Bin operasyondan birisi ağabeyimdi

Bin operasyondan birisi ağabeyimdi
Bin operasyondan  birisi ağabeyimdi

Mehmet Ağar 'ben bin tane gizli operasyon yaptım' demişti, o bin tane operasyondan bir tanesi de benim abime yapılan operasyondu. Aslında hepsinin faili belli, işte bunlar devletin içindeki derin güçlerdi ya da ayan beyan açık güçlerdi. Çiller’di, Mehmet Ağar’dı, Doğan Güreş’ti...

DOSYA: KAPANMAYAN DEFTER: CUMARTESİ ANNELERİ

Hazırlayan: Meltem AKYOL

Rıdvan Karakoç… 15 Şubat 1995’te konuştu son kez ailesi ile… Gözaltına alınırsa katledileceğini biliyordu, hazırlık yapmıştı bunun için. Avukat Eren Keskin’e vekâlet vermiş ve onu düzenli olarak aramaya başlamıştı. “Eğer” demişti “bir gün aramazsam bilin ki beni aldılar, o zaman siz beni aramaya başlayın.” Öyle de oldu. Rıdvan 15 Şubat’tan sonra aramadı, bir daha da hiç arayamayacaktı... 
Ailesi morglara, polis merkezlerine, hastanelere kısacası akıllarına gelebilecek her yere baktı. Bir umut “yurtdışına kaçmış olabilir” diyorlardı. O sırada Hasan Ocak’ın ailesi de onu arıyordu. Adli Tıp’taki fotoğraflardan birini Kenan Bilgin’e benzetti, ailesine haber verdi. Yapılan incelemede o cesedin Kenan Bilgin değil ama Rıdvan Karakoç olduğu anlaşıldı. Ailesine haber yaklaşık 3 ay sonra gitti. Onlar İstanbul’daydı ama haber Ağrı’ya gitmişti. Rıdvan katledilmiş, cesedi Beykoz’da ormana atılmıştı. Sonra da kimsesizler mezarlığına defnedilmişti. Kardeşi Hasan Karakoç “Eğer bu tesadüf olmasaydı biz de Rıdvan’ı hiç bulamayabilirdik, bir mezarımız bile olmayabilirdi, diğer binlercesi gibi” diyor. Şimdi Hasan Karakoç’tan yaşananları dinlemek zamanı…

20 yıllık mücadele, yazışmalarla dolu bir dosya ve şimdi zaman aşımı... Bununla başlayalım…
20 yıldır biz bu katillerin açığa çıkartılması için mücadele ediyoruz, 20 yıldır haykırdık... O zaman eli telsizli, silahlı sivil ve resmi polisler tarafından bir gece evimize baskın yapıldı. Rıdvan’ı almak istediler, o yoktu evde, onun yerine beni aldılar. Evde yaptıkları aramada 12 tane avcı yeleği vardı, onları bahane ederek beni gözaltına aldılar. 14 gün işkencede kaldım. Ve bu davada ben de yargılandım. Rıdvan hakkında gıyabi tutuklama kararı çıkarıldı. Eve geldiklerinde tehdit ettiler bizi; “Onu bize getirin, onu bize getirmezseniz bulduğumuz yerde öldürürüz, onu bize getirmezseniz evinizin altına bomba koyarız hepinizi öldürürüz, hiçbir şekilde bizim yaptığımızı ispat edemezsiniz” diye. Daha sonraki zamanlarda gözaltına alınmalar, baskılar tehditler bitmedi. Yani diyeceğim şu ki; Rıdvan’ı çok iyi biliyorlardı, kendilerinde Rıdvan’ın parmak izi de vardı, zaten daha önce iki kez gözaltına alınmıştı. 

Gözaltı gerekçesi neydi?
Aslında hiçbir şey yoktu, sadece bir kişinin sözü üzerine evimize baskın yapıldı. O kişi PKK’ye çalıştığını söylemiş ya da onlar öyle iddia ediyordu. Bu kişi Rıdvan’la da irtibatta olduğunu söylemişti o dönemde, tespit edilmiş bir suç yoktu aslında, yani hiçbir şey yok. İşte onun söyledikleri üzerine Rıdvan’ı almaya geldiler. Mesela ben 14 gün kaldım ama sonra beraat ettim, hiçbir suçum yoktu çünkü. Yargısız sorgusuz bir şekilde dünyanın en aşağılık işkence yöntemlerini uygulayarak Rıdvan’ı katlettiler, Beykoz Bozane Köyü Dedeler mevki içerisine attılar ve sahipsiz diye de defnettiler. En çok ağırımıza giden de buydu, oysa onlar da çok iyi biliyorlardı biz sahibiyiz. Onlar da çok iyi tanıyorlardı ama Rıdvan’ın cesedini de yok etmek istediler.

HASAN’I ARARKEN RIDVAN’A RASTLAMIŞLAR
Cenazesi nasıl bulundu?

O dönemde Ocak ailesi, Hasan Ocak’ı arıyorlar, çok da gündemde, kamuoyu çok da takip ediyor. Hasan Ocak da aynı şekilde öldürülmüş ve aynı yere atılmıştı. Ailesi Hasan Ocak’ı ararken birilerinin yardımıyla Adli Tıp kayıtlarında cesetlerin resimlerine bakıyorlar; onların içinde Rıdvan’ın resmini görüyorlar ve Rıdvan’ı Kenan Bilgin’e benzetiyorlar. Şimdi gazeteciler, insan hakları savunucuları, avukatlar o zaman o resmi gördükten sonra bir kamuoyu oluşmuş ve savcılık yeni parmak izi almış. Üç aydan fazla bir zaman sonra yani 2 Mart’ta cesedi bulunmuş, 26 Mayıs’ta savcılık yine bize haber vermiyor, köyümüze yani kütüğümüzün bulunduğu Ağrı’nın Tutuk ilçesi İkigözüm köyü muhtarlığına haber veriyor. Yani işte Rıdvan Karakoç diye birisi bulunmuş, öldürülmüş, falanca yere defnedilmiş diye. 

Yani Rıdvan da hiç bulunmamış olabilirdi.
Ocak ailesinin ısrarlı aramaları sonucu tesadüfen o resim ortaya çıkarılmasa Rıdvan’ı bulmamız mümkün olmayacak… Binlerce kayıp gibi… Örneğin Fehmi Tosun gibi... Kapısının önünden alıyorlar, hatta çocuğu bacağına sarılıyor götürmesinler diye, o şekilde alıp götürüyorlar, götüren aracın plakası da belli ama bulunamadı. Büyük ihtimalle o da Rıdvan gibi bir şekilde infaz edildi, belki de yanında, üstünde, altında, sağında, solunda bir yere defnedildi ve hâlâ ailesi arıyor.

Zaman aşımı süresi dolacak, itirazlarınız var sizin de. Peki, Rıdvan’ın dosyasında neler var, davaya dönüştü mü örneğin?
Davaya dönüşmedi, soruşturma aşamasında, pek çok gözaltında kayıp gibi. Aslında Rıdvan’ı arayanlar sivil polisler, Terörle Mücadele Şubesi polisleri. Bunlar bir şekilde Rıdvan’ı bir yerde yakalamışlar ve öldürüp atmışlar. Yani o dönemde bizi tehdit edenler, evimize, işyerimize baskın yapanlar, evimin içinde ailemin gözü önünde beni dövenler, tabancanın kabzasıyla ağzıma vuranlar ve bir sürü ağza alınmayacak küfürlerle beni gözaltına alanlar... İşte Rıdvan’ı da öldürenler bunlar.
 
Bunlarla ilgili herhangi bir işlem yapıldı mı, ne oldu yani? Sizi tehdit edenler, ev basanlar…
Biz bunlara ilişkin avukatımıza bildirimde bulunduk, avukatımız da başvuruda bulundu ancak somut delil olmadığı gerekçesiyle kaale bile almadılar. Rıdvan’ın dosyasında hiçbir şey yok. Ne var; sadece savcılık terörle mücadeleye “katil ya da katillere ilişkin bilgi verilmesi, tespit edilmesi için çalışma yapılması, bize teslim edilmesi” diye başlayan bir yazı yazıyor. Polis de aynı şekilde matbu bir yazıyla yanıt veriyor: “Hiçbir bilgiye ulaşılamadı.” Her üç ayda bir savcılık rutin olarak bu yazıyı yazıyor, emniyet de aynı şekilde yanıt veriyor. Aynı matbu yazılar, sadece görev değişiklikleri varsa isimler değişiyor, başka hiçbir değişiklik yok ve 20 yıldır bu şekilde devam ediyor. 20 yıldır mesela o dönemde terörle mücadele şubesinde görevli polislere sorulabilirdi, mesela Mehmet Ağar “ben bin tane gizli operasyon yaptım” demişti, o bin tane operasyondan bir tanesi de benim abime yapılan operasyondu. Ama sorulmadı bile. Aslında hepsinin faili belli, işte bunlar devletin içindeki derin güçlerdi ya da ayan beyan açık güçlerdi. Çiller’di, Mehmet Ağır’dı, Doğan Güreş’ti, Hayri Kozakçıoğlu’ydu… 

O MEYDANDA 20 YILIMIZ GEÇTİ, ÇOCUKLAR O MEYDANDA BÜYÜDÜ...
Peki meydanın tanıklığı.. Ondan neler var hafızada kalan?

“O dönem arkadaşlarımızı yarım otobüse doldurmuşlardı, otobüsün içine de gaz bombası atmışlardı. Mesela Hanım Tosun’un ve birçok ailenin kafasını camdan dışarı çıkarıp nefes alma sahnesi var, hiç unutmam o görüntüyü. Mehmet Ağar o dönemde ‘Cumartesi Annelerine bir sürprizim var’ demişti, sonra biz beklerken polislerini kadınlı erkekli manken gibi giydirip, Galatasaray Lisesi önüne getirmişlerdi, ellerinde çikolata ve meyve sularıyla… İkramda bulundular, bir de anons yaptılar, ‘kayıplar hepimizin kaybı, bizim kanayan yaramızdır, gelin bize müracaat edin, kayıplarınız için mücadele edelim’ diye. Oysaki zaten hepimizin başvuruları, dilekçeleri vardı onların ellerinde. Daha da ötesi kaybeden de kendileri zaten. O dönem Galatasaray’da 2 kişi bir araya gelsek hemen gözaltına alınıyorduk. O meydanda 20 yılımız geçti. O kadar çok şey oldu ki. Çocuklar o meydanda büyüdü... Bizimle birlikte oturan anneleri babaları kaybettik. Benim annem de ağır hasta artık konuşamıyor, yaşlı bedeni artık o acılara dayanamadı. Sadece Rıdvan diye sayıklıyor.” 

HDP, CHP VE AKP İLE GÖRÜŞTÜK
Peki, zaman aşımına ilişkin bir başvurunuz oldu mu? Ne olacak yani?
Biz zaman aşımı ile ilgili HDP’nin grup başkanı ve milletvekilleriyle görüştük, hepsi bize destek verdi. CHP’den Rıza Türmen ile görüştük, onlar da yanımızda olduklarını söylediler, kanun teklifleri verildi ama biz biliyoruz ki CHP ve HDP’li milletvekillerinin hepsi bize destek verseler de eğer AKP buna evet demezse bir değişiklik olmayacak. Bunu AKP’lilere de söyledik, onlarla görüştüğümüzde. Dedik ki: “Bu insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur, bireysel değildir, bunda zaman aşımı olmaz, bir kanun maddesi teklifi hazırlayın diğerleri de size destek versin, bizi bu ayıptan kurtarın.”

Yanıtı ne oldu AKP’nin?
“Bir bakalım, değerlendireceğiz” dediler. Bunu dünyaya, insanlığa duyurmak istedik, yani bu insanlık suçudur. Benim artık Rıdvan için yapacağım bir şey yok, Ocak ailesinin Hasan Ocak için yapacağı bir şey yok, bu bir insanlık sorunu. Rıdvan öldü gitti, biz defnettik, fakat binlerce kaybedilen insan var. Bunlar hukuksuz haksız bir şekilde öldürüldü, biz bu kaybedilen insanların da akıbetini soruyoruz. Bunları kaybedenlerin de ortaya çıkarılması gerekiyor. Eğer burası bir hukuk devletiyse hukuk devletinde hukuk işletilir, hukuksuzluk işletilmez. Bizim insanlarımız suçlu da olsalar ki tespit ettikleri bir suç yok, siz alırsınız yargılarsınız, 3 yıl, 5 yıl, 10 yıl, bin yıl ceza verirsiniz, bir hukuka uydurursunuz, o insanlar da cezalarını çeker.

‘GÖZALTINA ALINIRSAM İNFAZ EDERLER’ DİYORDU
Rıdvan öldürüleceğini biliyormuş adeta, saklanıyor, düzenli olarak arıyor ama…  Sonra bir gün aramayı bırakıyor. Biraz anlatır mısınız?
Rıdvan siyasetle ilgiliydi, Kürt halkının sorunlarına duyarlı, aydın bir insandı. Çok araştırırdı, HEP ve DEP çalışmalarını içinde yer alıyordu. O dönemde Kürt siyasi faaliyeti yürüten ne kadar insan varsa ya öldürülüyordu ya gözaltına alınıyordu ya da yurt dışına kaçmak zorunda kalıyordu. Rıdvan da sürekli bize “polis beni bu sefer gözaltına alırsa infaz eder” diyordu. Hatta bundan endişe duymuş olacak ki Avukat Eren Keskin’in yanına gidiyor ve diyor ki “ben kendi hayatımdan endişe duyuyorum, polisler beni sürekli takip ediyor, size vekalet de göndereceğim ve her gün sizi arayacağım, eğer bir gün aramazsam bilin ki beni aldılar ve o zaman siz beni arayın” demiş. Ve Bursa’da bir akrabamızın yanına gitmiş. Vekaleti de postayla Eren Keskin’e gönderiyor ve onu sürekli arıyor. 15 Şubat’tan sonra bir daha aramadı. O gün abimden para istedi “falanca yere para bırakın” dedi. Abim parayı götürdü fakat o gelip almadı. Ondan sonra kayboldu ve biz aramaya başladık.

Siz de öldürülmüş olabileceğini düşünüyor muydunuz?    
Yani biraz uzak bir ihtimal gibi geliyor, ama yine de insan düşünüyor. O dönemde yurt dışına gitme ihtimali vardı, onu da düşünüyorduk. Mehmet abim ve annem Gayrettepe’deki siyasi şubeye gidiyorlar, abim ağır bir şekilde tehdit ediliyor orada, “yok burada” diyorlar ve annemi de onu da tartaklayarak dışarıya atıyorlar. Biz aslında ellerinde olduğuna da ihtimal vermiyorduk, olabilir ama yurt dışına da gitmiş olabilir. Arıyorduk ama çok emin değildik, biz bilsek TEM’dedir, onların elindedir her türlü mücadeleyi yapardık. Ama Rıdvan o zaman onların elindeymiş, işkence edip katletmişler sonra da yolun kenarına atmışlar. 

BİRÇOK İNSAN CANINI CUMARTESİ EYLEMLERİNE BORÇLU 
20 yıl geçti. Rıdvan’ın katledildiği yıllar Türkiye açısından çok zor yıllardı. Siz de bu yıllarda Cumartesi eylemlerine başladınız. Nasıl gelişti bu süreç?
Rıdvan’ın cenazesinin ortaya çıktığı zaman artık bizim için zamanın durduğu dönemdi. İçimizde biriken bir öfke de vardı. Gözümüz bir şey görmüyordu, ortaya çıkmak feryat etmek, onun hesabını sormak istiyorduk. Aslında hesap sormak, bir anlamda onun akıbetine sizin de uğrayabilmeniz demekti. Ama ben artık abimi kaybetmişim daha neyi kaybedeceğim ki, o yüzden gözaltını da göze almışım, ölümü de. Ve o duygularla biz mücadeleyi sahiplendik. O zaman her gün üçer beşer insanların öldürüldüğünü duyuyorduk ve bunlar basına yansıyanlardı sadece. İHD’de bir toplantı oldu; Ocak ailesi, biz, aydınlar, sanatçılar vardı ve bir karar alındı: Cumartesi günü eylem yapacaktık. Artık buna bir dur demek istedik. O dönemde Galatasaray’la birlikte Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda ve Kadıköy Altıyol’da da aynı şekilde eylem yapıyorduk, gazetelerin önüne gidip eylem yapıyorduk. Çok güçlü bir ses çıkardık.
Bu bir insanlık sorunu, biz Rıdvan’ı, Hasan’ı mezardan kaldıracak değiliz. İçlerinde belki de en şanslı aileyiz. Bakın çocuklarımızı öldürdüler ama biz şans diyoruz, çünkü bizim çiçek koyacak bir mezarımız var. Ziyaret edebileceğimiz, ağlayacağımız bir mezarımız var. Binlerce insan bundan mahrum... Kayıplar sürecinde Hanım Tosun’un çocukları Savaş Buldan’ın mezarını ziyaret ediyorlar ve “Babamızın mezarı yok onun yerine buraya geldik” diyorlar. Biz kayıplar mücadelesine başladığımızda kayıplar grafiği hızla yükseliyordu, sonra hızlı bir düşüş oldu, birçok insan Cumartesi eylemlerine canını borçlu…

YARIN: Hasan Ocak’ın Ailesi

İLGİLİ HABERLER

DİĞER HABERLER