KESK Meclis toplantılarına katılmıyorum, katılmayacağım

KESK Meclis toplantılarına katılmıyorum, katılmayacağım

Tüm-Bel-Sen, Türkiye’de kamu emekçileri adına ilk toplusözleşme yapan sendika. Sendikanın kuruluşundan bu yana genel başkanlığını yürüten Vicdan Baykara, Sendikal Birlik grubunun da sözcüsü. Tüm-Bel-Sen’in toplusözleşme hakkını yasal düzenlemeyi beklemeden elde ettiğini hatırlatan Baykara, KESK’in de i

Cem Gurbetoğlu

Tüzük değişikliği ve KESK Meclisine ilişkin sert açıklamalar yapan Baykara, sendikaların karar alma süreçlerinin dışına atıldığını söyledi. Bu nedenle Meclis toplantılarına katılmayacağını açıklayan Baykara, KESK yönetiminde yer alan anlayışları konuyu kamuoyu önünde tartışmaya çağırdı.

Anayasa değişikliğiyle kamu emekçilerinin toplusözleşme hakkı tanındı. Ancak toplu görüşme süreci de hükümet tarafından işletiliyor. Yıllardır toplusözleşme yapan bir sendikanın genel başkanı olarak süreci nasıl değerlendiriyorsunuz?

Kamu çalışanları olarak sendika kurma tartışmalarına 1980’li yılların sonunda başladık. 1990 tarihinde de sendikalarımızı kurarak sendikal hayata adımımızı attık. Sendikal hayata adımımızı attığımız zaman iki temel şey söylüyorduk: Birincisi, yasalarda sendika kurmamıza yasak koyan hiçbir ibare yoktu. İkincisi, uluslararası sözleşmeler sendika kurma hakkımızı tanıyordu. Bunu hem kendi iç kamuoyumuza, hem Türkiye kamuoyuna anlatarak sendikalarımızı kurmaya başladık.Ardından yine 1990’lı yılların başında yeni bir tartışma başlattık. Madem ki sendika kurabiliyoruz, sendikanın en temel görevlerinden biri olan toplusözleşme yapma hakkını da kullanırız. Tüm Bel-Sen bu çerçevede öncelikle işyerlerinden başlayarak yoğun bir tartışma süreci başlattı. Toplantı ve panellerle üyelerimize toplusözleşme yapabileceğimizi kavrattık. Ardından toplusözleşme imzalamaya ikna edebileceğimiz belediye başkanları bulduk ve birçok belediyede toplusözleşmeler yapmaya başladık. O dönemde KESK’e, “Bizim bu hakkımız var, bunu kullanabiliyoruz. Diğer sendikalar da bunu zorlayabilir. Bu süreçte bir belediyeyle yapmış olduğumuz toplusözleşmeyi hukuki sürece sokalım. Hukuki süreçten nasıl sonuç alacağımıza birlikte bakalım” diye öneride bulunduk. Bu hukuki süreçte KESK bütünlüğünün bize çok önemli katkılar sunması lazımdı. KESK öyle büyük sesler çıkarabilmeliydi ki, yaşayacağımız hukuki sıkıntılar aşılsın. O dönem diğer sendikalardaki arkadaşlarımız toplusözleşme yapma fikrini “fantezi” olarak görüyorlardı. O dönemde Gaziantep Büyükşehir Belediyesiyle yaptığımız sözleşmeyi hukuka taşıdık. Yerel mahkemenin lehimize karar vermesine rağmen iç hukuk yolları tıkanınca, konuyu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıdık. AİHM lehimize karar verdi. Bu karar sadece Türkiye’yi değil, 47 Avrupa Konseyi ülkesini bağlayan bir içtihat kararıydı. Tüm Bel-Sen, bugün 400’ü aşkın belediyede toplusözleşme yapıyor. İş kolumuzda Kamu-Sen ve Memur-Sen’e bağlı sendikalar da bu hakkı kullanıyorlar. Ama KESK hâlâ toplugörüşmeye oturup oturmamayı tartışıyor.

Yani KESK adım atmakta geç kaldı, diyorsunuz…

Sendikal hayat bir öngörü işidir. Sadece bugünü kurtaran değil, geleceği görüp sorumluluğu alan bir sendikal yaklaşım gerektirir. KESK bizim açtığımız bu yolu sadece belediyelerle yapmış olduğumuz iş olarak görmeseydi, bugün çok farklı bir noktada olurduk. Örneğin Eğitim Sen üniversitelerde, tıp fakültesi hastanelerinde bize benzer örnekler yaratılabilirdi. Her yıl tekrarlanan “Masaya oturalım mı, oturmayalım mı” tartışmaları sendikal hayatımızı geliştiren tartışmalar değil. Oturmakla oturmamak asıl mesele değil. Asıl olan işyerlerinde toplusözleşme fikrini yaygınlaştırmak. Kamu çalışanlarının bu fikirden çok uzaklaştırıldığını düşünüyorum. Ben iş kolumuz dışında birçok KESK üyesinin toplusözleşme hakkımızın varlığından bihaber olduğuna tanık oluyorum. “Toplusözleşmeyle şu kadar para, şu kadar hak alıyoruz” dediğimizde inanamıyorlar gerçek olduğuna. Niye? Çünkü sendikalar bu işi yaygınlaştırmamış. Biz bütünlüklü hareket etseydik, dayanışmacı bir örgüt olma halimizi toplusözleşme sürecinde de devam ettirebilseydik bugün aynı şeyleri tartışmazdık. Anayasa değişikliğine konmuş toplusözleşme hakkına ilişkin madde bir yanılsamadır. Zaten bu hak vardı ve sendikalarımız toplusözleşme çalışması yürütebilirlerdi.

Bugüne gelirsek… KESK ne yapmalı?

15 Ağustosta görüşmeye gidip gitmemek mesele değil. Gidilmeyince sadece KESK kendini “Ben zaten oradaki şeye ortak olmadım” diyerek mutlu hissediyor. Emekçiler adına sonuç çıkmayan yerde kendini mutlu hissetmenin kıymeti yok. Yeni oluşturulan KESK Meclisi toplusözleşmeye ilişkin karar alacakmış. Böyle bir yaklaşımla emekçiler lehine ne sonuç çıkabilir bilemiyorum. Çok umutvar değilim. KESK eğer bize sorsaydı şunu söylerdik: İşyerlerinden başlayarak tüm sendikalar muhataplarını toplusözleşmeye zorlamalı. Biz Tüm Bel-Sen olarak bu hakkı çok kolay elde etmedik. Günlerce belediyelerin önünde oturduk. Aylarca süren eylemler oldu. Sendikalarımız da bugün işyerlerinden toplusözleşme çağrıları yapmalılar, yapılmadığı süreçte işyerlerini terk etmezler, iş bırakırlar. Biz bunları yapıyoruz. Bunu yapmazlarsa nasıl sonuç alacaklar? Artık günü geçiştirmek için 500 kişiyi toplayıp Başbakanlığın önünde iki basın açıklaması yaparak bu sürecin karşılanabileceği kanaatinde değilim. Bu süreç KESK’i büyütmüyor. 2 eylemle sonuç alınamaz ki. Artık KESK, her yıl dönüp dönüp aynı şeyi tekrar etmekten vazgeçmeli. Pratik adımlar atmalı. Adım atmazsam, kimse bana getirip bir hak vermez.


AZ OLSUN BİZİM OLSUN ANLAYIŞI DOĞRU DEĞİL

Yetkili sendika olma konusunda ne düşünüyorsunuz?

Yetki işyerlerinde olabilecek bir şey. İşyerlerinde arkadaşlarımızla buluşabildiysek yetkileri alırız. Biz kitle ve sınıf sendikacılığını savunuyorsak, bu anlayışımızı hayata geçirebilmek için üye sayımızı arttırmaya ihtiyacımız var. Üye sayısını arttırmak sendikanın temel çabalarından olmalı. Az olsun bizim olsun anlayışı doğru değildir. Yetki konusunda tabii ki sıkıntılar yaşıyoruz. Karşımızda sendika yok, siyasi partilerin ve hükümetin yan organı var. Büyük zorlamalarla üye devşirmeleri yapıyorlar. Eşit rekabet koşulları olsa, KESK’e bağlı sendikaların üye sayısı çok yüksek olur. Ama buna karşı mücadele yollarını aramalıyız. Biz Tüm Bel-Sen olarak üye sayımızı arttırdık. Daha da arttırmamız lazım. İşyerlerini temel alan bir sendikal hayata ihtiyaç var. Biz Tüm Bel-Sen’de bunu hayata geçirmeye çalışıyoruz.


KÖRLER SAĞIRLAR BİRBİRİNİ AĞIRLAR

KESK Genel Kurulunda tüzük değişikliğiyle Meclis oluşturuldu. Değişikliği gündeme getirenler Meclis oluşumunun Eğitim Sen ve Tüm Bel-Sen’de hayata geçmesini konunun yeterince tartışıldığına kanıt olarak sundular. Sendika içinde yaptığınız bu tartışma KESK’i bağlıyor muydu?

Tüm Bel-Sen genel kurulunda “meclisi deneyelim” dedik. Başkanlar Kurulundan daha katılımcı bir organ oluşturmaya çalıştık. Tüzük değişikliği yaptık. KESK’teki tüzük değişikliğini ise biz sadece duyduk. Ben KESK’in başından beri sendikal hayatta kalan kurucu iradelerinden biriyim. Kamu Çalışanları Platformunun uzun süreler sözcülüğünü yaptım. Ama benim haberim yok bu tüzük değişikliklerinden. Bize bir şey söylemediler. Kendileri oturup hazırlık yapmışlar. Ama biz de sendikayız burada. Sorsalar biz de görüşlerimizi ifade ederdik.

Meclisin sendika yönetimlerini devre dışı bırakacağı eleştirileri var…

Evet. Mesela Tüm Bel-Sen üyesi KESK Meclisi üyeleri var. Ama kimler olduğu bizim bilgimiz dahilinde değil. Gruplar belirlemiş. Sendikaların o Mecliste hiçbir işlevi yok. İki grup meclis oluşturmuş. Körler sağırlar birbirini ağırlar. Yapsınlar. Biz seyrediyoruz. Karar süreçlerine katılmadığımız, irade koyamadığımız yerlerde nasıl olabiliriz? Başkanlar katılsa ne olacak? Başkanlar bir kişi, karşısında 50 meclis üyesi var. Bu bir komedidir. Ben KESK’e bağlı 30 bin üyeli bir sendikanın genel başkanıyım. KESK’in kurucu iradesinde yer alan bir kadınım. Bütün bu değişikliklerden haberimiz olmayacak, karar sürecine katılamayacağız, sonra alınacak kararları bize dayatacaklar, biz de görüntü olarak fotoğrafta yer alacağız. Buyursunlar yapsınlar. Karar alanlar kararları kendileri uygulayacaklar. Karar süreçlerine katıldığımız oranda, kararlara uyarız.

Sendika olarak katılmama gibi bir kararınız var mı?

İki tane siyasi grubun belirlediği 50 kişinin ağırlıkta olduğu bir Mecliste Tüm Bel-Sen Genel Başkanı olarak söyleyeceğim sözün karar alma anlamında kıymeti harbiyesi olmayacağını düşünüyorum. Bu yüzden katılmıyorum meclis toplantılarına, katılmayacağım da. Bu nedenle KESK yönetimi hakkımda her türlü disiplin işlemi yapabilir. Biz (Sendikal Birlik) ısrarla söyledik genel kurul sürecinde: “Hiçbir şey talep etmiyoruz, ama bu kadar daraltmayın” diye uyardık. Daralttılar. Buyursunlar yapsınlar. Bizi tanımayan, koca Tüm Bel-Sen’i yok sayan, KESK’in geleceğine ilişkin kaygılarımızı ısrarla paylaşmış olmamıza rağmen bunları görmeyen, tamamı 2 gruptan oluşturulan bir konfederasyon meclisine bizim ne sözümüz olur. KESK MYK’sını bu konuyu Türkiye kamuoyu önünde tartışmaya davet ediyorum.


GREV KARARININ REDDEDİLMESİ İNANILMAZ GELİYOR

Kongrede toplu görüşme sürecine ilişkin grev önerisinin reddedilmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Yıllardır toplusözleşme ve grev hakkı uğruna mücadele eden bir örgüt için trajikomik bir durum. Hiçbir sendikanın konferansında grev kararı reddedilmez. KESK’in kongresinde sendikanın iki temel görevinden biri olan greve ilişkin “hayır” kararının çıkması bana inanılmaz geliyor. Muhtemeldir ki kongreyi yönlendiren gruplar bazı önergelerde anlaştılar, bunun dışında karşılarına hangi öneri gelirse “hayır” dediler. “Biz buranın sahibiyiz. Bizim dışımızdaki önergeleri reddedeceğiz” dediler. Grev kararını da “sahip olmaları” nedeniyle reddettiler.

25 Kasım 2009’da gerçekleştirilen grevi nasıl değerlendiriyorsunuz? Genel kurulda bu greve yönelik bazı eleştiriler de oldu…

Grev başarılıydı. Bunu hiçbir siyasi saikle söylemiyorum. 25 Kasımı tartışmaya açan arkadaşları, kendilerini yönetimlerin dışında olduğu için grevi “başarısız” diye tanımladılar. 25 Kasımı başarısız gören, eylemlerde KESK Genel Başkanı konuşma yaptığı sırada eylem alanlarını terk eden arkadaşlarımızdan bugün 25 Kasımı aşan grevler bekliyoruz.

KESK yönetimine bir çağrı mı bu?

Evet. 25 Kasımı başarısız bulan arkadaşlarımız bugün sendikaların yönetimindeler. Eleştirdikleri 25 Kasımın üzerinde 3-4 günlük grevler bekliyorum. Yunanistan’ı nasıl salladıysa grevler, bu arkadaşlarımızdan böyle bir program çıkarmalarını bekliyorum. O zaman eleştirilerine hak vereceğim.

www.evrensel.net