20 Şubat 2015 04:52

Mısır devrimi ve taraftar grupları

8 Şubat 2015 Pazar günü Mısır’ın başkenti Kahire’deki Hava Savunma Stadı’nda oynanan Zamalek - ENPPI derbisi öncesinde, maça biletsiz girmek isteyen Zamalek taraftarlarıyla polis arasında çıkan çatışmada hayatını kaybeden “Ultras Beyaz Şövalyeler” üyelerinin ailelerine böyle seslendi Zamalek Spor Kulübü Başkanı Murtada Mansur. Kulüp başkanının sözleri, akla şu soruyu getiriyor: Peki ama millet nedir?

Paylaş

Mark LEVINE*

“Oğlunuz hapse girdi, yaralandı diye ağlayacağınıza, ona millet ne demek, onu öğretin.”

8 Şubat 2015 Pazar günü Mısır’ın başkenti Kahire’deki Hava Savunma Stadı’nda oynanan Zamalek - ENPPI derbisi öncesinde, maça biletsiz girmek isteyen Zamalek taraftarlarıyla polis arasında çıkan çatışmada hayatını kaybeden “Ultras Beyaz Şövalyeler” üyelerinin ailelerine böyle seslendi Zamalek Spor Kulübü Başkanı Murtada Mansur. Kulüp başkanının sözleri, akla şu soruyu getiriyor: Peki ama millet nedir? 

Mısır’da 3 Temmuz 2013’teki darbeden bu yana yaşanmış, ölü sayısının en yüksek olduğu olayın kurbanlarının ultras taraftar grubu üyeleri olması trajik olduğu kadar tahmin edilebilir de bir şey. Zira Ultras, 25 Ocak 2011 ayaklanmasının ilk günlerinde Tahrir Meydanı’nın ele geçirilmesi ve direnmesinde olduğu kadar, farklı bir sokak protestosu biçiminin ortaya koyulmasında da etkili olmuş; takip eden 2 yılı aşkın süreçte göreve gelen hükümetler, çok istikrarlı bir şekilde olmasa bile, devrimin taleplerini hayata geçirme doğrultusunda adımlar atmak zorunda kalmıştı. 

ULTRAS YİNE HEDEFTE

Kahire’deki olay, devrim sonrasında ultras üyelerinin grup halinde hedef alındığı ikinci vaka. İlk olay, 1 Şubat 2012’de Port Said’de yaşanmış; Ultras el Ehli taraftar grubunun 74 üyesi, iddiaya göre, Port Said el Mesri taraftarları tarafından katledilmişti. Her iki olayın da ardında yatan sebebin, yıllardır statlarda ve en nihayetinde Tahrir Meydanı’nda Hüsnü Mübarek’in polis devletine karşı süregelen başkaldırının intikamını almak olduğuna inanılıyor.

Ultras grubunun gerçekten de 2011 devriminin yıllar öncesinden bu yana polise karşı koyma becerilerini ince ince geliştirdiği yer olan stadyumları yeniden fethetmeye çalıştığını varsayarsak, bu, rejime karşı yeni bir protesto dalgasının habercisi olabilir. Bu örnekte mekanın bir futbol stadı, hem de ordu denetiminde bir stat olması manidar.

Tahrir işgali sırasında Ultras’ın etrafında bolca vakit geçirenlere göre, grubun oradaki eylemleri üç yönüyle öne çıkıyordu.

Bunların ilki; grubun korkusuzluğu, hızı ve disipliniydi. Meydana yönelik bir saldırı olduğuna dair en ufak bir işarette nereden çıktığı belli olmayan onlarca grup üyesi saniyeler içinde Tahrir’in ilgili bölgesinde toplanıyordu. Ultras’ın o zamanlar “Tahrir Cumhuriyeti”nin koruyucu melekleri olduklarını söylersek abartmış olmayız. 

ULTRAS FARKI

Ultras meydanda bulunduğu müddetçe, Tahrir, devrime aitti. Nisan 2012’de Tahrir büyük ölçüde selefilerin denetimine geçtiğinde bile, dilediği zaman kitleler halinde meydana girip selefileri yoldan çeken tek grup (Devrimci Şarkıcı Rami Essam önderliğindeki) Ultras olmuştu.

Grubun dikkat çeken ikinci özelliği; ilgisiz gibi durmalarına karşın siyaseti çok iyi kavramış olmalarıydı. Tahrir’deki Ultras üyeleri ile siyaset konuşmaya çalıştığınızda, muhtemelen size kötü kötü bakarlar; eğer konuyu uzatırsanız o bakış daha da sertleşirdi. Çünkü Ultras’ın çoğu üyesi, net biçimde şuna inanıyordu: Onların işi siyasi bir harekete öncülük etmek değildi, çünkü siyaset, ortamı ele geçirmeye başlarsa birlik de kaybolurdu. Tahrir’de birçok Ultras üyesinin ifade ettiği az sayıda görüşten biri buydu.

Onlarınki, Tahrir ve diğer stratejik bölgelerde işgali sürdürerek devrimci birliği korumak yönünde neredeyse umutsuz -ve geriye dönüp bakıldığında, öyle olmakta da haklı- bir arzuydu.

Tahrir’den uzaklaşan birçok devrimci gruba kıyasla, Ultras, elinizde toprak olmadıkça baskıcı bir devlet sistemine karşı hiçbir hamlenin uzun vadeli bir başarı elde etme umudunun olamayacağını sezgisel olarak çok daha iyi anlıyordu. Elbette bu son derece siyasi bir ifade şekliydi.

SOKAK ÇOCUKLARA GÖSTERİLEN ÖZEN

Grubun en önemli üçüncü özelliği ise çocuklara gösterdikleri özendi. Ultras grubu, genel anlamda devrim “gençliğini” temsil eden kesim olarak görülüyor. Fakat Tahrir’deki kalabalığın içinde onlardan genç olanları da vardı. Bölgedeki sayısız sokak çocuğundan bahsediyorum. Ultras üyeleri, çoğunun ayağında ayakkabısı dahi olmayan bu çocukların karnını doyurdu, onlara protestocuların çadırlarında barınma imkanı sağladı, onları korudu ve kolladı. Ultras’ın devrimci protestocular arasındaki bu en genç ve savunmasız kesime yönelik ilgi ve alakası gerçekten dokunaklıydı. Hatta grubun çabaları somut neticeler de verdi. Hükümet, protestocularla yapılan anlaşma kapsamında sokak çocuklarının tedavi ve takibi için sağlık klinikleri kurmayı kabul etti. 

HER DÖNEM HEDEF
 

Ultras, ülkede 8 Şubat’taki gibi kayıpları sindirip hükümetin adaletsizliğiyle savaşmaya devam edebilecek tarih ve güce sahip az sayıdaki gruptan biri.

Sisi, emrindeki generalleri ve Zamalek Kulübü Başkanı Mansur gibi yakın müttefiklerinin Ultras’a, “millet olgusunun anlamını” kendi bildikleri şekilde öğretmek istediklerine şüphe yok. Fakat rejim şiddetine verilen her yeni kurbanla birlikte, devrimin bu en tecrübeli kesimlerinde tam tersi bir düşünce yerleşiyor. 
Yaşanan son şiddetin ardından ultras üyeleri eğer sokaklara çok daha düzenli dönerlerse, protestocuların devrimci ayaklanmaların üzerinden 4 yıl geçtiği halde hâlâ yerli yerinde duran “sisteme” karşı eylemleri yeniden canlandırmak için aradıkları kıvılcım bu olabilir. 


*Mark LeVine, UC Irvine 
(Kaliforniya Irvine Ünivesitesi) 
Tarih Bölümünde Öğretim Üyesi. 
*Yazı Al Jazeera tarafından çevrilmiştir

ÖNCEKİ HABER

Karda yürüyebilmek için 7 ipucu

SONRAKİ HABER

YTÜ öğrencileri: Okulumuzdaki millet bahçesi projesi iptal edilsin

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa