23 Şubat 2015 04:39

Yedi kat yerin altı*

Soğuk bir İstanbul gecesi… Kar aniden bastırıyor. Sokak lambalarından, sahillerden kartpostallık görüntüler çıkıyor ortaya.İşlerinden gelenlerin, işlerine gidenlerin adımları her yere vurduğunda ‘Yedi Kat yerin altı’ndan duyuluyor.

Paylaş

Erdi TÜTMEZ

Soğuk bir İstanbul gecesi… Kar aniden bastırıyor. Sokak lambalarından, sahillerden kartpostallık görüntüler çıkıyor ortaya.
İşlerinden gelenlerin, işlerine gidenlerin adımları her yere vurduğunda ‘Yedi Kat yerin altı’ndan duyuluyor.
Sokaklara çıkamayanlar pencerelerinden izliyor, hayaller kuruyor.
Kiminin aklında ‘Yarın işe nasıl gideceğim?’ kaygısı varken kiminin de aklında ‘Sevdiği ile sokaklarda koşturmak’ yer alıyor.
Adımlar çoğalıyor…
Ve o ses kulakları okşamaya devam ederken;  Hayaller, gerçekler ve yaşanılan ‘o an’ öylece yan yana, öylece  sıkı sıkıya nefes alıyor.
Her dönemin olduğu gibi, anların da klişeleri var…
Kış, kar haberlerinin klişesidir: ‘Karın keyfini doyasıya çıkardılar’
17 Şubat akşamı da karın keyfini çıkaranlar vardı, doğru…
Kadıköy Boğa’da halay çekiyorlardı…
Sonra kartopu oynamaya başladılar.
Koştular, duraksadılar, tekrar koştular…
Nefesleri mutluluktan kesiliyordu…
Bir o yana, bir bu yana deliler gibi koşuyorlardı.
Kadıköy sokakları onlar için o an; geçmişti, çocukluklarıydı…
Her koştuklarında, her nefes alıp verdiklerinde bir çocuk gibi seviniyorlardı…
Sonra….
Sonra, bembeyaz kar bir anda nasıl olduysa kıpkırmızı oldu…
Gülüşmeler, o heyecanlı nefes alıp vermelerin yerini artık korku almıştı…
Kadıköy sokakları sessizleşti; Kimse olanlara anlam veremiyordu…
‘Kartopu oynadılar’ diye kimsenin başına bir şey gelmezdi herhalde?
Öldürülebilir miydi?
Yok canım daha neler!
Bu kadar da olamazdı!
Eee öyleyse bu kan kimin kanıydı?
Bembeyaz karı, kıpkırmızı yapan kan kimindi?
Nuh’undu….
Gazeteci Nuh’u bir esnaf öldürdü…
Dükkanının camına kar topunun gelmesini istemeyen biriydi ve bıçağını çıkarıp Nuh’a saplamıştı.
O, soğuktan kıpkırmızı olan yanakları, az önce adımladığı, koşturduğu yere düşmüştü.
O koştuğunda onunla birlikte sağa sola yalpalanan saçları da yere düşmüştü.
Yok artık bu kadar da olamazdı…
Oldu….
Az önce; daha biraz önce, adımları ‘Yedi kat yerin altı’ndan duyuluyordu…
Adımları, adımlarımız daha biraz önce, eşsiz bir senkronla yeryüzünün en güzel tınısını çıkarıyordu…
Bu tını mutluluktu, bu tını cesaretti; bu güzel günlere özlemdi, bu hayattan zevk almaydı…
Ama Nuh’u ‘Kartopu oynayamazsın, hele dükkanımın camına kartopu gelemez’ diyen bir zalim aramızdan alıyordu.
Nedeni sadece kartopu muydu ?
Hayır…
Nuh, bizzat Devlet eliyle meşrulaştırılmış şiddetin artık çığa dönüşmesi sonucu öldürülüyordu…
Yeryüzünün mutluluk tınıları, öfkeye dönüşürken artık adımlarımızın da ortak olması gerekiyordu ve bize de görevler düşüyordu…
Nuh’un davasının peşine düşmek, katillerin gerçekten yargılanmasını sağlamak…
Bu nefret çığının altında kalmamak, ölmemek için….
‘Sokaklar bizim’ diyerek koşturmak için….

*Yedi kat yerin altından uğultular geliyor.
Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır.
Haram sevaboldu, sevap haramdır.
Ak kurt, kara tahtayı daha bir yol kemirir,
çekin ki körükleri
                               ateşe girdi demir.
Çok alâmetler belirdi, vakit tamamdır.
Duyuldu kim ölüm satılıp kâr edile,
kendi kendilerin reddü inkâr edile
ve duyuldu kabuğuna tık ettiği civcivin.
Duyuldu uykusundan uyandığı
zincirinden başka kaybedecek şeyi olmayan devin.
Nazım Hikmet

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Paris metrosundaki trajedi ve futbolun gerçekleri

SONRAKİ HABER

Eskişehir'de kadınlar, kadın cinayetlerine karşı yaşam zinciri oluşturdu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa