06 Mart 2015 04:56

Demokratikleşmenin reçetesi 10 madde

İmralı heyeti ve hükümet yetkililerinin 28 Şubat’ta yaptığı ortak açıklamada açıklanan PKK Lideri Öcalan sunduğu 10 maddelik müzakere başlıkları tartışılmaya devam ediliyor. Hükümet kanadı sorunu sadece “silahsızlanma sorunu” üzerinden tartıştırmaya devam ederken Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 10 maddenin Türkiye’nin demokratikleşmesinin reçetesi olduğunun altını çizdi.

Paylaş

Sadık TOPALOĞLU

İmralı heyeti ve hükümet yetkililerinin 28 Şubat’ta yaptığı ortak açıklamada açıklanan PKK Lideri Öcalan sunduğu 10 maddelik müzakere başlıkları tartışılmaya devam ediliyor. Hükümet kanadı sorunu sadece “silahsızlanma sorunu”  üzerinden tartıştırmaya devam ederken Bilgi Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Turgut Tarhanlı, 10 maddenin Türkiye’nin demokratikleşmesinin reçetesi olduğunun altını çizdi.
Turgut Tarhanlı, süreçte gelinen son nokta, ortak açıklama, Öcalan’ın sunduğu müzakere başlıklarına karşılık atılması gereken adımlar noktasında DİHA’nın sorularını yanıtladı.

Hükümet yetkilileri ve İmralı heyetinin ortak açıklama yapmış olmasını ve bu açıklamada sunulan 10 maddelik müzakere başlıklarını nasıl değerlendiriyorsunuz?
İlk kez somut olarak başlıklar halinde böyle bir dönüşümün nasıl olacağına dair bir beyan ortaya konulmuş oldu. Bunu her iki tarafın birlikte açıklaması ise, demokratik çözüm sürecinde ilerleneceğinin mesajı verilmiş oldu. 10 maddelik müzakere taslağına Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen tüm kesimler açısından bir itirazın olmayacağını düşünüyorum. Dolayısıyla üzerinde tartışılabileceği, düşünülebileceği bir çerçeve çiziyor aslında.

Bu taslak Kürt sorununun, dolayısıyla Kürtlerin eşit haklarının tanınması ve bunun yeni bir anayasal hukuk nizamında tartışılmasına olanak tanıyor. Bilindiği gibi iki yıldır devam eden çözüm süreci bu taslak ile ilk kez somut olarak, başlıklar halinde nasıl olacağına dair bir beyan ortaya koyuyor. O bakımdan ben bu taslağı Türkiye’nin demokratikleşme adımı ya da iradesi bağlamında, demokratikleşmenin formülü ya da reçetesi olarak görüyorum. Tabii bunların hayata geçirilmesi için belirli çalışmaların ve yasal mekanizmaların, idari çalışmaların yapılması gerekiyor.

MESELE SADECE SİLAHSIZLANMA DEĞİL

Ortak açıklamanın ardından yapılan açıklamalara bakıldığında hükümet 10 maddeyi tartışmak yerine tartışmayı yalnızca “silahsızlanma” üzerinden yürütüyor. Bu tavrı nasıl değerlendiriyorsunuz?
İki yılı aşkın bir süredir çatışmasızlığın olduğu bir ortamda yaşıyoruz. Bazen bu konuda iniş çıkışlar olsa da  gelecek açısından umut verici bir durum. Mesele sadece silahsızlanma meselesi değil. Sadece silahın bırakılması ya da silahın kullanılması üzerinden tartışma yaratmak güvensizliğin ifadesidir. Tarafların karşılıklı bir güveninin de oluşması gerekir. Güveni tam olarak görmesek bile, şu sırada önemli olan güven artırıcı adımların ne olduğu üzerinde durmak gerekir. Silah bırakılması meselesinin öncelikli bir ön şart olarak diretilmesi, güven artırıcı tedbirler bağlamında sakıncalı olabileceğini düşünüyorum. Bu listede yer alan başlıkların görüşülmeye başlanması zaten bu konunun silahlı bir mücadele ile yürütülmesi gereken bir yöntemden çıkıp siyaset zeminine aksetmesi demektir.

PAKET İLE ÖZGÜRLÜĞE SINIR GETİRİLİYOR

Başlıklar içerisinde yer alan “Özgür vatandaşlığın yasal ve demokratik güvencelerinin sağlanması” başlığı bağlamında hangi adımlar atılmalı?
Türkiye şu an görüşülen “İç güvenlik” yasa tasarısı bireysel özgürlükler konusunda en büyük engellerden bir tanesidir. Bunun ilk paragrafında, “Özgürlük güvenlik dengesinin gözetilmesi ile ilgili olarak bu yasa hazırlanıyor” diyor. Aslında özgürlük güvenlik dengesi diye bir denge yok, asıl olan özgürlüktür. Burada özgürlük güvenlik dengesi denklemi diye sunulan mesele, aslında bir biçimde her özgürlüğün güvenlik gerekçesi ile sınırlandırılabileceği gibi bir bilinçaltını ifade ediyor. Bu yasa tasarısına hakim olan zihniyette bu var. Onun için dilimizden dahi bu özgürlük-güvenlik denklemini çıkarmamız lazım. Bu dengeci bakış muhafazakar bir bakıştır. Çünkü özgürlüğü sınırlandırabileceği düşüncesi hakimdir bunda. Bu madde kapsamında yapılacak olan yasa çalışmalarını da bu gözle değerlendirmek lazım.
Dolayısıyla 10 madde içinde sunulan bu madde özgürlüğün ön planda tutulması gerektiğini belirtiyor. Bireysel özgürlüğün evrensel normlarda alınmasını istiyor. Yani özgürlüğün esas olduğu şiarının paradigmasının hakim kılınması anlamına geliyor. Bu tabii Kürtler kadar Türkiye’deki bütün vatandaşlar için gerekli olan bir madde.

ÇÖZÜM TÜRKİYE’NİN MESELESİDİR

Yeni anayasa vurgusu önemli bir vurgu ve nihai bir hedef olarak görülüyor... 
Çözüm süreci sadece iki taraf arasında yürüyen bir mesele değil bir Türkiye toplumu meselesidir. Bunun için seçimler sonrası kurulacak yeni Meclisteki anayasa tasarımlarında herkes kendini bulmalıdır. Muhalefetin özellikle ana muhalefetin bu süreçteki yeri de önemlidir. Yeni bir anayasa hazırlık süreci başlayacaksa bunun için önceki hazırlık çabalarındaki tıkanıklıkları aşmak gerekir. Mecliste yeni bir anayasa için hazırlıklar tamamlandıktan sonra bütün partiler bunu kampanya haline getirip tabana anlatması gerekir. Bu tabii bu sürecin korunması bağlamında da önemlidir. Çözüm sürecinin korunması aynı zamanda yeni bir anayasa meselesiyle eklemlenmiş bir meseledir. Çözüm süreci hemen bir anayasa doğurmayabilir ama anayasa doğurma iradesine yol açabilecek önemli bir potansiyel olabilir (İstanbul/DİHA)

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Gecekonducular Ankara yolunda

SONRAKİ HABER

Batman'daki TÜPRAŞ rafinerisinde patlama

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa