02 Mart 2015 04:57

Mısır-Türkiye yakınlaşması mı?

Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Sisi’nin peş peşe Suudi Arabistan’a gitmesi 'Türk- Mısır barışının gerçekleşmesi kaçınılmaz' yorumlarına neden oldu.

Paylaş

Ali KARATAŞ / Yusuf ERTAŞ

Libya’da IŞİD’in genişlemesi Kuzey Afrika ülkelerinde ve Avrupa’da endişeleri arttırırken Yemen’de Cumhurbaşkanı Hadi’nin Güney kenti Aden’e yerleşerek buradan ülkeyi yöneteceğini ilan etmesi Yemen’i bölünme noktasına getirdi. Bu arada, Mısır, Cezayir ve Tunus sadece Libya’daki kanlı kaosun kendi sınırlarının içine doğru genişlemesi korkusunu değil aynı zamanda bunların siyasi ve sosyal sonuçlarının onları bu aşırılık yanlısı örgütlerin kuluçka makinesine dönüştürmesi endişesini de yaşıyor.  

LİBYA; BATININ KURBANI

Annahar gazetesi yazarı Semir Saab Libya’da yaşanan olayların Batı’nın “diktatörleri zorla devirme” politikasının sonucu ortaya çıktığını belirtti. Libya’da iki hükümet ve iki parlamentonun yarıştığına dikkat çeken Saab, Batının Ortadoğu’nun rejimlerinden kurtulmak için izlediği yolun bölgede kanın, kaosun ve düşünülemeyecek derece vahşetin ortaya çıkmasına yol açtığını yazdı. Bu arada, uluslararası toplum tarafından tanınan Libya Başbakanı Abdullah Sini, Türkiye’nin Trablus’taki rakip gruba silah göndermesi sonucunda “Libya halkının birbirini öldürdüğünü“ bu nedenle Türkiye ile ilişkilerini durduracaklarını söyledi.

ELÇİLİKLER ADEN’E...

Libya’nın ardından Yemen’de de fiilen iki rakip yönetim oluştu. Cumhurbaşkanı Mansur Hadi, güney kenti Aden’den bölgesel ve uluslararası güçlerin desteği ile başkent Sana’da iktidarı ele geçiren Husileri geriletmeye çalışıyor.  Hadi, başkent Sana’daki diyalog konusundaki çekincelerini dile getirdi ve diyalog toplantılarının muhatapların anlaşacağı “güvenli bir yere” taşınmasını istedi.
Başta Suudi Arabistan olmak üzere Kuveyt, Birleşik Arap Emirlikleri ve Katar elçilik merkezlerini güneydeki Aden kentine taşıma kararı aldı. Buna paralel olarak BM Yemen Özel Temsilcisi Cafer bin Ömer’in de Cumhurbaşkanı Hadi ile görüşmek için Aden’e gitmesi Hadi’nin pozisyonunu güçlendiren bir adım olarak değerlendirildi. Husiler ise hükümetin Aden’e taşınmasını reddederek bu yönde atılan adımları “uluslararası bir komplo” olarak nitelendirdi. Eski Cumhurbaşkanı Ali Abdullah Salih liderliğindeki Halk Kongresi Partisi de diyalog toplantılarının Sana’nın dışına taşınmasını reddetti.

BÖLGESEL İTTİFAK ARAYIŞLARI

Tanınmış Filistinli Ortadoğu uzmanı yazar Abdulbari Atvan, Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Mısır Cumhurbaşkanı Abdulfettah Sisi’nin peş peşe Suudi Arabistan’ın başkenti Riyad’a yaptıkları ziyarete dikkat çekerek “Artık Türk- Mısır barışının gerçekleşmesi kaçınılmaz gözüküyor” yorumunu yaptı. Benzer şekilde Hüsnü Mahalli de Al Akhbar’da “Suriye ve İran karşıtı muhtemel yeni oluşumların konuşulduğu bir dönemde, Türkiye ve Mısır arasındaki uzlaşma her zamankinden daha çok yakın” diye yazdı. Riyad ziyareti bir yakınlaşmanın sinyallerini verse de Mısır ve Türkiye, Libya’da rakip hükümetler üzerinden karşı karşıya geliyor.


LİBYA; BATININ KURBANI

Semir SAAB
Annahar

Dört yıl önce Kuzey Atlantik Paktı (NATO) garip misyonunu tamamladı. Libya’yı tahrip etti, Muammer Kaddafi’nin iktidarını yıktı. Devletin ve kurumlarının binası için siyasi sürecin başlamasını engelleyen; ülkeyi kabilelere ve bölgelere dayalı rakip milis gruplarına terk etti. Güvenlik ve siyasi kaostan faydalanan İslami şiddet örgütleri nüfuzlarını arttırdı.
IŞİD Derne’de kendi varlığını ilan ettikten ve 21 Mısırlı Kıpti’yi katlettikten sonra Avrupa’da “Doğu Akdeniz’de neler yaşandığına” dair sesler yükselmeye başladı. Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi’nin tabiri ile Libya “Aşırı milislerin esiri”.  Libya’da iki hükümet ve iki parlamento yarışıyor. Milisler bu hükümetleri takip etmekte veya tam tersi. Petrol limanları ve havaalanları milislerin ve kişilerin çatışma konusu. Kaddafi’nin düşmesinden bu yana Birleşmiş Milletler, tarafları tek bir hükümetin kurulması ve yeni bir siyasi düzenin sağlanması için görüşmelere başlamaya ikna edemedi.
IŞİD’in 21 Kıpti’yi katledilmesi, Libya’ya kaosun hâkim olduğunu ve komşu ülkeler olan Mısır, Tunus ve Cezayir’i tehdit etmeye başladığını hatırlattı. Diğer taraftan İtalya; Belçika, Danimarka ve Fransa’da yaşananlarla ilgili olarak alarm çalmasına ve yaşanmasını önlemeye çalışmasına rağmen Libya çöllerinden gelen tehlikeye karşı bir şey yapmak artık çok geç. Yaşanan NATO’nun 2011 tecrübesinin yansımasıdır. Bu nedenle dış askeri müdahale, özellikle IŞİD ve diğer örgütleri takip etmek için kara kuvveti göndermek sadece kaosu arttırır. Bu gün Libya’da yaşananlar Batı’nın “diktatörlüklerin zorla devrilmesi” politikasının sonucudur. 2003’te ABD bu politikayı Irak’ta izledi, ülkenin istikrarını bozdu. Bu güne kadar devam eden mezhep savaşlarının fitilini ateşledi. 90’larda Afganistan’ın yetiştirdiği el Kaide’nin birinci neslinden sonra Irak el Kaide’nin ikinci neslini yetiştirdi. Dört yıldan beri Suriye’yle savaş el Nusra ve IŞİD gibi üçüncü nesli yetiştirdi.
Batının Ortadoğu’nun rejimlerinden kurtulmak için izlediği yol; bölgede kanın, kaosun ve düşünülemeyecek derecede vahşetin ortaya çıkmasına yol açtı. Libya’ya, Suriye’ye, Yemen’e ve Mısır’a bakın!


RİYAD’A HAC MEVSİMİ

Abdulbari ATVAN
Rai al youm

Erdoğan, bölgedeki siyasi yalnızlıktan kurtulmak ve dış siyasetinde tadilat yapmak konusunda hassas duygulara sahip. Abdülfettah Sisi, daha fazla mali ve siyasi destek istiyor.  Yeni Suudi Kralı ise, dış siyasetinin ana hatlarını belirlemeden önce nabız yoklama döneminde…
Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Suudi ziyaretinin ardından Mısır Cumhurbaşkanı aynı ülkeyi ziyaret edecek. Bu da iki duruma işaret ediyor. Suudi Arabistan ya Türk-Katar ittifakını tercih edecek ya da Mısır bloğunu destekleme yolunu seçecek. Burada üçüncü bir yol ise bulunmuyor.
Erdoğan şu an bölgesel bir yalnızlık içinde, müttefiklerinin çoğu yavaş yavaş siyaset sahnesinin dışında kaldı. Zira İhvan hem Mısır’da hem de Tunus’ta iktidarı kaybetti. Libya’da da kısmi olarak kaybetmiş bulunuyor. Yemen’de siyaset sahnesinin tamamen dışındalar. Suriye’de ise Beşar Esad’ı bir an önce yönetimden uzaklaştırma hayalleri suya düştü.  Aynı şekilde Arabistan da zor günlerden geçiyor. Bir yandan ülkenin güneyi Yemen’de Husi ilerleyişi var, diğer taraftan ise ABD İran’a çok yakın bir noktada duruyor ve nükleer konusunda anlaşmaya çok yaklaştılar.
Bu konuda Suudi Kralı’nın önünde bazı seçenekler mevcut. Bunlardan biri, İran önderliğindeki Şii bloğa karşı Türkiye ve Katar’ın bulunduğu Sünni bloğa geçecek. Dolayısıyla Sisi’yi de bu gruba dâhil etmek için lobicilik başlayacak. Burada da artık Türk- Mısır barışının gerçekleşmesi kaçınılmaz gözüküyor. Diğer bir seçenek ise, eski kral Abdullah’ın ‘’Sisi’ye sonsuz destek’’ odaklı siyasetini devam ettirecek. Erdoğan ve Sisi’nin Suudi ziyaretlerinde Erdoğan’ın çantasında ne olduğunu kestirmek güç ama Sisi’nin çantasında ne olduğunu çok iyi biliyoruz. Özellikle Mısır’da yapılması planlanan ekonomi konferansından önce Sisi, yeni kralın kendisini mali ve siyasi olarak desteklemeye devam etmesini isteyecek. Kral Selman’ın ise yeni dış siyasetinin ana hatlarını bir an önce belirlemesi gerekiyor.


ERDOĞAN VE SİSİ RİYAD’DA:YENİ BİR BÖLGESEL İTTİFAK

Hüsnü MAHALİ
Al Akhbar

Suriye ve İran karşıtı muhtemel yeni oluşumların konuşulduğu bir dönemde, Türkiye ve Mısır arasındaki uzlaşma her zamankinden daha çok yakın. Özellikle Erdoğan’dan hemen sonra Mısır Cumhurbaşkanı Abdülfettah el Sisi’nin Riyad’ı ziyaret edecek olması Suud’un İran ve Suriye karşıtı yeni oluşumda iki lider arasında kaldığına işaret ediyor. Ancak İran ve Suriye’ye karşı muhtemel bu oluşum Türkiye, Suud ve Mısır’ı içine alan Sünni kampı zaruri hale getiriyor. Burada da Türk-Mısır uzlaşısı kaçınılmaz hale geliyor. Her koşulda bu uzlaşı uzak bir ihtimal gibi görünmüyor.


DİPLOMASİYE KARŞILIK SAVUNMAYI GÜÇLENDİRME

El Arabi el Cedid

İran ile ABD arasında devam eden nükleer görüşmelerin sonuncusu biter bitmez,  İran Devrim Muhafızları Ordusu’nun Hürmüz Boğazı’ndaki geniş kapsamlı tatbikatı herkesi şaşırttı.
Bu tatbikatı diğerlerinden ayıran bazı önemli noktalar var. Bunlardan birisi, daha önce, bölgede bulunan ABD savaş gemilerine karşı tasarlandığı açıklanan savaş gemilerinin bu tatbikatta kullanılmış olması.  Tatbikatta ABD savaş gemisi maketinin vurulması da dikkat çekti.  Tatbikatın yapıldığı bölgede birçok İranlı askeri ve siyasi yöneticinin hazır bulunması, İran’ın önce ABD’ye daha sonra civar ülkelere vermek istediği mesajı daha da önemli hale getiriyor.  
İran’ın asıl sorunu, bölgedeki yabancı askeri varlığıdır. Bu durum, nükleer güç olan İran açısından büyük bir tehdit oluşturmaktadır. İran,  sorunlarını diplomatik yollardan çözmenin kendisi açısından önemini idrak etmiş olsa da, ABD ile aralarındaki sorunların sadece nükleerden ibaret olmadığını da bilmektedir. Dolayısıyla İran, dış siyasetinde ülkedeki siyasi ve askeri karar mekanizmaları arasında dengeyi kurmak durumundadır.  Çünkü bir yandan nükleer konusunda bir anlaşmanın imzalanacağına inanmıyor, diğer yandan kendisine yönelik tehditler artıyor. IŞİD’in bölgedeki ilerlemesi de bunun en açık kanıtıdır.
İran hem güneyde artan ABD askeri varlığı konusunda bir mesaj veriyor, hem de Körfez ülkelerini Körfez’i korumaya muktedir olduğuna inandırmaya çalışıyor. İran aynı zamanda Pakistan ile arasındaki kuzey sınırında da, oradan gelen silahlı saldırılar dolayısıyla teyakkuzda.  Bunun yanı sıra, Devrim Muhafızları, IŞİD tehlikesi yüzünden Irak ile olan Batı sınırına odaklanmış durumda. İran sonuçta bu sorunların hepsini sadece diplomatik yollardan çözemez. Dolayısıyla savunma konusuna önem vermesi gerekiyor. Uzmanlara göre İran, bölgesel konularda rol almaya çalışmaktan da vazgeçemez.


ANITMEZAR VE EGEMENLİK

Semir ATAALLAH
Şark Al Awsat

Süleyman Şah’ın mezarının taşınmasıyla kendimizi heyecan verici ve sürrealist bir hikaye ile karşı karşıya bulduk. Hem de neden heyecan verici olduğunu bilmeden.
Söz konusu anıtmezar 1921 tarihinde Fransa ve Türkiye arasındaki anlaşma kapsamında inşa edilir.  Anıtmezar’ın bulunduğu yerde Türk bayrağı dalgalanır ve mezarı Türk askeri korur. Ancak mezarın bütün çevresi Suriye egemenliğindedir.
Burada iki egemenlik hakkından bahsedebiliriz.  Birincisi, Fransa ile yapılan anlaşma uyarınca Türk egemenlik hakkı.  İkincisi ise toraklarına 39 tank, 57 zırhlı araç ve 672 askerin nehir kenarında bir pikniğe gidilir gibi girdiği Suriye. Ancak iki ayrı egemenlik olgusuna karşı tek bir anıtmezar var. Zaten asıl ihtilaf da egemenlik hakları üzerinde değil, mezarın kalıntıları üzerinde dönüyor. Türkiye’de dâhil olmak üzere bir yerden başka bir yere taşınan mezarın Süleyman Şah’a ait olduğundan kimse emin değildir. Tarihçiler de bu işin aslını veya aksini ispatlamanın mümkün olmadığı görüşünde.
Birçok kez yer değiştiren anıtmezar için bunun son olmayacağı açık. Çünkü Profesör Davutoğlu, ortalık durulunca mezarın Fırat nehri civarına geri taşınacağını söyledi. Artık bilemiyorum.  Ama bütün tarafların egemenliğe meraklı olduğundan şüphem yok…

ÖNCEKİ HABER

Çipras: Hükümeti yıkma planları yapıldı

SONRAKİ HABER

Pakdemirli'den, THK uçakları sorusuna bilindik yanıt: Hükümetimize saldırı var

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa