01 Mart 2015 05:00

Sadece özgürlüklerimiz değil varlığımız da tehdit altında

İç Güvenlik Paketi’nin devlet şiddetini sistemli hale getireceği uyarısında bulunan Avukat Gülseren Yoleri, iktidarın başta muhalif kesimler olmak üzere tüm toplumu baskı ve şiddet kıskacına almayı hedeflediğini söyledi.

Paylaş

Sevda KARACA

İç Güvenlik Paketi’nin devlet şiddetini sistemli hale getireceği uyarısında bulunan Avukat Gülseren Yoleri, iktidarın başta muhalif kesimler olmak üzere tüm toplumu baskı ve şiddet kıskacına almayı hedeflediğini söyledi. Polise çok geniş yetkilerin verildiği, valiler ve kaymakamların hakimleri, savcıları aşan yetkilerle donatıldığı bir ortamda, kadınların, güvenliklerini tamamen kaybedeceğine dikkat çeken Yoleri, “Sadece özgürlüklerimizi ve haklarımızı değil varlığımızı da tehdit eden bir yasa ile karşı karşıyayız ve bu yasayı durdurmak zorundayız” dedi.  

İç Güvenlik Paketi’nin arka planı hakkında ne düşünüyorsunuz? Genel olarak nasıl bir güvenlik anlayışına dayanıyor? İktidar ne yapmaya çalışıyor?
AKP iktidar olduğunda, toplumun kimi kesimlerinde yarattığı umudun aksine hem statükoyu reddetmedi, hem resmi devlet politikalarını kendi çıkarları doğrultusunda eğip bükmenin dışında bir icraatı olmadı. Yoksulluk, işsizlik, iş ve kadın cinayetlerindeki artışlar, baskı ve yasaklar giderek engellenemez bir hal aldı. Bu durum demokratikleşme, özgürlük, barış beklentisi ile hassaslaşmış olan toplum kesimlerinde ve AKP’nin güç yarışında hışmına uğrayan devlet ve iktidar güçleri arasında ciddi tepkilere yol açtı ve Gezi isyanında somutlaşan bu güç AKP’yi hem korkuttu, hem de sıkıştırdı. Bugüne kadar ortaya koyduğu pratiğin, güçler dengesi ile oynarken kendisine karşı gelişen düşmanlıkların ve halka verdiği zararın, iktidardan düşmesi ile başına iş açacağını bildiğinden, tek kurtuluşunun güçlenerek yoluna devam etmek olduğunu düşünüyor bugün. Başkanlık sistemine geçiş ısrarı da, 400 milletvekili hesapları da bunu izah ediyor. Bu amacı gerçekleştirmesinin tek yolu olarak da, muhalif kesimler başta olmak üzere toplumu bir bütün halinde baskı ve şiddet kıskacına alarak itiraz etmesinin, hak aramasının önüne geçmeyi görüyor. Yani AKP bu yasayı kendi iktidarının ve sürekliliğini sağladığı devlet ideolojisinin güvenliği ve devamı için istiyor. Yani devletin bekası, artı AKP’nin bekası bahis konusu.

Kadınların ‘güvenlik’ sorunlarının Özgecan cinayeti ile birlikte yeniden tartışmaya açıldığı bu günlerde bizatihi devletin -kadınların güvenliğini sağlamakla yükümlü kolluk güçlerinin- güvenlik tehdidi haline gelmesini nasıl değerlendirmek lazım?
Erkek kültür, zaman zaman kadın yararına çıkarılmış yasaların dahi gereğince uygulanmasını bu güne kadar her kademede engellemişken, kadınla erkeği eşit görmeyen, aşağılayan, erkeğin malı olarak kabul eden, dekoltesini, mini eteğini, kahkahasını tecavüz için gerekçe kabul eden ve en masum hali ile erkeğe emanet edilmiş biçareler olarak ilan eden bir siyasi zihniyetin tamamen denetimi altına aldığı herkesten ve elbette polislerinden, kadını koruma adına performans beklemek hayalciliğin ötesinde imkansız. Ama tersini düşünmek için yani kadınların güvenliklerinin polis eliyle ve artık daha çok tehdit edileceğini düşünmek için çok sebebimiz var.
Hele de bu yasa ile herhangi bir suça karışmamış hatta tanık ya da mağdur olsak bile; polisin elini kolunu sallaya sallaya evimize, iş yerimize, iletişim kayıtlarımıza, istediği her an ve gerekçe göstermeksizin, girecek olması, eşyalarımıza el koyabilecek olması, bizi keyfi gerekçelerle bulunduğumuz yerden alıp başka bir yerde yahut polis aracı içinde saatlerce tutabilecek olması, gözaltına alıp iki gün boyunca da kimseye haber vermeksizin bizi orada tutabilmesi, üstelik de bunları yasalardan aldığı güçle yapacak olması durumunda, tüm kadınlar güvenliklerini tamamen kaybetmiş olacak.
Toplumun tüm kadınlarını tehdit eden bu durum, muhalif kadınlar için çifte baskı anlamına da geliyor. Muhalifleri sindirmek için bu güne kadar sıkça karşımıza çıkan devlet şiddetinin ve işkencenin de bir şekli olan gözaltında taciz ve tecavüz olaylarının, bu yasa ile artacağını düşünmek için çok sebebimiz var.
Netice olarak; yapılmak istenen, birkaç yasada değişiklik değil, bir olağanüstü hal, hatta savaş hali yasası çıkarmak. Yargısız infazlara, işkenceli sorgulara, gözaltında kayıplara da kapı açacak, ama en çok kadınlar zarar görecek bu yasadan. Sadece özgürlüklerimizi ve haklarımızı değil varlığımızı da tehdit eden bir yasa ile karşı karşıyayız ve bu yasayı durdurmak zorundayız. 


SÜPER VALİLERİN YETKİSİ YARGIÇLARI AŞIYOR

Meclisten geçirilen ve çok tartışılan maddeler bağlamında somut olarak nasıl uygulamalara maruz kalacağız?
Bilindiği üzere bu paket yasa ile, pek çok yasada değişiklik öngörülüyor. Bu yasaların da değişiklik istenen maddelerin de tesadüfi bir buluşmasından söz edilemez. Aksine devlet şiddetine, keyfi uygulamalara yasal kılıflar yaratan ve bunu sistemli hale getirecek bir yasa bu. Bu güne kadar hukuka yasalara aykırı sayılan pek çok idare ve polis uygulaması bu yasa ile birlikte yasallık kazanmış olacak.
Örneğin PVSK’de yapılan değişikliklerle; polis herkesi herhangi bir yerde ve özel bir neden olmaksızın durdurabilecek; üstünü, evini, aracını, işyerini ince aramadan geçirebilecek; eşyalarına el koyabilecek ve bunu sadece kolluk amirinin yani polisin sözlü emri ile yapabilecek. Yani artık, kapımıza gelen polislere “Önce mahkemeden alınmış arama kararını göster” diyemeyeceğiz.
Polisin yakalama yetkisini düzenleyen maddeye eklenen “Eylemin veya durumun niteliğine göre; koruma altına alır, uzaklaştırır ya da yakalar ve gerekli kanuni işlemleri yapar” cümlesi doğrultusunda artık polisin kaçırma, araç içinde saatlerce bekleterek şiddet, işkence, taciz, tecavüz, iş birliğine zorlama, gayriresmi gözaltı olarak bilinen uygulamaları yasal hale getiriliyor.
PVSK’nin 15. maddesine eklenen bir fıkra ile polis, ister müşteki, ister sanık, ister tanık olun aniden kapınıza dayanıp, evinize, işyerinize girip “Senin ifadeni burada alacağım” diyebilecek. Avukatın hazır değilmiş, polisi evine sokmak istemezmişsin, polis orada sana nasıl bir muamele yapar endişen de olsa itiraz edemeyeceksin.  
Yine PVSK’nin polisin silah kullanmasını düzenleyen 16. maddesinde yapılan değişiklik polis cinayetlerini yaygınlaştıracak. Daha önce ağır cezalık suçlarla sınırlandırılan silah kullanma hali tüm suçlara ve teşebbüs halinde dahi mümkün hale getiriliyor. Polis birini vurup sonra da “Ortada suç yoktu ama ben suça teşebbüs ettiğini düşündüm” diyebilecek.
Örneğin 2911 sayılı Toplantı Ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda yapılan değişikliklerle; kullanmasanız bile havai fişek, demir bilye, sapan bulundurmak ve yüzü her ne sebeple olursa olsun kısmen kapatmak, üniforma benzeri giysiler (Ne demekse? Mesela yöresel giysiler ya da kızıl yıldız da suç mu sayılacak?) bile suç. Üstelik cezalar katlanıyor. Demir bilye ve sapan taşımak 6 aydan 3 yıla hapis cezası demek. Üstüne bir de, bir gösteriye katılmak başlı başına tutuklama nedeni olarak sayılıyor.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nda yapılan değişiklikle; toplantı ve gösterilerde patlayıcı madde bulundurulması, kullanılmasa bile suç sayılıyor ve yüzün kısmen kapatılması durumunda verilecek ceza ağırlaştırılıyor. Mevcut yasada 1 yıl ile 5 yıl hapis olarak tanımlanan cezanın alt sınırı, birinci durumda 4 yıl, ikinci durumda 3 yıla yükseltiliyor.
5237 sayılı Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunu’nda yapılan değişiklikle hukuka aykırı gözaltı ve işkenceli sorguların önü açılıyor. Gözaltı kararını polis verebilecek, toplumsal olaylarda ve toplu suçlarda bu süre 48 saat olabilecek. Savcıya ancak bu sürelerin sonunda bilgi verilecek. Tekli suçlarda gözaltı süresi 48 saate uzuyor, toplu suçlarda 4 gün.
Tasarı ile “Tutuklama” başlıklı CMK 100/3 maddesine iki yeni fıkra ekleniyor. Bu eklemelerle, kanunda sayılan genel tutuklama nedenleri olmasa bile, ifade özgürlüğümüzü kullandığımız gösteri ve yürüyüşlere katılmak ve bir düşünceyi her ne şekilde olursa olsun savunmak başlı başına tutuklama nedeni oluyor.
5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’nda öngörülen değişiklikler tasarının en önemli maddeleri arasında yer alıyor. Esas olarak iktidarın tavrıyla hareket eden süper valiler yaratılıyor ve “Kamu düzenini sağlama” maskesi altında her türlü hak ve özgürlüğü yasaklama yetkisi veriliyor. Vali adli meselelerde savcının yerine geçiriliyor bir anlamda ve sadece kolluk değil, tüm kamu idareleri ve belediyelerin olanakları da valinin ermine amade kılınıyor.
Tasarı mülki amirleri, vali ve kaymakamı savcının, hakimin yetkilerini aşan yetkilerle donatıyor. Emirlerine itaat etmeyenleri hapisle tehdit ediyor.
Yine Jandarma yeniden konumlandırılıyor ve polis gibi valinin emri altına alınıyor. Artık kent merkezlerinde yeşil silahlı insanlar devri başlamış oluyor.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Başımıza gelecekleri tahmin edebiliyoruz

SONRAKİ HABER

Irkçı saldırıya uğrayan Kürt öğrenciler okulu bıraktı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa