05 Mart 2015 17:24

Güvenliği İç Etme Paketi

Naziler ilk olarak polisler ve komünistler üzerinde yoğunlaştı. Polise yapılan eleştiriyi bitirmek için basını sansürlediler. Polislerin sayısını ve statüsünü arttırdılar. Devletin güvenliğini sağlama almak için polisi maddi ve manevi anlamda ana güç unsuru haline getirdiler

Paylaş

Pınar TUNÇ
Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü
Ege Üniversitesi

Almanya'nın Birinci Dünya Savaşı'nda aldığı yenilgi monarşiye ağır bir darbe vurmuş ve 1918'de demokratik Weimar Cumhuriyeti'nin kurulmasına sebebiyet vermişti. Birinci Dünya Savaşı'yla altüst olmuş ekonomi ve savaş sonrası yeniden yapılanma sürecinde Weimar Cumhuriyeti her daim paraya muhtaç hale geldi. Demokratik Weimar Cumhuriyeti polislerin yetkilerini fazlasıyla kısıtlamış ve durağan maaşlar, personel eksikliği de eklenince polisler yakınmaya başlamıştı ancak yine de devlete hizmet etmeye devam etmişlerdi. O dönemde ülkedeki siyasi istikrarsızlık ekonomideki çöküş yüzünden devlete karşı saldırıları tetikliyordu ve Weimar Cumhuriyeti'nde her eyaletin kendi polis teşkilatı vardı. Bu sistem, polisler arasında koordinasyon sorununa yol açıyordu ve ülkedeki siyasal kaos polisleri her anlamda zorluyordu. Bazen soruşturmalar polisin zanlı hakkını ihlal ettiği gerekçesiyle sonlandırılıyor, basın polisin başarısızlıklarını kamuoyuna ilan ediyordu. Kısacası polisler Weimar düzenindeki demokrasiden hiç memnun değildiler!

MAKUL ŞÜPHELİ YENİ DEĞİL

Ocak 1933'te Nazilerin iktidara gelmesiyle polisler bir kırılma noktası yaşadılar. Naziler ilk olarak polisler ve komünistler üzerinde yoğunlaştı. Polise yapılan eleştiriyi bitirmek için basını sansürlediler. Polislerin sayısını ve statüsünü arttırdılar. Devletin güvenliğini sağlama almak için polisi maddi ve manevi anlamda ana güç unsuru haline getirdiler. Polislerin çoğu muhafazakar olmasına karşın Nazi değillerdi fakat gidişattan memnundular!

Hitler rejimi gerçek yüzünü tam olarak 27 Şubat 1933'te Reichstag'da (Alman Parlamentosu) meydana gelen yangın sonrasındaki soruşturma ve infaz sürecinde gösterdi. Hitler bu yangını komünistlerin planladığını gerekçe göstererek birçok komünisti tutuklatmıştı ve yine bir iddiaya göre Hitler'in asıl hedefi komünistleri ortadan kaldırmak olduğu için binayı Nazilerin yaktığıydı.
Hitler faşizminin doğmasına ihtiyaç olan gerekçe bulunmuştu. Yangından sonra Hitler iç güvenlik gerekçesiyle polise sınırsız yetkiler tanıdı. Artık polisin mahkeme izni olmadan tutuklama ve sadece 'makul şüpheli' gördüğü kişiyi arama, telefonunu dinleme ve gözaltına alma yetkisi vardı. Polisler, Nazilerin faşizm oyununda en etkili piyonları oldular. Hitlerin amacı hiçbir muhalif ideolojinin ve eylemin var olmamasıydı. Bu yüzden çoğu komünisti 'ülke güvenliğini tehdit ediyor ve tehlike uyandırıyor' gerekçesiyle kamplara sürmüş ya da işkencede öldürtmüştü.

SİSTEMİN 3 KURALI

Yine Almanya'da 1980'lerde hukukçu Günther Jakobs'un şekillendirdiği Düşman Ceza Hukuku'nu irdeleyecek olursak kendi ülkemizin iktidar perspektifini daha iyi anlayabiliriz. -Tabi Jakobs öncesinde vatandaş ceza hukukunu bilmemizi şart koşuyor.- Vatandaş Ceza Hukuku'na göre vatandaş bir suç işlediğinde cezaya tabi tutulur, bunu hepimiz biliriz ve normali de budur fakat Düşman Ceza Hukuku'nda devlet her kişiyi vatandaş değil düşman olarak görür. Bu yüzden devlet vatandaşın özel hayatına saygı göstermez ve daha eyleme geçmeyen ideolojisi için vatandaşı suçlu olarak görür. Türkiye'de bu sistem 1980 sonrasından bu yana uygulanan hukuk sistemidir. Jakobs'a göre bu sistem 3 kuralla işlemektedir;
- Devlet orantısız ve sert bir yaptırım yapmalı,
- Ceza henüz suç işlenmemişken verilmeli ve böylece muhalif ideolojisi olan vatandaş baskıyı hissetmeli,
- Teoride bahsi geçen hak ve özgürlükler pratikte ihlal edilmeli.
Jakobs'a göre her kişi potansiyel bir suçludur, bu sistemde devlet düşünmenizi istemez ve ister muhalif bir ideolojiye ister hükümetin ideolojisine sahip olun düşündüğünüz için suçlusunuzdur.

"BU PAKET ÇIKACAK ÇIKACAK ÇIKACAK"

Bizim ülkemizde her dönem batıyı örnek model olarak görmek alışılagelmiştir. Tam da bugün AKP Hükümeti Hitler Almanya'sını kendine bir idol olarak görüyor. Ülkede çeşitli provokasyonlar yaparak -örneğin 7-8 Ekim Kobanê olaylarıyla ya da Fırat Çakıroğlu'nun ölümüyle- "İç Güvenlik Paketi'ni" geçirecek gerekçeleri elde etmeye çalışıyor. Polise neredeyse sınırsız yetkiler tanıyarak aynı Hitler Almanyası'nda olduğu gibi kendini sağlama almak istediği ve artık hiçbir muhalif ideolojiye tahammülü olmadığını gösteriyor.
Ege Üniversitesi'nde olaylar olmadan önce Davutoğlu'nun haftalarca "Bu paket çıkacak çıkacak çıkacak" diye bağırması tesadüf olmasa gerek. AKP Hükümeti bu paketle resmen kendi faşizmini ilan ediyor ve devşirme 'Gestapo' devletinin temellerini atıyor. Yükselen maaş ve mevkilerle, kolay atamalarla polisler de bu oyunda gönüllü piyonlar olarak yerlerini alıyorlar. Polisin savcı kararı olmadan ve kimsenin iznine ihtiyaç duymadan 48 saat gözaltında tutma, istediği kişinin üstünü arama ya da telefonunu dinleme yetkisi, gösteri ve eylemlerde her kim olursa olsun yüzünün bir kısmını bile kapatsa 5 yıla kadar hapis istemiyle yargılanacak olması, polisin "cebinde taş vardı" bahanesiyle silah kullanma yetkisi ve daha birçok madde AKP Hükümeti'nin vatandaştan ne kadar korktuğunun ve bir o kadar da canileştiğinin kanıtı.
Hükümet artık düşünmemize bile tahammül edemiyor. Bizim sadece işinize bakmamızı, dizilerle uyuşmamızı, AVM'lerde vakit öldürmemizi ve en önemlisi fıtratımızda bunun olduğunu kabullenmemizi istiyor. 

Gelecek günlerde bir tweetimiz yüzünden akşam vakti kapı çalabilir ya da bir kadın öldürülünce, bir çocuk katledilince (kendi kardeşiniz bile olsa) eyleme katıldığınız takdirde devlet tarafından suçlu bulunabilir ve polis tarafından bilinmez yerlere götürülebilirsiniz!

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Buralar Hep Haşhaşi!

SONRAKİ HABER

Mutluluğun ve hüznün ressamı: Abidin Dino

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa