06 Mart 2015 18:22

TYS 8 Mart Bildirisini Mücella Yapıcı yazdı

Türkiye Yazarlar Sendikası 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geleneksel bildirisini bu yıl Mücella Yapıcı yazdı. Yapıcı 8 Mart’a yönelik yazdığı bildiride kadınların son yıllarda kadın mücadelesiyle birlikte kent, çevre ve siyasal mücadele önemli bir yerde durduğuna işaret etti.

Paylaş

Türkiye Yazarlar Sendikası 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü geleneksel bildirisini bu yıl Mücella Yapıcı yazdı. Yapıcı 8 Mart’a yönelik yazdığı bildiride kadınların son yıllarda kadın mücadelesiyle birlikte kent, çevre ve siyasal mücadele önemli bir yerde durduğuna işaret etti.

“Merhaba 8 Mart 2015…” başlığını taşıyan bildiri şöyle;
 
MERHABA 8 MART 2015…
Dünya kadınlarının yüzyıllardır süren dayanışma, direnme, isyan ve mücadelesinin en önemli günüdür 8 Mart…
Aklımız emeğimiz, bedenimiz üzerindeki baskıya, sömürüye ve şiddete son vermek için sürdürdüğümüz eşitlik ve özgürlük mücadelesinin meşalesini yaktığımız gündür 8 Mart…
 Ancak ne yazık ki bugün bu meşalenin yakıldığı 8 Mart 1857’ den tam 158 yıl sonra  “Canlıların egemen ya da bağımlı olması yaradılıştandır! Ancak farklı bir şekilde; özgür insan köleyi yönetir, erkek dişiyi, baba çocuğu... Köle; tartışma hakkından tamamen yoksundur, kadın buna sahiptir ama yetkesi elinden alınmıştır.” diyen Aristoteles’in anlayışı ile yönetilen bir ülkede 8 Mart’a uyanıyoruz.
Erkek egemenliği ile işbirliği temeli üzerinde kurulmuş kapitalizmin bugün geldiği aşama olan neo liberal politikaların en ateşli temsilcisi olan AKP İktidarı; ataerkil sistemin kadının aklı, bedeni ve emeği üzerinde kurduğu şiddet, baskı ve sömürüyü feodal derebeylikleri aratan bir biçimde yeniden üretmektedir.
Üstelik kadının emeği ve bedeni üzerindeki bu şiddet, baskı ve el koyma hali; AKP’ nin neo liberal politikalarının kentlerimiz, mahallelerimiz, kamusal alanlarımız ve doğal alanlarımız üzerinde kurduğu yağma ve talanın etkisi ile bir kat daha artmaktadır.
Bu nedenledir ki ülkemizde, mahallerimizde, meydanlarımızda, derelerimizde, ormanlarımızda, köylerimizde ve kentlerimizde sürdürülen direniş ve mücadelelerin başını çekmektedir kadınlar…
Bugün sadece ülkemizde değil bütün dünyada bu politikaların neden olduğu yoksulluğun, çevre katliamlarının ve savaşların sonucunda en çok zarar görenler yine kadınlardır. Dünyanın yoksul insanlarının % 70’ i, iklim değişikliklerinin neden olduğu doğal felaketlerde ölenlerin % 85’ i, göçmen ve mültecilerin % 80’ i kadındır. Ayrıca iklim değişiklikleri ve doğal kaynakların elde edilmesi konusunda çıkacak çatışma ve savaşlar kadınları daha da derinden etkileyecektir.

YÜZYILLARIN KARANLIĞINI YIRTACAĞIZ
Bugün kadının doğurganlığı üzerinden ucuz işgücünü arttırmaya yönelik politikalar temel alınmakta, kadın kamusal ve toplumsal hayattan koparılmaktadır. Kadınlar, aile ve din baskısı eşliğinde ev içine kapatılmaktadır.
Beden ve emek sömürüsünü oradan devam ettirmeye çalışan politikaların yarattığı toplumsal baskı ve anlayış; kadınların canını yakan katliam, şiddet, taciz ve tecavüzlerin tarihimizde görülmedik bir biçimde artmasına neden olmaktadır.
Bu politikaların yürütücüsü iktidar sahipleri, en yetkili ağızlardan, kendi yarattıkları bu taciz, tecavüz ve artık cins kıyımına varan kadın cinayetlerini kullanmaktadır. Başta kadınlar olmak üzere bu düzene itirazı olan tüm toplumu sokaklardan ve kamusal alanlardan uzak tutmak için şiddetin ve ayrımcılığın tüm biçimini utanmazca meşrulaştırmaya çalışmaktadır.
Kadın cinayetlerinin yüzde 1400 arttığı bu iktidar döneminde “ileri demokrasi ve yeni Türkiye” söylemleriyle her türlü demokratik hak ve hukuk arayışı askıya alınmakta, tüm yaşam alanlarımız iktidarın erkek egemen, kadın ve doğa düşmanı politikaları ile yeniden tasarlanmaktadır.
Bu nedenle biz kadınlar; yüzyıllardır bu kara düzenin engizisyon mahkemelerinde, giyotinlerde, fabrikalarda, recim törenlerinde, savaşlarda, işkencelerde, göçmen kamplarında, okul yolunda, evde, işte, kısacası yaşamın her alanında öldürülen, tacize, tecavüze, sömürüye uğrayan tüm kadınlara ve insanlığa söz veriyoruz.
Aklımız emeğimiz, bedenimiz ve yaşam alanlarımız üzerindeki baskıya, sömürüye ve şiddete son vermek için sürdürdüğümüz eşitlik ve özgürlük mücadelesinin ışığını karartmamaya ve bu kapitalist erkek egemen düzenin yarattığı yüzyılların karanlığını yırtmaya kararlı olduğumuzu yeniden söylüyoruz.
İnadına isyan, inadına özgürlük diyoruz.
Yaşasın Kadın Dayanışması…
Yaşasın  8 Mart…

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Nasıl bir rektör istiyoruz!

SONRAKİ HABER

Samsun’da eğitimin sorunları konuşuldu: Çocuk işçiliği resmi politika oldu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa