03 Mart 2015 05:25

Ünaldı’yı hatırlama zamanı!

Antep’te, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli ve en büyük mücadelelerinden biri olarak tarihe geçen Ünaldı Direnişi’nin üzerinden 19 yıl geçti.

Paylaş

Mehmet TÜRKMEN
Gaziantep

Antep’te, Türkiye işçi sınıfı tarihinin en önemli ve en büyük mücadelelerinden biri olarak tarihe geçen Ünaldı Direnişi’nin üzerinden 19 yıl geçti. 1996 yılında 20 bin işçinin katılımıyla bir ay süren direniş sonunda Dokuma İşçileri Derneği çatısı altında bir araya gelen işçiler, Ünaldı Sanayi Sitesi’ndeki işverenleri fiili sözleşme imzalamak zorunda bıraktı. Çok önemli kazanımların elde edildiği bu direnişin ardından işçiler arasında yaşanan dağınıklık, yıllar geçtikçe kazanımların patronlar tarafından geriletilmesinin yolunu açtı. 
Halı dokuma sektörü, 2000’lerin başından bu yana tamamen Başpınar Organize Sanayi Bölgesi’ne (OSB) taşınırken, taşınma sonrası örgütlülüğün korunamaması nedeniyle çalışma koşulları ve ücret konusunda yaşanan gerileme son yıllarda daha da çok hissedilmeye başlandı. Bu nedenle şimdilik sınırlı da olsa, dokuma işçileri arısında Ünaldı Direnişi’ni hatırlatarak “Nasıl bir araya geleceğiz, nasıl örgütleneceğiz?” sorusu daha sık tartışılıyor. 
Biz de hem ‘96’da yaşanan direnişe önderlik eden, hem de bugün halen dokumada çalışan işçilerle Ünaldı Direnişi deneyimini ve bu büyük mücadelenin deneyiminin ışığında dokuma işçisinin bugün nasıl örgütlenebileceğini konuştuk. 

ÜNALDI’DAN SONRA…
38 yıldır dokuma işçisi olan ve şu anda da Başpınar’da bir halı fabrikasında çalışmaya devam eden Hüseyin kalfa, (sektörde dokuma operatörüne hâlâ kalfa deniyor) dokuma işçiliğinin ilk yıllara nazaran şimdi daha iyi durumda olduğunu söylese de, son 8-10 yıldır koşulların giderek ağırlaştığına ve ücretlerin eridiğine dikkat çekti. Hüseyin kalfa şöyle devam etti: “8 saat çalışıyoruz, sigorta var, servisle işe gidip geliyoruz. Ama çalışma koşulları asıl olarak 1996 Ünaldı grevinden sonra düzeldi. İşçileri için büyük bir kırılma noktasıydı. İlk kez bu grevlerden sonra bu hakları öğrendi işçiler. Bu grevlerde ücretler yüzde yüz arttı. İlk kez bu grevlerden sonra sigortalı oldu işçiler.” 
İşçilerin birliğinin ve inisiyatifinin kazanım getirdiğini ifade eden Hüseyin kalfa “Dernek işçiler adına işverenlerle protokol imzalıyordu. Ünaldı grevinde yüzde 98 zam almıştık. Ama grevden önce de yüksek zamlar alıyorduk. Örneğin 95 ocak ayında, ülke çapında büyük bir kriz yaşanırken, biz dernek olarak yüzde 40 zam almıştık” diye konuştu.

KOŞULLAR KÖTÜYE GİDİYOR
Dokuma işçilerinin Başpınar’a taşındıktan sonra etliye sütlüye karışmadığını, ‘96’nın mirasını yiyip bitirdiğini anlatan Hüseyin kalfa, “Ücretlerin diğer iş kollarına göre görece yüksek olması, sektörün büyümesi ve iş gücü ihtiyacının artmasıyla işsiz kalma kaygısı yaşamaması vb sebeplerden dolayı örgütlenmeden ve mücadeleden uzak durdular” dedi. Ancak bu tuzu kuru durumunun değiştiğini ve dokuma işçilerinin durumunun her geçen gün daha da kötüye gittiğine dikkat çeken Hüseyin kalfa, şöyle devam etti: “Ücretler iyice eriyip, çalışma koşulları ağırlaştıkça daha fazla dokuma işçisi ‘ne yapacağız’ diye sormaya başlıyor. Artık bir işyerinde iş bırakıp başka iş yerine gitmek de çözüm değil. Çünkü her yerde koşullar aynı. Önceden işyerleri arasında çok büyük farklar olabiliyordu. Örneğin bir işyerinde dokuma işçisi 1500 lira ücret alırken başka bir yerde 2500’e kadar çıkabiliyordu. Mekik başı (parça başı) ücret alınıyordu. Ama şimdi hemen hemen bütün işyerlerinde ücretler sabitlendi. Çalışma koşulları da çok fark ediyordu. Ama artık öyle değil. Artık her yer aynı. Şimdi Ünaldı’yı hatırlamanın ve Ünaldı’yı örnek almanın tam zamanı. Tek çaremiz Ünaldı’da yaptığımız gibi örgütlenmek, birlik olmak ve  mücadele etmek.” 

BİZE SENDİKA LAZIM AMA...
“Peki nasıl olacak?” diye soruyoruz Hüseyin kalfaya. Ünaldı’daki gibi bir dernek örgütlenmesinin bugün en küçüğünde bile 100’den fazla işçinin çalıştığı fabrikaların bulunduğu Başpınar’da işe yaramayacağına dikkat çeken Hüseyin kalfa, “Farklı bir model lazım, dernek olmaz artık. İşyeri temelli örgütlenmemiz lazım” dedi. Hüseyin kalfa şöyle devam etti: “Aslında bize sendika lazım. Bugün örgütlenip mücadele edebileceğimiz tek çatı sendika. Fakat sendikalara güven yok. Bu sendikalarla olmaz. Ünaldı’daki dernek gibi işçinin inisiyatifinde olmalı. İşçiler karar alıp işçiler uygulamalı. Çünkü işçiler kendi aldığı kararın arkasında durur. Ünaldı’da böyle oldu.” 
‘96 Ünaldı Direnişi’ne önderlik eden, o dönem dernek yöneticisi olan ve uzun yıllardır Emek Partisi’nde il başkanlığı görevini yürüten Mecit Bozkurt da işçi inisiyatifine dikkat çekti: “Ünaldı’da dernekte örgütlenerek elde ettiğimiz kazanımlar, 20 bin işçiyle grev yapmamız ve bütün engellere rağmen grevi zaferle bitirmemiz… Bütün bunları başarmamızda en büyük sebep şuydu: Derneği işçiler kurmuştu ve işçiler yönetiyordu. Kararlar bütün işçilerin katıldığı toplantılarda birlikte alınıyordu. Evet, sendikal örgütlenme şart! Ama bu sendika işçilerin yönettiği, işçilerin karar aldığı bir sendika olmalı ve her aşamada işçinin iradesinin hayat bulmalı.”

İNİSİYATİF İŞÇİDE OLMAYINCA…
Ünaldı’da başarılı biten grevden sonra dernek yönetimi olarak daha kalıcı bir örgütlenme ve mücadeleyi bir daha ileriye taşımak için sendikalaşmak istediklerini belirten Hüseyin kalfa sonrasını şöyle anlattı: “DİSK/ Tekstil yanaşmadı. TEKSİF’i seçtik. Derneği kapatın dediler. Kısa bir sürede Ünaldı’nın en büyük işyerlerinin de arasında olduğu 12 büyük işyerinde örgütlendik, çoğunluğu aldık. Toplusözleşme yetkisi alınmasına rağmen TEKSİF yönetimi sözleşmeye oturmadı. ‘Bütün işyerlerini örgütleyelim, sonra sözleşme görüşmelerini topluca yapalım’ gibi gerekçelerle aylarca oyalayıp, sözleşmeye oturmadılar. O zamanki şube başkanı ve sendika yönetimi patronlarla ve yetkililerle işbirliği yaptı. Dernek varken inisiyatif işçideydi ve sözleşmeyi de görüşmeleri de biz yapıyorduk. Ama sendikalaşma döneminde inisiyatif sendika yönetimine geçti. Ünaldı’daki örgütlülük dağıldı, dernek işlevsiz kaldı. Derneğin yönetiminde yer alan ve önderlik eden işçiler işsiz kaldı.” 

POLİTİK BİLİNÇ ÖNEMLİ
Ünaldı direnişinde 80 öncesinden işçiliğe başlayan ve politik bilinci olan işçilerin olmasının etkisine dikkat çeken Hüseyin kalfa, politik işçilerin genç işçiler ve diğer işçiler üzerinde önemli bir itibara sahip olduğunu ifade etti. 20 bin işçinin grevini öncülük eden Dokuma İşçileri Derneği’nin de bu işçilerin öncülüğünde kurulduğuna işaret eden Hüyesin Kalfa, şöyle devam etti: “Bu işçilerin üretimin ve işçilerin içinde olmasının payı büyüktü. Dernek bu yüzden tamamen işçilerin iradesiyle kuruldu ve grev de işçilerin iradesiyle örgütlendi.”
Emek Partisi’nin de direnişte önemli bir rol oynadığını söyleyen Hüseyin kalfa, “Eğer o mücadele boyunca dernek olarak, valisi, emniyeti ve patronlarıyla birlikte karşımızdaki güçlerin bütün saldırıları ve oyunlarıyla başa çıkabildiysek bunda Emek Partisi’nin yardımı ve yol göstericiliğinin önemini bir tek işçi bile inkar edemez. Bizzat derneği kuran ve mücadeleyi yöneten işçi önderlerinin çoğu Emek Partiliydi zaten. Ünaldı Grevi’nde dokuma işçilerinin en önemli araçlarından biri de Evrensel gazetesiydi. Evrensel gazetesi o grev boyunca Ünaldı işçilerinin gazetesi gibi çıkıyordu. Biz greve başladıktan sonra yaptığımız şeyin bütün işçi sınıfı için ne kadar önemli olduğunu Evrensel sayesinde öğrendik. Türkiye’nin dört bir yanından ve Avrupa’nın pek çok ülkesinden grevimize destek geldi. Bu dayanışma sayesinde grevimiz daha da güçlendi” diye konuştu. 

DAYANIŞMA DUYGUSU GÜÇLENMELİ
Mecit Bozkurt da Ünaldı’dan sonra dayanışma duygusunun gerilediğini ifade etti. Bozkurt şöyle devam etti: “Öreğin ’96 Ünaldı Grevi boyunca bize en çok güç ve moral veren şey Türkiye’nin başka illerindeki, hatta başka ülkelerdeki işçilerden gördüğümüz destek ve dayanışmaydı. Her gün Evrensel gazetesinde başka yerlerden işçilerin, sendikaların mektupları ve dayanışma mesajlarını okuyorduk. Destek ziyaretleri, yardımlar, açıklamalar, eylemler… Bunlar bize yalnız olmadığımızı hatırlatıyor ve güç veriyordu. Ama şimdi bakıyorum memlekette bir sürü işçi mücadelesi yaşanıyor, daha bir süre önce 15 bin metal işçisi greve çıktı, sonra yasaklandı. Bu mücadeleler bütün işçi sınıfı için çok önemli olmasına rağmen, dokuma işçisinde bu mücadelelere ilgi duyma ve dayanışma duygusu çok zayıf.”

İŞÇİLER KENDİ TEMSİLCİLERİNİ SEÇTİ
‘96 Ünaldı Direnişi’ne öncülük eden Dokuma İşçileri Derneği’nin kuruluş ve örgütlenme deneyimi, tamamen işçi inisiyatifine dayanan bir işçi örgütlenmesi olması bakımından son derece öğretici.
Hem derneğin kuruluşunun hem de ‘96’daki büyük direnişin tohumları, Ünaldı’da 1993’te yaşanan ve binlerce işçinin katıldığı iki günlük grevle atıldı.  Zam talebiyle, Ünaldı’nın en büyük 8-10 işyerinden işçilerin bir araya gelmesiyle başlayan hareketlilik kısa sürede bütün Ünaldı’ya yayıldı. İki gün süren iş bırakma ve binlerce işçinin katıldığı büyük bir yürüyüşün ardından, Ünaldı genelinde yüzde 96 zam alındı. Öncesinde işçiler adına patronlarla görüşüp yüzde 52 zam için anlaşan makinistlerin (ustabaşı) anlaşmasını kabul etmeyen dokuma işçileri, ilk kez kendi temsilcilerini seçerler ve bu temsilciler hem Ünaldı işverenleri hem de Gaziantep Ticaret ve Sanayi odalarının yönetimlerince muhatap alınır. Eylemler sırasında pek çok dokuma işçisi gözaltına alınmıştır ve yüzde 96 zam talebiyle anlaşma sağlandığında, işçiler gözaltına alınanlar serbest bırakılmadan işbaşı yapmayacaklarını söylerler ve gözaltına alınan işçiler serbest bırakılır.
İşte bu eylemde öne çıkan birkaç işçinin çabasıyla 1994 sonlarında başlayan dernek kurma girişimi, 1995 başlarında sonuçlanır ve daha yeni kurulmuş olmasına ve ülke genelinde yaşanan krize rağmen Ünaldı işverenleriyle bütün işçiler adına yüzde 40 zammı içeren bir protokol imzalanır. İşçiler içinde kısa sürede hızla örgütlenen dernek, bütün kararlarını, bazen açık alanda sayısı bini bulan, geniş katılımlı toplantılarda alır. 
’96 başlarında, dernek yönetimi işverenlerle, yüzde 30’uyla işçilerin sigortasının yatırılması şartıyla yüzde 80 zam için protokol imzaladı. Ancak Ünaldı patronları bu anlaşmaya uymadı. Bunun üzerine dernek, aylar öncesinden başlayarak, binlerce işçinin katıldığı toplantılar yaptı ve ’96 temmuzunda yaşanan büyük grevin kararı ve bütün hazırlıkları bu toplantılarda yapıldı. 
Kurulduğu andan itibaren valiliğin ve polisin hedefinde olan derneğin yöneticileri defalarca gözaltına alındı, dernek binası ve dernek yöneticilerinin evleri basıldı. Dönemin Antep valisi olan Muammer Güler ve emniyet güçleri, derneği terör örgütü gibi göstermek ve işçilerin mücadelesini provoke etmek için özel bir propaganda çalışması yürüttü. Ancak dernek etrafında birleşmiş olan Ünaldı dokuma işçilerinin örgütlülüğü karşısında, bu çabalar hiçbir işe yaramadı ve dernek öncülüğünde yaşanan ’96 grevi büyük kazanımlarla sonuçlandı.

DİRENİŞİ NASIL DOKUDUK?
Ünaldı dokuma işçileri 1996 yazında gerçekleştirdikleri direnişle, sigortasız, sendikasız, ağır sömürü ve kuralsız çalışma koşullarına isyan ettiler. Antep’in 13 mahallesine yayılmış 540 işyerinde 30 gün süren Gaziantep dokuma işçilerinin direnişine 20 bin işçi katıldı. 
Ali Karadaş’ın hazırladığı ve Evrensel Basım Yayın tarafından yayınlanan Direnişi Nasıl Dokuduk, 20 bin dokuma işçisinin 30 gün süren direnişinin nasıl hazırlandığının ve nasıl başarıya ulaştığının, işçilerin kendi ağzından aktarılan hikayesidir.
Direnişi Nasıl Dokuduk, sendikanın olmadığı koşullarda bir sanayi sitesinin nasıl tek bir işyeriymiş gibi örgütlendiğinin hikayesi.
Direnişi Nasıl Dokuduk, Antep dokuma işçilerinin sendika, sigorta ve sekiz saatlik iş günü için nasıl bir araya geldiklerinin hikayesi.
Direnişi Nasıl Dokuduk aynı zamanda sınıf partisinin politikalarının işçi sınıfının inisiyatifi ile nasıl birleştiğinin ve hem ülke içinde hem de dışında sınıfın direnişçi işçilerle gösterdiği dayanışmanın hikayesi.
Her işçinin ve işçi sınıfı mücadelesine ve tarihine ilgi duyan herkesin mutlaka okuması gereken bu kitap, yaşananlara tanıklık eden bir çalışma olduğu gibi, aynı zamanda işçi sınıfının oldukça özgün bir mücadele deneyiminin de hikayesi.


İş yükü bir kat arttı, ücret bir kat düştü

Ünaldı’da atölyelerde üretim yapılırken, daha büyük atölyelerin sahipleri küçük atölyeleri de yutarak 2000’li yılların başında Başpınar OSB’nin büyük fabrikalarının patronları oldu. Üretim sistemleri değişip üretim artarken, işçilerin koşulları da örgütlenmelerinin zayıflamasıyla beraber geriledi.
Uzun yıllardır Merinos’ta çalışan Mehmet adlı dokuma işçisi, yeni makinelerde Ünaldı’daki eski makinelere oranla daha az işçiyle çok daha yüksek üretim yapıldığını söyledi. Öyle ki eskiden 8-10 makinede 40-45 işçiyle yapılabilen halı üretiminin şimdi tek makinede 6-7 işçiyle yapılabildiğine dikkat çekti. İlk başlarda ücretlerin de Ünaldı’ya göre daha yüksek olduğunu dile getiren Mehmet kalfa, 2000’lerin başında Merinos’ta bir dokuma kalfasının asgari ücretin tam dört katı ücret aldığını hatırlattı ve devam etti: “Sonra daha az işçiyle üretim yapılarak iş yükü arttırıldı, ücretler de zam verilmeyerek ya da çok düşük zamlarla yıldan yıla eridi. 2002-2003 yıllarında asgari ücret 200 lira civarındayken bir dokuma kalfasının aylık ücreti 800 liranın üzerindeydi. Şu anda asgari ücret 950 lira ama bir dokuma kalfasının aylık ücreti 1700 ile 2000 lira arasında. Eğer ücretler 10-12 yıldır asgari ücretle bile aynı oranda artmış olsaydı şu anda ortalama 4000 lira olması gerekirdi. 10 yıl önce bir dokuma makinesinde her vardiyada üç kişi çalışırken (Kalfa, telci ve arka cağcı) şu anda iki kişi (kalfa ve telci), hatta kimi işyerlerinde tek kişi çalışıyor. Böyle giderse birkaç yıl içinde asgari ücretle eşitlenir.” 

HER BAKIMDAN DEĞİŞTİ
Hüseyin kalfa devam ediyor anlatmaya: “Çok şey değişti. Başpınar Ünaldı’dan her bakımdan çok farklı. İşçilerin yan yana gelme, buluşma imkanları çok sınırlı. Çalışma koşulları daha katı ve disiplinli olduğu için aynı işyerinde bile işçilerin yan yana gelmesi çok daha zor. İkincisi, işçi profili çok değişti. Genç işçiler ağırlıkta. Aslında bu bir avantaj olmalı ama genç işçiler hem deneyimsiz hem de örgütlenme eğilimleri zayıf.”
30 yıldır dokuma işçiliği yapan ve şu anda Başpınar’da bir işyerinde vardiya ustası olarak çalışan Ali usta tartışmaya şöyle katkı yaptı: “Eski dokuma işçileri için ücretlerin erimesi, çalışma koşullarının giderek ağırlaşması büyük bir sorunken, mesleğe yeni başlayan ve kısa süre sonra telci ya da kalfa olan genç bir işçi, diğer işkollarına oranla hâlâ yüksek olan bir ücret alınca bunu bir ayrıcalık olarak görüyor ve kaybetmek istemiyor. Ayrıca genç işçiler, Ünaldı döneminin mücadele deneyiminden habersiz. 93’ü ve 95-96 mücadelelerini yaşamamış. O dönemde işçilerin nasıl örgütlendiğini, nasıl mücadele ettiğini, neler yaşadığını bilmiyorlar. Yani kendi tarihlerini bilmiyorlar.”

ÖNCEKİ HABER

PYD’den IŞİD’e Süryaniler için takas önerisi

SONRAKİ HABER

Gümüşhane'de kentin üst yamacına dökülen tonlarca hafriyat halkı korkutuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa