01 Mart 2015 05:00

Polis devletinde kadınların güvenliği ne olacak?

Hükümet sıklıkla fail olan erkeklere nasıl davranacaklarını söylemek yerine, zaten mağdur olan kadınlara nasıl davranacağını söylüyor. İç Güvenlik Yasası da benzer bir mantığa sahip.

Paylaş

Doç. Dr. Evren BALTA

İç Güvenlik Paketi ile polis herhangi bir gerekçe göstermeden ve hakim/savcı kararı almadan istediği kişiyi durdurup arayabilecek; arama yaptığı kişiyi hakim/savcı kararı olmadan gözaltına alabilecek; gösteri ve yürüyüş esnasında göstericilere doğrudan ateş edebilecek; savcıdan talimat almadan her türlü işlemi yapabilecek; izin alınmış gösterilere dahi katılanları keyfi olarak tutabilecek, karakola götürebilecek ve 48 saate kadar gözaltına alabilecek yetkilerle donatılıyor. Bunun yanı sıra vali ve kaymakamlar, suç faillerini bulmak ve suçu aydınlatmak konusunda her türlü tedbiri alma yetkisine sahip olacak.

Bu durum açıkça bir polis devleti uygulamasıdır. Hukuk devletlerinde polisin gücü ve yetkisi bu yasada olduğu gibi sınırsız değildir. Polisin yaptığı her eylem hukukun denetimine tabii olmalıdır. Basit bir nedenden: Polis sadece kamu düzeninin korumaz, aynı zamanda kamu düzeni ve temel hakları ihlal edebilir. Hatta polis bütün kamu personeli içerisinde takdir yetkisini en geniş anlamda uygulayan ve bu uygulama nedeniyle yasanın sınırlarından en fazla kaçabilen kamu grubunu oluşturur. Üstelik bu grubun elinde silahlar, emrinde karakollar, yani fiziki şiddet araçları vardır.

KANUN DA, SAVCI DA, YARGIÇ DA POLİS

Tam da bu yüzden hukuk devletlerinin temel mantığı, vatandaşları keyfi devlet müdahalesinden ve polis gücünden koruyacak bir haklar sistemi bina etmektir. Hukuk devletlerinde gözaltı, tutuklama yalnızca şüphelinin bir yargıcın önüne getirilmesine yarayan bir mekanizmadır. İç Güvenlik Tasarısı ise polisin yetkilerini genişleterek ve bu yetkilerin kullanılmasını hukuki denetimin dışına çıkararak tam anlamıyla bir “polis devleti” inşa etmektedir. Bu yasayla polisin takdir yetkisi kanun haline ve polisler de yargıç/savcı haline getirilmektedir.
Burada hemen eklemek gerekir ki; polis devleti kavramı sadece polisin kanuna uymadığı durumları anlatmaz. Polis devletlerinde siyasi iktidarlar, kanunu polisin yetkilerini genişletecek biçimde revize ederler. Böylelikle polisin “kanunsuz” eylemleri ve geniş hak ihlalleleri kanunlar çerçevesinde kalmaya devam edecektir. Bu yasa tam da bunu yapmaktadır. Hak ihlallerini kanunlaştırarak, ihlali hukuka uygun hale getirmektedir.

‘GERÇEK SUÇ’TAN ‘POTANSİYEL SUÇ’A

Bu yasanın bir diğer temel mantığı “önleyicilik” ilkesidir. Bir diğer deyişle suç işlenmeden suçun işlenmesini önlemek veya olmamış bir olayın gelecekte olabileceğini varsayarak daha olmadan müdahale etmektir. Bu nedenle bu paket hukuk devletinin, suç yoksa suçlu yoktur ilkesine de tezattır.
Ortada suç yoksa “suçluyu” nasıl bulursunuz? Potansiyel suçlu olarak görülen kişileri, kimlikleri, grupları ve/veya mahalleleri sürekli gözetim altında tutarak, sürekli baskı uygulayarak… Bu paketle siyasal iktidar, kamu düzeninin tesisini “gerçek suç” üzerine inşa etmekten “potansiyel suç” üzerine inşa etmeye geçmektedir. Peki kimdir potansiyel suçlular? Tahmin etmek zor değil. Muhalif olan herkes. Sadece muhalifler de değil, muhalif bile olmasa, polisin potansiyel “muhalif” kategorisinde göreceği Kürtler, Aleviler, yoksullar, kadınlar… Bir diğer deyişle siyasal iktidarın “makbul vatandaş” tanımının dışında kalan herkes.

VATANDAŞA KARŞI ADI KONMAMIŞ BİR SAVAŞ

Bu duruma bir de polisin elindeki teçhizatın giderek askeri niteliğe büründüğünü ve eylemlere müdahale tarzının yarı askeri operasyon haline geldiğini eklerseniz durum iyice vahimleşiyor. İç Güvenlik Tasarısı bizi, devletin vatandaşına karşı adı konulmamış bir savaş yürüteceği bir döneme götürüyor.
Nedir güvenlik dediğiniz? Herşeyden önce insanların yaşamda kalabilme, şiddete ve baskıya uğramadan ayakta kalabilme hakkıdır. Bu yasa bu temel hakkı, güvenliği sadece “devletin güvenliği” olarak anladığı için elimizden almaktadır. Güvenliği yaşamda kalabilme hakkı olarak algılayan ve gerçekten önemseyen bir siyasi iktidar, “İç Güvenlik Paketi” değil, bu memlekette halihazırda hayatta kalabilme hakkı en fazla tehdit edilen grup olan “kadınların güvenliğine” dair bir paket çıkarmalıydı. Oysa görüyoruz ki; güvenliğin, yaşam hakkı ve şiddete ve baskıya karşı ayakta kalabilme hakkı olarak görüldüğü bir durumdan hâlâ çok uzağız. O kadar uzağız ki polise insan öldürmekte serbestlik veren bir paketi tartışabiliyoruz.

MANTIK AYNI

Kadına yönelik şiddet Türkiye’nin halihazırdaki en yaygın insan hakları ihlali. 2014 yılında büyük çoğunluğu yakın tanıdıkları kişiler tarafından olmak üzere 294 kadın öldürüldü. Sadece 2015 yılının ocak ayında 20 kadın öldürüldü. Her 3 kadından 1’i evde kocasının ya da sevgilisinin fiziksel şiddetine maruz kalıyor. Bu rakamlara baktığınızda bile kadınlara yönelik neredeyse bir savaşın varlığından söz edebilirsiniz.
Şiddetin sadece fiziksel şiddetten ibaret olmadığını biliyoruz. Fiziksel şiddeti önceleyen, onun ortaya çıkmasını sağlayan yapısal şiddetten bahsetmek önemli. Yapısal şiddet belirli grupların toplumsal kaynaklara ve haklara eşitsiz bir biçimde ulaşması anlamına geliyor. Kadınların güvenliğini anlamaya ve artırmaya çalışan her yaklaşım, kadınların kültürel, ekonomik ve siyasi olarak maruz kaldıkları baskıyı da açığa çıkarmalı, onunla uğraşmalı. Oysa hükümet kadınların uğradığı yapısal şiddeti her gün kendi elleriyle artırıyor, sonra da bu yapısal şiddetin çoğu zaman doğrudan bir sonucu olan fiziksel şiddeti ortadan kaldırmaya yönelik “panik butonu, elektronik takip programı” gibi yapay çözümler üretiyor.
Üstelik bir de kadınların güvenliğini kadınlara havale ediyor. Kadınların güvenliğinin kadınlara havale edilmesi, kadınların kendi yaşam koşullarını kısıtlayarak, değiştirerek güvende olmaları anlamına gelir. Yani burada faili cezalandıracağınıza ya da kısıtlayacağınıza, mağduru cezalandırmış ya da kısıtlamış olursunuz. Hükümet sıklıkla fail olan erkeklere nasıl davranacaklarını söylemek yerine, zaten mağdur olan kadınlara nasıl davranacağını söylüyor.
İç Güvenlik Yasası da benzer bir mantığa sahip. Hükümet toplumsal olayların tırmanmasında polis şiddetinin ne kadar kurucu bir rol oynadığını sorgulamak ve bu şiddetin faili olan polislere nasıl davranması gerektiğini anlatmak yerine, polis şiddetini daha da artıracak bir düzenleme yapıyor.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Sadece özgürlüklerimiz değil varlığımız da tehdit altında

SONRAKİ HABER

ABD Senatosu Ermeni Soykırımı tasarısını kabul etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa