep dışında tutulan, yalnızca yönetimin paylaşıldığı genel kurul süreçlerinde ‘bir delege’ olarak hatırlanan işyerlerinin etkin bir tavır koyması beklenemez. Bu bağlamda işyerlerinin sendikaların önünde olduğu tezi doğru değildir.

Genel Kurulda “KESK bir muhalefet örgütü mü, emek örgütü mü?” sorusu ortaya atıldı. Devrimci Kamu Çalışanları’nın bu konuda görüşü ne?
Emek mücadelesi, emeğin hakkı için sisteme karşı yürütülen bir mücadeledir. Sendikal mücadele yapısı itibari ile şimdiye kadar sistemi değiştirmeyi değil de, mücadeleyi sistem içi uzlaşmayla sonuçlandırmayı hedeflese de, içinden geçtiğimiz süreçte emperyalist-kapitalist sistemin dünya ölçeğinde neoliberal yıkım politikaları beraberinde sendikal mücadelenin örgütlenme ve mücadele düzlemi de değişime uğrayarak genişlemiş, zenginleşmiştir. Buna karşı, tüm halk kesimlerini kucaklamayan bir örgüt, mücadele örgütü olamaz. Emek ve hak mücadelesini birlikte algılamamak, sadece “sivil toplum kuruluşu” olarak var olmak demektir. Biz KESK’in bir mücadele örgütü olduğunu, emeğin ve tüm sosyal hakların mücadelesini emekçiler ve tüm halk kesimleri ile birlikte yürütmesi gerektiğini savunuyoruz. KESK, eğer bir emek örgütü ise bugün neoliberalizmin tasfiye ettiği kamuyu yeniden inşa etme mücadelesini vermek zorundadır. Kamunun yeniden inşası da, sağlık hakkı, eğitim hakkı, güvenceli iş güvenceli gelecek kısacası emekçilerin kendi kamusal haklarının mücadelesinin yürütüldüğü her alanda ve her özneyle birlikte, HES’lere karşı derelerini savunan, ulaşım, barınma hakkı için mücadele eden tüm halk kesimleri ile birlikte bir mücadele hattı yürütmek zorundadır.
Dolayısıyla KESK’in bir muhalefet mi yoksa bir emek örgütü mü sorusunu yeniden sormak gerekirse KESK emek ve muhalefet örgütü olarak gereğini yapıyor mu?

Kamu emekçilerinin hak arama mücadelesinde en çok şikayet ettikleri konuların başında bölünmüşlük geliyor. KESK’e bağlı sendikaların diğer konfederasyonlara üye emekçilerle ilişkisi nasıl olmalı?
Bizim ülkemizde ve aslında dünya işçi sınıfı tarihinde bölünmüşlükler emekçilerin kendi iradeleri ile değil, doğrudan işveren güdümlü sendikalar (Kamu çalışanlarında devlet güdümlü sendikalar) ya da oluşumlar tarafından yapılmıştır. Bizde ise bilindiği gibi kamu çalışanları hareketi sol sosyalist yapılar kısacası emek yanlısı siyasal yapı, öbek ve kişiler tarafından yapılmıştır. Bilindiği gibi bizde kamu çalışanları sendikaları ilk kurulduğunda bugün Türk Kamu-Sen ve Memur-Sen’in yönetimini, kadrolarını oluşturanlar “Memur sendika kurar mı?”, “Sendika işverene karşı kurulur, devlet işveren mi?” diyorlardı. Bugün bu sendikaların iş birlikçi politikalarını kendi üyelerine deşifre eden bir tutum içinde olunmalı, mücadeleyi öne çıkararak bunu da en iyi yapanın KESK olduğunu hem anlatmak, hem de göstermek gerekir.

KESK’e bağlı birçok sendika işyerlerinde taşeron da dahil ortak örgütlemeyi hedefine koyuyor. KESK’in bunu başarabilmesi için nasıl bir mücadele hattı izlemesi lazım?
Sistem tüm dünyada iş güvencesinin ortadan kaldırıldığı çalışma yaşamının zaman ve mekan bakımından esnekleştirildiği bir iş ortamını tüm çalışanlara dayatmakta. Kamu çalışanları çeşitli iş kollarında (başta sağlık, eğitim, enerji vb.) sözleşmeli, taşeron çalıştırmalarla tanıştırılmaktadır. Çıkarılması düşünülen personel rejimi yasasıyla performansa dayalı sözleşmeli çalışmayı tüm kamu çalışanlarına dayatmaktadır. Hükümetin çalışan kavramıyla işçi memur ayırımını kaldıracağını ilan ederek çalışma yaşamında devrim diye sunduğu bu uygulama ile çalışanların tümünü (işçi-memur dahil) bir yasa içerisinde istihdam edilerek kuralsız esnek çalışma tüm emekçilere dayatılıyor. KESK bunları gören bir yerden örgütlenmesini yapmalıdır. Son yapılan tüzük değişikliğinde  tüm çalışanları örgütlemeyi önüne koyan KESK bunun gerçekleşmesi için kendine bağlı sendikaları yönlendirmeli, bu konuda etkin olmalıdır.


KESK MECLİS’İ İŞLEYİŞ AÇISINDAN SORUNLU

Son KESK Genel Kurulunda tüzük değişikliği çok tartışıldı. Oluşturulan KESK Meclisini Devrimci Kamu Çalışanları nasıl değerlendiriyor?
KESK kongresinde tüzük değişikliğinin olduğu gündem maddesi tartışılırken statükoyla beslenmeleri nedeniyle bazı grupların tüzük değişikliğinin gündemden çıkarılmasına dönük önerge vermeleri ve tüzük değişikliği aleyhine konuşmalarına rağmen bir ironi yaparcasına KESK’in merkez yürütmesinde yer almaları KESK kamuoyunda hâlâ anlaşılmaya çalışılan bir durum olarak varlığını sürdürmektedir. Kuşkusuz KESK’teki tüzük değişikliği tartışmaları yürütmelerin oluşumundan bağımsız olarak örgütün tümünü kapsamayı amaçlayan bir doğrultuda ele alındı. Ancak bu tartışmalar yapılırken esas itibarıyla KESK’in önümüzdeki döneme ilişkin sendikal-stratejisi de tartışıldı. Sendikal örgütlenme ve mücadele programını da kapsayan bu süreç yürütmenin ve meclisin oluşumundaki kriterleri belirlemiş oldu. Ancak yürütme ve meclisin oluşumu ile tüzük değişikliği tartışmalarında izlenen süreç birbiriyle çelişen bir sonucu ortaya çıkarmış oldu. KESK’teki tüzük değişikliği ile yönetim organlarındaki sürecin birbirini destekleyen ve besleyen doğrultuda olmamasının garabetini bir yana bırakacak önemli değişikler oldu.
KESK’te değişen tüzük maddelerinden biri karar alma süreçlerinin tabana yayıldığı meclis tipi örgütlenme olmuştur. Konfederasyonumuzun verili durumunu daha katılımcı hale getiren bu değişiklik taban iradesinin olabildiğince öne çıkarıldığı bir modeli öne çıkarmaktadır. Demokratik katılım mekanizmasını işleten ve geliştiren örgütlerin daha canlı, direngen uzun ömürlü olduğu sendikal mücadele tarihinde görmezden gelinemeyen bir gerçeklik olarak yer almaktadır.
Meclis tipi yönetimde genel bir ortaklık oluşturuldu ancak meclisin oluşumunda, bileşiminde ciddi tartışmalar yürütüldü. Meclisin nasıl oluşturulacağına ilişkin farklı önerilerin tartışıldığı, aslında işin esasını oluşturan bu madde içerik olarak iyi niyet taşıyan bir madde olarak tüzükteki yerini almış oldu.
DKÇ olarak meclisin oluşumuna ilişkin somut önerimiz şu şekilde oldu. KESK’in merkez yürütme kurulu, merkez denetleme, disiplin kurulları, KESK’e bağlı sendikaların merkez yürütme kurulları ile KESK’e bağlı sendikaların genel kurullarından seçilecek 50 kişiden (Bu 50 kişi konfederasyona bağlı sendikaların üye sayısına oranlanarak dağıtılıp seçimleri ondan sonra yapılacak şekilde) oluşur.
Ancak bilindiği gibi bizim önerimiz kabul görmeyerek KESK’in genel kurulundan seçilen 50 kişiden oluşturuldu. KESK Genel Meclisi, anlayış olarak doğru ancak oluşumu ve dolayısı ile işleyişi açısından sorunlu durmaktadır.  
İhtiyacın sendikal hareketin devrimci bir tarzda yenilenmesi olduğu bu dönemde KESK 7. Olağan Kurultayında gerçekleşen değişiklikler bir anlam ifade etmekte ancak yetersiz kalmaktadır. Hiç kuşkusuz tüzük değişiklikleri önemli olmakla birlikte asıl olan değişikliğin tüzüğün mevcut hali içinde bir takım noktalarının “iyileştirilmesi” değildir. Asıl ihtiyaç duyduğumuz neoliberal yıkım politikalarının karşısında emekçi sınıfların fiili ve meşru temelde demokratik ve kitlesel biçimde örgütlenmiş yeni bir sendikal anlayış ve programla hareket edilmesi ve yapısal değişikliklerin bu saikle gerçekleştirilmesidir. Sendikal mücadeleyi; yıkım politikalarına karşı hak mücadelelerinin parçası olarak konumlandıran bir çizginin örgütlemesi ve mücadele pratiklerinin hayata geçirilmesidir.

www.evrensel.net