06 Mart 2015 04:54

Şadan Ana’ya mektup var

Erdal Eren’in yoldaşı ve ağabeyi Erkan Eren’in eşi Nazan Eren, pazartesi günü hayatını kaybeden Şadan Eren’e mektup yazdı.

Paylaş

Nazan EREN

Sevgili Şadan Annem... Bugün Erdal’ı kucakladın, sarıp, sarmaladın, yılların hasretini bir nebze olsun giderebildin diye düşünüyorum. Canım Annem, 34 yıllık hasretin dinmiştir, acın da biraz olsun hafiflemiştir umarım. Seni de Erdal’ı da Ahmet Babamı da sevgiyle, saygıyla anıyorum. Işıklar içinde, huzurlu uyuyun dilerim, yıldızlar yoldaşınız olsun Annem! 
1991 şubat ayı... Erkan’la tanışmam ve benim Çukurova Üniversitesine gidecekken Ankara’da kalmaya karar vermem... Önceleri çok sevdiğim şubat ayının daha sonra hayatımın en acı dönemlerini yaşamaktan ötürü nefret ettiğim ay haline gelmesi! Üç ay sonra “Anneler Günü”nde ailenizle tanışmam ve acısıyla, tatlısıyla aradan geçen 24 yıl... 
Bir araya geldiğimiz ve dolu dolu yaşadığımız ilk birkaç yıldan sonra 1998’de bu kez yine bir 2 Şubat’ta o meş’um günde büyük oğlun Erkan’ın yaşadığı, kazan dönüşümü sırasındaki patlama, neredeyse hayatımızın kararması... Yine uzun bir tedavi süreci, kabus gibi ve hepimizi derinden sarsan yıllar... Zaten hep buğulu ve hüzünle bakan gözlerinin yaşla dolması, bu kez büyük oğlunun yaşadıklarıyla yine ailece derinden sarsılmak... “Erkan’ı kaybetmek düşüncesi bile çok ağırdı, Erdal’dan sonra böyle bir acıyı daha kaldıramazdım” demiştin bana... Hiç isyan etmedin Annem, ne kadar büyük bir sorumluluğu vakurla taşıdın, en büyük isyanın Evren için “ölmesin, sürünsün” deyişindi! Ölemiyor sürünüyor Annem. Ahhh... keşke seni o ölümün soğuk yüzü kucaklamadan dileğinin gerçekleştiğini görebilseydin Annem, umarım dileğin gerçekleşir ve biz de sana o gün o haberi verebiliriz Annem. “Düşmanım bile evlat acısı görmesin, önceleri görsün diyordum ama artık demiyorum” demen bile Erdal’ı yok edenleri ne kadar ezdi, ufalttı, öğüttü Annem. Bu kadar merhametli ve güzel yürekliydin... 
Ne kadar ağır bir yükün altındaydın Şadan Annem. Haksız yere bedeni yok edilen o naif ve masum Erdal’ı anılarında sessiz sedasız yaşatmak istedin yalnızca. Uzun yıllar boyunca hiç söz etmeden, sessizce, sanki o acılar yaşanmamış gibi kabullenmek zorunda hissettin kendini Annem! Bir yasa maddesi gibi ailedeki herkesin Erdal’ın adını bile anmayışı, Erdal’ı üniversite yıllarımdan tanıdığımı söylememi bile engellemişti. Bunu ancak son yıllarda dile getirebildim Canım Annem. İsyanının adını sessiz çığlıkların olarak tanımlamam ve bunu biraz da kızgınlıkla söylemem nedeniyle beni bağışla Annem. Erdal’ın arkadaşlarıyla buluştuktan sonra gözlerinden yansıyan ışık, yoğun acına ve hüznüne rağmen ışıldayan yüzün, şenlenen sesin... Yüreğinin sesini dinlemediğini, duygularını daha önceleri yaptığın gibi uzun yıllardır sakladığını düşündürdü bana ve bu yüzden sana Erdal’ın bütün arkadaşlarını, yolunun kesiştiği herkesi getirmek, bütün Erdal’lar ve Eren’lerle seni buluşturmak isteği haklılık kazandı hepimizin gözünde. Ama gerçekleştiremedik, yapamadık annem... Yaşadığın o yoğun acıyla, yüreğini burgu gibi kıvıran üzüntüyle geçen 34 yıl, tüm direncine rağmen seni güçsüz, dermansız, elsiz-ayaksız bırakmıştı. O güzel yüreğin dayanamadı bunca acıya Annem. Son birkaç yıldır üst üste yaşadıklarınla yorgun düşen bedenin, üç ay önce yaşadığımız durum, bugün yaşadığımız sonun başlangıcı oldu Annem. 
Seninle artık konuşup, dertleşemeyecek olmak ne acı... Bu duyguyu yaşamak zorunda olmak canımı çok yaktı, çok! 1980 Aralık ayının 13’ünde Erdal’ın katli nasıl canımı yaktıysa, senin yokluğun da bir o kadar canımı yaktı Annem... Saatler süren sohbetlerimiz yok olmuştu son üç aydır, artık seninle sohbetlerimizi hayal de edemez oldum Annem. Sohbetlerimiz öksüz kaldı Canım Annem! İlk gittiğimiz hastaneden ayrıldığımız o ilk geceyi el ele geçirdik. Gözlerini belli belirsiz araladığında bütün duygularını o güzel bakışlı gözlerinde toplayarak baktığında umut dolmuştu içim. Doktorlar “uyutmayacaksınız” diye kızıp, söylendiklerinde, başucunda sabaha kadar yüzlerce kez “anne, anne, anne” diye seslendiğim zamanlardaki bakışın ve ellerimi tutuşun o kadar canlı ki Annem. Bu duygunun etkisi ömrüm boyunca silinmeyecek Annem. Gözlerinin gözlerime değişi, yansıması, ellerinin ellerimdeki sıcaklığı hep benimle olacak Şadan Annem. 
Seni Erdal’ın arkadaşlarıyla, en çok sevdiklerinle hastanede ziyaret ettiğimizde ne kadar mutlu olmuştun, nasıl da güzel gülüyordun! İçimizi umutla, sevinçle doldurmuştun. Hepimizin ayaklarını yerden kesmiştin sanki... Olmadı Annem, o kadar çabalamana, yaşama isteğine rağmen seni koruyamadık, yaşatamadık. Bu nedenle bizi bağışla, seni yiyip yutmak isteyenlerle mücadele etmedik, edemedik! Senden bu nedenle, kabul eder misin bilmem ama yine de af diliyorum Canım Şadan Annem!... Seni çok özleyeceğim, en çok da en yakının olanları bile eleştirdiğimde gösterdiğin o olağanüstü dürüstlüğünü. Sessizce dinleyerek beni de eleştirmeni, hafif bir tebessümle, doğru mu, gerçekten mi der gibi bakışını ve her ne olursa olsun uzlaştırıcı, bağışlayıcı tutumunu çok özleyeceğim. Erdal’a hepimizin O’nu çok özlediğimizi, anılarımızdan söz ederken kah gülüp kah ağladığımızı anlat Annem. 
Seni sonsuzluğa uğurladığımızı öğrenen bir güzel insan, bir güzel yürek “Yiten birdir bilmelisin! Bin oğul var sevmelisin. Işıklar içinde uyu” demiş senin için. Çok beğendim bu ifadeyi, haberin olsun istedim. Seni çok seviyorum güzel Annem. Yıldızlar yoldaşın olsun, ışıklar içinde, rahat uyu Annem...

Nazan kızın

Oğlunu gözlerindeki hüzünde taşıyan kadın: Şadan Eren

Şadan Anne'yi Erdal'ın yoldaşları uğurladı

Erdal'ın annesine yazdığı mektup

ÖNCEKİ HABER

Katil, 14 yıl sonra gelen ifadeyle yakalandı

SONRAKİ HABER

YÖK’ten Kıbrıs üniversitelerinden mezun olanlara denklik mağduriyeti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa