27 Temmuz 2011 09:36

Ahmet Ada’ya mektup

Sevgili Ahmet Ada,Yeni kitabının adı bir sitem sanki: Yoktur Belki Ahmet Ada Diye Birisi. Bu sözü Şair Ahmet Ada için düşünsek… Şiire kırk beş yıl emek vermiş bir şairi; yurttaş Ahmet Ada için yorumlasak, altmış yılı aşkın süredir yaşayan bir kişiyi yok saymanın sızısı duyulmalı.Coğrafyamızda her ikisi de geçe

Ahmet Ada’ya mektup

Paylaş
Sennur Sezer

Yeni kitabının adı bir sitem sanki: Yoktur Belki Ahmet Ada Diye Birisi. Bu sözü Şair Ahmet Ada için düşünsek… Şiire kırk beş yıl emek vermiş bir şairi; yurttaş Ahmet Ada için yorumlasak, altmış yılı aşkın süredir yaşayan bir kişiyi yok saymanın sızısı duyulmalı.
Coğrafyamızda her ikisi de geçerli. Ne edebiyat gibi metaya dönüşmesi neredeyse olanaksız denecek kadar zor bir işe emek verenleri, ne de yaşayanlarımızı var sayıyoruz.
Türküyü bilirsin “Şimdi rağbet güzel ile zengine”.
Sevgili Ahmet,
Yeni kitabının bir acılar kitabı oluşu çarptı beni. Yanıldığımı sanmam. “Denize fırlatılmış taşın hüznü” yaşanmadan söylenecek bir dize değil. Bir sonsuzluğa gömüldüğünü duyup,  “boşuna mı” sorusunu sormamanın yolu yok. Bir başka taşa çarpacak olmanın umudu tutuyor bizi ayakta. Yalnızca bize benzer bir canla birlikte olmak da değer bunca acıya. Gidip kapıyı bolluk denizine açıyorsa Kevser gibi hele… Şanslısın.
Kuşlar var bir de, doğanın benekleri değil kement tuzak işlemez yanı. Gagası hep yaşamayla dolu, serçe,  şahin, tavus, bülbül. Rengi akla gelmez, adı bilinmez kuşlar. İncecik bir kıza benzeyen sahil kentlerinin kuytularına sığınmış kuş öbekleri.
Ağzında şimşek rengi bir ot bir kuşu görmek bir ömrün acılarını çekmeye değmez mi? Kuşların uçuşuna karıştığını duymak. Bir an kanat çırpmak, çok kısa bir an, bir göz kırpımı. “Alıştığımız şey” olan yaşamayı aşmak değil mi?
Bir var ki, sen ayak attığın bahçenin seninle var olduğunu duyuyorsun. Seninle kokan vişne bahçesi, seninle son soluğunu vermemek için çırpınan balık… Sesini sesine katan yağmur.
Elbet hepsinde bir yorgunluk var. Bir kamaşma.Yaşamanın yorgunluğu.
Sevgili Ahmet Ada,
Bu kitabında bir acının izleri var. Kimi zaman bir sargı beziyle narkoza indirgenen, kimi zaman Torosların kayalarıyla kıpırdanan… Gövdenin acılarına alışılır zamanla, hele yoğun acılarda;  azalışının,  yokluğunun yadırgandığı günler gelir . Yaşamanın deneyidir, iyi  bilirim. Ama yazması kolay değildir. Üstelik doğayı kendi gövdesi gibi dinlerken dile getirmek, bir hastalık sonrasının dingin yenileşme sürecinde. Bir örümcek ağı gibi titreşerek, göğü dinlemek…
Ama Sevgili Ahmet Ada, sen “acıyla akran”sın. Senin için soluk almak kadar doğaldır bu. “Bir sevda çağrısı” olduğunu söylüyorsan, yokluğun hemen fark edilir. Bir incir ağacının kapladığından daha çok yer kaplamasan da. Yaşadığın şehirden çok uzaklarda yankılanır yokluğun.
Yazmanın çaresiz umududur bu. Yokluğunu duyurmak.
Kimi aradık ki yaşarken. Bir kaya parçası gibi duraduracaktı hep oldukları yerde sanki dost saydıklarımız, saygı duyduklarımız.
Ama sevdiklerimizi özlediğimizde doğanın bir parçasında aramak gelmez aklımıza. Bir kaya gölgesine, bir ağaç kokusuna dalıp gittiğini düşünmeyiz bile sevdiğimizin. Şehirlerin sonsuz betonundan olmalı. Bundan böyle otlara, çiçeklere, ağaçlara bakacağım ödenmez hasretlere düştüğümde. Anamın sokak kedilerini beslediğini, sardunyalar, damkorukları çoğalttığını, babamın gülleri aşıladığını aklımdan çıkarmayacağım. Çapalanan toprağın kokusu onları hatırlatacak bana. İncirin, cevizin kokusu çocukluğumun kapısı olacak.
Benim sevdiklerim de benim salkım söğütleri, kara söğütleri bir de karahindibaları sevdiğimi hatırlamalı. Serçelerle karatavukları da.
Sevgili Ahmet Ada, kitabın kimsenin varsayılmadığı edebiyat ortamının vefasızlığına atılmış bir taşsa da, dönüp benim bağrımı kanattı. Bir şairi yok saymanın kendini yok saymak olduğunun bilinciyle sızladı yüreğim.
Kitabını kutluyorum. Nice kitaplara.

ÖNCEKİ HABER

Enstrümanıma dokunma

SONRAKİ HABER

Ersur Tekstil işçileri işsiz kalma kaygısı yaşıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa