02 Mart 2015 16:30

Yaşar Kemal'e veda

Belki çocukluğumuzda kırlara çıkıp ağaçlara ve yapraklara şaşırmanın sözcüklerini öğrendik ondan. Dalların şarkısını dinledik, rüzgarı konuk ettik saçlarımıza. Belki sokakların rengini öğrendik, hayatı savunmanın ve güzelin yanında yer almanın tılsımını sundu bize.

Paylaş

C. Hakkı ZARİÇ

Belki çocukluğumuzda kırlara çıkıp ağaçlara ve yapraklara şaşırmanın sözcüklerini öğrendik ondan. Dalların şarkısını dinledik, rüzgarı konuk ettik saçlarımıza. Belki sokakların rengini öğrendik, hayatı savunmanın ve güzelin yanında yer almanın tılsımını sundu bize. Yaşar Kemal, Çukurova’nın dağlarından birine adını vermemiş olsak da içimizde hep bir dağ esenliği yaratmış yazarı Türkiye’nin. Onca uğraştan, onca zaman yoğun bakımda direndikten sonra veda etti hayata. Gökçedam köyünden çıkıp dünyanın ara sokaklarına, gecekondularına, işçi grevlerine konuk olmakla kalmadı, insanı ve doğayı kardeş kıldı orada.
Teşvikiye Camisinin avlusuna  onunla vedalaşmak için gelen yakınları, arkadaşları, okurları vardı. Karanlığa inat zamanlarda kurucuları ve başkanlarından olduğu Türkiye Yazarlar Sendikası üyeleri onu toprağa vermek üzere değil kalplerinde yer açmak için oradaydılar.
Buğdayın sesiyle gelip, dağların serinliğini alınlarında taşıyan insanlar Yaşar Kemal için bir avuç toprak getirmişti ülkenin dört bir yanından ve dört parçadan. Abdi Ağa ve mahdumları yoktu orada kuşkusuz. Hepsi başka başka yerlerde, hepsi baba evine gidip sığınmış olmaları gereken yerde doruğa doğru yükselen ateşin seyrinden kaçmıştı.
Orada dinleniyordu adaların ürkütücü boşluğu, boş kayıkların ahşabındaki sızı orada ses veriyordu insanlara. Yaşar Kemal talan edilmiş evlerin sahiplerine sesleniyordu avluda. Gidenlerden kalan neyse onunla konuşuyordu, tehcirden kalan neyse onunla itiraz ediyordu. Evet karıncalarla, atlarla, balıklarla, dağdaki karla, ovadaki pamukla, tütünle ve elbette olmazsa olmaz insanla. İçimizin bütün meydanlarında şaha kalkan bir acıyla bakıyorduk hepimiz ustanın boylu boyunca uzatılmış tabutuna. Orada kırgın halkların çocukluğu yatıyordu.

SOKAKLARA VE  AVLULARA ÇINAR’IN GÖLGESİ DÜŞTÜ

Çelenklerde mahcup çiçekler, boynu bükük insanların gözleri buğuyla bakıyordu göğe. Süryani Katolik Türkiye Patriği Genel Vekili Yusuf Sağ, “ötekilerin, mazlumların yazarı” diyordu, Yaşar Kemal’e. “Sosyal adaletten yana olduğunu, dil ve din farkı gözetmeden yazdığını”, dile getiriyordu gazetecilere. O sırada devletin adamları koruma ordusu lacivert takım elbiseleriyle endam ediyordu avluda. Gazetecilerden başka kimsenin ilgisini çekmemeleri ne kadar anlaşılır.
Alkışlar ve ağlayışlar içinde, karanfiller ve şarkılar içinde, omuzlar ve eller üstünde son yolculuğuna uğurlandığında sokaklarda onun fotoğrafları vardı, insanlar evinin pencerelerine, dükkanlarının camlarına onun fotoğraflarını asmıştı. Bir ülkenin kalbine doğmuştu, bir ülkenin kalbine doğru gidiyordu usta.  Binlerce insan ustaya son görevini yapıp onu sonsuzluğa uğurlamak için cami avlusundaydı. Tuz ve bal dinleniyordu musalla taşında. Üzüm ve incir. Tehcir ve gözyaşı. Baştan başa bir diyarda bitimsiz yoksulluğun dile geldiği gerçekler ve çınarın gölgesi.
Toprağın tarihine giderken çıkınında halkların yarını vardı. Arkadaşları bekliyordu orada Rıfat Ilgaz sarışın bir çınar gibi bakıyordu, Ruhi Su çağlayan bir ırmak gibi, Asım Bezirci karıncaların onuru. Orada halkların kalbinde, Zincirlikuyu Mezarlığında çayırlardan esen yelin sesine emanet ettik ustayı.  Uzun yola çıktı bir kez daha. Binlerce insan tek sesle ve dakikalarca aynı şeyi haykırdı hayatın yüzüne: Yaşar Kemal Onurumuzdur!
İnce Memed’in tetiğe davrandığı yerde doğrulup yanıt veriyor işte Yaşar Kemal.

ÖNCEKİ HABER

Yaşar Kemal heykeli moloz yığınları arasında

SONRAKİ HABER

Hakkari'de mayına basan asker yaşamını yitirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa