18 Şubat 2015 09:58

Sedir direnişi

Antalya; kıyılarıyla, falezleriyle, dağlarıyla, börtüsüyle, böceğiyle kısacası habitatıyla sermayenin istilasından korunması gereken bir coğrafyaya sahip. Sınırları içerisinde; Olimpos, Beydağları Sahil Milli Parkı, Köprülü Kanyon Milli Parkı, Termessos (Güllükdağı) Milli Parkı, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parklarını barındırmakta.

Paylaş

Doç. Dr. Faik ARDAHAN Akdeniz Üniversitesi
[email protected]

Antalya; kıyılarıyla, falezleriyle, dağlarıyla, börtüsüyle, böceğiyle kısacası habitatıyla sermayenin istilasından korunması gereken bir coğrafyaya sahip. Sınırları içerisinde; Olimpos, Beydağları Sahil Milli Parkı, Köprülü Kanyon Milli Parkı, Termessos (Güllükdağı) Milli Parkı, Altınbeşik Mağarası Milli Parkı, Kurşunlu Şelalesi Tabiat Parklarını barındırmakta. 

Son zamanlarda ya HES projeleriyle, mermer ocaklarıyla ya da sermayeye peşkeş çekilmiş koyları, kıyılarıyla çevrecilerin direnişine şahitlik etmekte. Alakır Vadisi’nden sonra Ekizce Yaylası’ndaki mermer ocağı için doğanın katledilmesi bizi ve yüreklerimizi burkan bir acının içinde bıraktı. Sayıları küçümsenmeyecek kadar çok çevreci Ekizce Yaylası’ndaki sedirlere sahip çıkmak için eylemler yapmakta ve yüreği yaralanmış tabiatı kapitalizmin tecavüzünden korumaya çalışmakta. 

Onları yürekten kutluyorum. Bu direniş elbette ki önemliydi ve gerekliydi ama korkarım yeterli olmayacak. Bu direnişi yapmanın yanında başka alanlara da doğru çevreci bilincin taşınmasını sağlamak gerekli. Bunlardan ilki siyasete baskı yapacak lobiler kurarak, karar mekanizmalarına sivil toplum kuruluşlarını da dahil ederek baskı gruplarını oluşturmak.

İkincisi, doğaya sadece madenler, HES’ler, mermer ocakları zarar vermiyor. Evet bunlar en çarpıcı ve geri dönüşü olmayan zararı verenler. Bugün yaylalardaki yerleşim maden ocaklarından daha fazla kalıcı zarar vermekte. Neredeyse Türkiye’nin her yerinde çok ciddi bir yanlış yapılarak yaylalar yerleşime açıldılar. Yollar yapıldı. Bugün Ayder Yaylası artık yayla değil bir yerleşim yerine dönüştü. Aynı şekilde, Feslikan Yaylası artık yayla değil yerleşim yerine dönüştü, ha keza Ekizce Yaylası da aynı şekilde. 

Kalıcı yerleşimin doğaya verdiği en büyük zarar çevresindeki sincap, tilki, kurt, tavşan, ayı, sansar, kartal, domuz gibi yabanıl hayatı oradan uzaklaştırmaktır. Hatta onların içecekleri suyu pınarlardan itibaren evlere taşımakta ve yabanıl hayata su içecek alan bırakılmamaktadır. Bugün Tahtalı dağı, Bereket Dağı, Eren Dağı üçgeninde Koyun Çukuru ve Beldibi Kanyonu gibi birkaç yer dışında insanın işgaline uğramamış alan kalmadı. Buralara yapılan evlerin ulaşımı, evler için yapılan aydınlatma ve evlerin foseptikleri içme suyu dahil her şeyi kirletmektedir. Buna da karşı çıkılmalı. Yaylaların taşıma kapasitesi belirlenmeli ve yaylalarda yeni yerleşim alanları açılmamalıdır. Hatta bana göre inanılmaz yüksek vergileri olmalı yayla yaşamının. 

Buna ilaveten dağ ve orman köylüsü için yaşama ve tarım alanı açma mantığıyla onlara tahsis edilen 2B araziler, bugün ciddi anlamda bir doğa tahribi nedeni. Hatta birçok yer artık köylülerin elinde de değil. Çevrecilik bilinci 2B’yi fırsat bilip oraları yerleşime açan sistemin, sistemle iş birliği yapanların, bunu fırsata dönüştüren fırsatçıların da karşısında olmalıdır. Bedeli ne olursa olsun köylü kendisine tahsis edilen yeri başkasına satamasın. Ben biliyorum ki, Duacı, Nebiler, Aşağı Karaman, Doyran, Geyik Bayırı, Hacısekiler, Hisar Çandır, Yarbaş Çandır, Ekizce, Söğütcuması,  Çit Dibi gibi yerleşim yerlerinde yaşamayıp da, düzmece tecavüzün azı çoğu olmaz. İşgalin azı çoğu olmaz. Bir sedirin gökyüzüne yürüyerek büyüdüğü gibi dimdik durarak, direnerek büyümek ve yaşamak dileğiyle.

ÖNCEKİ HABER

Şampiyonlar Ligi'nde 2. tur heyecanı başladı

SONRAKİ HABER

Kadınlar "Dünya Otomobilsiz Kentler Günü”nde pedal çevirdi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa