16 Şubat 2015 19:28

Evde çalışma yasasına dair 8 soru

Meclis'te tartışılan 'Uzaktan Çalışma' yasasına dair, çevrenizde yaşayan komşu, patron, arkadaş, akrabalarınıza bakarak cevaplamaya çalışılabilecek birkaç soru...

Paylaş

Uzm. Dr. Gökmen ÖZCEYLAN*

Yeni bir yasa çalışması Meclis’te tartışılıyor. Çok ciddi tartışmalara sebep oluyor ancak birçok konuda olduğu gibi bu konuda kamuoyu için sessiz sedasız ilerliyor. Yasanın risklerini bilen Meclis’teki bazı sendika kökenli milletvekillerinin itirazı olsa da genel olarak ciddi bir sessizlik var. Bekleyelim görelim sessizliği. Yasa hele bir çıksın da gerekirse o zaman itiraz noktalarımızı güçlendirir ve ederiz diyor birçok kesim. 
Ama ben beklemeye tahammülü olmayan, hele işin içine çocukların da sağlığını ilgilendiren riskler ekleniyorsa daha başından sesimi duyurmaya çalışanlardanım. Yeni yasa tasarısında; evde çalışma koşulları düzenleniyor. 4857 Sayılı İş Kanununun 14.maddesine ‘Uzaktan Çalışma’ fıkrası ekleniyor. Buna göre; “Uzaktan çalışma: İşverenin belirlediği mal ve hizmeti üretmek amacıyla, işçinin iş yeri dışında, iş edimini yerine getirdiği yazılı sözleşmeye dayalı iş ilişkisidir” şeklinde tanımlanıyor. Uzaktan çalışmada işçilerin, emsal işçilere göre farklı işleme tabi tutulamayacakları hükme bağlanırken; haftalık izin, yıllık ücretli izin, kıdem tazminatı gibi konuların düzenlemesi yönetmeliğe bırakılıyor. İlginç durum şu ki düzenleme diyerek başlayan her çalışmanın altında işçi sağlığı ve güvenliğini riske atacak ayrıntılar gizleniyor. 
Benim yazılarımı takip eden arkadaşlarım çok iyi bilirler ki ben burada devamlı iş sağlığı ve güvenliği konusunda olaylar ve rakamlar arasında bağlantılar kurup işçi arkadaşlarımla, ki bunların hepsi İsmail bende, sohbetler ederek onların fikirlerini aktarmaya çalışırım. Bu yüzden ülkemizin bu alandaki bozuk siciline biraz da onların gözüyle bakmaya çalışırım. Yeni yasa çalışmasının doğurabileceği sonuçları ise onlara hiç sormadan yorumlamalıyım. Öncelikle evde çalışmanın ve evde işçi çalıştırmanın arasında ciddi farklar mevcuttur. Her ev kadını evinde dikiş, nakış veya yemek yaparak aile ekonomisine ve kendi ekonomik özgürlüğüne dair ciddi çalışmalar yaptığını biliyoruz. Bazı evlerde özellikle tekstilin yan koluna bağlı çorap sökme işi, ileriye de giderek örgü işi, bazı evlerde ise ayakkabı parçası birleştirme gibi işlerin yapıldığını ve buradan bir kayıt dışılık oluştuğunu biliyoruz. İşverenlerin evde uzaktan çalışma terimiyle çalıştırılmaları arasında ciddi bir fark vardır. Öncelikle bu yasa tasarısına ihtiyaç duyulmasının sebebi evde çalışan bu yukarda bahsettiğim ev kadınlarına sigorta ve özlük koşulları belirleme ve kayıt altına alma çalışması olsa eyvallah. Buna itirazımız olmaz. Hatta geliştirilmesine katkı sağlamayı gerektirir. Ancak uzaktan çalıştırma denilen kavramın daha farklı bir anlamı var. Özellikle tekstil alanında veya bazı mekanik işkollarında makinelerin evde temin edilmesi. İşveren tarafından üretilen malın da sahibi olunması ne sonuçlar doğurabilir bir bakalım;
Evler bir nevi atölyeye dönüşebilir ki bu durumda muhteşem olan iş güvenliği karnemize yeni sayfalar açılabilir. Örneğin iş kazasında kaybettiğimiz çocuklar. Meslek hastalığı tanısı koyamadığımız çocuklar. Toplu apartman yangınları. Okula gidemeyen kız çocuklarının okula gidememe sebeplerine bir de ev atölye çalışmaları. Erkek çocukları için de başlatılacak, haydi erkek çocukları okula kampanyaları. Kimyasal patlama sonucu kalıcı hasarlı aile bireyleri, kapı komşu yaralanmaları, brbirleriyle davalık olan yeni komşuluk ilişkileri. Ki bunlar mahkemelerden önce kendi aralarında sonuç arama şekilleri. Ben daha karamsar tablo çizmeyeyim isterseniz. Bunlar çok uzak olasılıklar mı sizce? Hiç de değil. Bunların olabilme ihtimali için, halkımızı tanımak yeterli. Alın size çevrenizde yaşayan komşu, patron, arkadaş, akrabalarınıza bakarak cevaplamaya çalışılabilecek birkaç soru;
Sizce; 
- Türkiye de evde ayda üç dört milyar lira kazanmak için, daha hızlı ve çok üretim için çocuklarının okulundan vazgeçebilecek kaç baba vardır?
- Çocuklarının uykusundan bir iki saat çalarak ailesini geçindirmek isteyecek anne baba sayısı kaçtır?
- Anne baba evde makine başında çalışırken çocuk sokakta arkadaşlarıyla top oynamak istediğinde, günün yorgunluğunu çocuğunun yanaklarından çıkarabilme potansiyeline sahip kaç baba vardır?
- Normal sağlıklı saatlerde yemek yerine işin akışına göre evde beslenme alışkanlığını önemsemeyecek kaç anne vardır?
- Komşusunu akşamın on birinde makine gürültüsü nedeniyle evdeki beylik tabancasıyla vurabilecek kaç kişi vardır?
- Evde çalışırken yaşanacak bir iş kazasında ilk yardımı bilip doğru müdahale yapıp en kısa zamanda hastaneye gidebilecek bir mekanizmaya sahip kaç aile vardır?
- Evde uzun süreli çalıştıktan sonra mesleki bir kansere yakalanıp sonra da hukuki haklarını takip edebilecek kaç kişi vardır ve bu hakları takip edebilecek hukuk sistemi nasıl olacaktır, ki fabrikalarda çalışırken bu durumla karşılaşan bir kişinin meslek hastalığı tanısı alması ve hukuki haklarını alması istatistiksel olarak sıfıra yakınken.
- Farz edin bu sistem oturdu. Türkiye de işveren için çok daha kârlı görünen bu sistemde sizce kaç işveren daha fazla maliyetle fabrikasını sürdürmeyi tercih eder?  İşyerini kapatıp fasonu tercih edip işçilerini de sokağa atacak sizce kaç işveren vardır?
Bütün bu soruları çoğaltabilirim. Ama şunu dersiniz bu soruların cevabı olan sayıları bilemeyiz. Yani toplumumuzdaki vicdansız, kötü niyetli insanların sayısını bilemeyiz. Doğru dersiniz. Ama size bende o zaman son bir soru sorarım:
Dürüst ol ve kendine sende sor, sen hiç çevrende bu sorduğum soruları yapabilecek birisini tanıdın mı?
Bir tane bile tanıdıysan, çocuklarının geleceği için, tek bir çocuğun sağlığı için hiç beklemeden bu yasaya karşı çık. Çünkü bu yasa çıktıktan sonra karşı çıkmak çok geç olabilir. 

* İşyeri hekimi

ÖNCEKİ HABER

Mersinli minibüsçüler: Katil odamıza kayıtlı değildi

SONRAKİ HABER

Fransa’da grev 3. gününde: Ulaşım hatları durdu

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa