16 Şubat 2015 04:50

Çalıklar’ı en iyi biz işçiler biliriz

Çalıklar'a ait Anateks'te çalışan bir işçi, köşe yazarımız Yusuf Karataş'ın 9 Şubat tarihli köşesinde başlığına taşıdığı 'Çalıklar'ı nasıl bilirsiniz' sorusuna mektupla yanıt verdi.

Paylaş

Anateks 3 işçisi*

Ben Çalıklar’a ait olan ANATEKS 3’te çalışan bir işçiyim.Tam 3 yıl boyunca gördüklerimi dile getirmek istiyorum.
Biz maaşlarımızı dul maaşı gibi 3 ayda bir alırken, usta kadrosunda çalışanlar, memurlar gibi her ayın 1 ile 5’inde maaşlarını net şekilde alıyorlar ve hatta onlar üretim fazlası alıyorlar. Bizi bilmediğimiz, istemediğimiz yerlerde de çalıştırıyorlardı. Biz hakkımız olan şeyleri bilmediğimizden dolayı her defasında bizleri tehdit ediyorlardı. Bir defasında sendika olayını birinin yanında söyledim. Kesin üye olacam demedim. Yalakası, yağcıları çoktu. Sendikaya gidecek diye beni çağırdılar. Dediler “Senin çıkışını veririz bir daha sendika lafını edersen bu çıkışta tazminatsız olacak” diye o kadarki baskı yapıyorlardı. Normal şartlarda tarak bakımcıları 2 yada 3 olması gerekirken bunlar tek bir kişiye yüklenmişlerdi. Ahmet arkadaşımız elini makineye kaptırmıştı o kadar yorgunlukla makinenin durduğunu anlamamıştı ve elini makineye kaptırdı bütün parmakları koptu. Arkadaşımız nişanlıydı bu yüzden nişanlısından ayrılmak zorunda kaldı. Psikolojisi bozuldu diye işyeri kendisine destek olmak yerine dedi bizi mahkemeye verme sana ustalık vereceğiz.

SANKİ YEMEĞİN İÇİNDE TRAŞ OLUYORLAR

Bir gün işyerine gittik kıyafetimi değiştim merdivenler ıslaktı terliğim kaydı takla attım belimi merdivenlere vurdum nefesim kesildi. Bir kargaşa çıktı yetkili personel yanıma geldi beni hastaneye götürmek için. Yolda bana dedikleri tek şey bu olayın işyerinde olduğunu söylememem. Mahkemeyle uğraşmasınlar diye. Bize dinlenme yeri diye tahsis ettikleri alan tuvalet, yani ihtiyacımızı karşıladığımız yerde oturun diyorlar ve hâlâ kimse bunu halletmedi. Pislik içinde, temizleyeni yok leş gibi kokuyordu. Bir hayvan kadar değerimiz yoktu orda.
Konu yemeklerine gelince tamam yemekte kıl çıkabilir oda 1 tanedir sanki bunlar içinde tıraş olmuşlardı. Biz bunların resimlerini çekip ustalarımıza bildiriyorduk bizi umursamıyorlardı. Kertenkele, sümüklü böcek aç kalmayalım diye mecburiyetten yiyorduk. Hani eve gelince ikinci defa yemek yememek için zaten maaş alamıyoruz diye. İşyerimizde sakat özürlü raporlu olan arkadaşlarımız var. Bunlara yaptırdıkları işi görseniz akıllara zarar. Örnek veriyorum bizim presçi tek bacakta yüzde 40 rapor ve ayrıca bir böbreği yok. Ona taşıttıkları balyanın her bir 200 kilo. Orada pamuğun pisliği çıktığı için hep toz, göz gözü görmüyor maske vermeden bu arkadaşımız orda 8 saat çalıştırılıyordu ve yetmiyormuş gibi gelen vardiyada eksik olunca zorla bu arkadaşımızı fazla mesaiye bıraktırıyorlardı.

BANKA PROMOSYONU

Bazı arkadaşlarımızın çocukları doğuyordu onlara normal şartlarda babalık izni 3 gün vermeleri gerekiyordu bunların ise dedikleri şey “doğumu karınız yapacak siz değil izni ne yapacaksınız.” Oradaki 3 günümüzü de kendileri yiyorlardı. Maaş bordrosunda oynama yapılıyordu almadığımız parayı almış gösteriyorlardı ve hatta bir arkadaşımız bu konu üzerinde durdu diye kendisine 300 TL’ye yakın bir meblağ verildi. Peki soruyorum geriye kalan 1999 kişinin maaş bordrosu ne oldu? Banka normalde bizim maaşlar oraya yatıyor diye bize promosyon vermesi gerekiyor. Bir gün bankadan bizim oraya bir grup geldi ve bize zorla dediler ki ya 3 faturanızı bize ödetirsiniz elektrik, su, telefon ya da maaş kartınıza 100 TL’lik nakit avans. Onu da yapmazsanız her ay 8 TL kesilecek sizden. Ben kendilerine açıklama yaptım dedim benim suyum kontörlü yükleme yapılıyor benim elektriğim 3 ayda bir geliyor ve ev telefonum da yok. O zaman dediler başkasının faturasını sen yatır, bu şekilde yapalım. Zor durumda bıraktılar ve hatta işyerinin büyük başları da yanlarındaydı. Neden işyeri bizim promosyonları alırken bizi bu kadar ezdirdi.
Servis turizmin araçları defalarca yolda kalıyordu ya yakıt bitiyordu ya da arıza veriyordu. Araçların tamamı ya koltukları yok ya da kapıları kapanmıyor ya da camları yok. Otobüslerin hepsi muayenesiz oldukları için arabanın içinde olduğun halde yere baktığımızda asfalt gözüküyordu. Defalarca şikayet edelim dedik bunları, şoförler yalvardı dedi “Arabaya, firmaya kesmiyorlar bizim ehliyetlere yazıyorlar cezayı.” Bunu işyerine bildirdik, Mahmut Çalık’ın kesin talimatı var ne olursa olsun servis turizmden vazgeçilmeyecek yani anlayacağınız bizim canımızın hiç bir önemi yoktur. Hatta bir arabaları kaza yaptı kamyona vurdu arkadan frenleri tutmuyordu. İşte bizi o şekilde götürüp getiriyorlardı.

İŞÇİYİ AKP MİTİNGLERİNE GÖTÜRÜYORLAR

Çocuk esirgeme kurumuna yemek veriyorlar diye vergiden muaf oluyorlar anlam veremedim neden? Malatya’ya AKP’den mitinge geldiklerinde bize takım elbise giyindirip üniversite konferans salonuna götürdüler ya da yol kenarına çıkartıp da miting yaptırttılar. Onca fabrika çıkartmazken neden özellikle burası çıkartıyordu? Bu Çalıklar 2000 kişiyi mağdur ettiğinden devletin haberi varken, devlet neden sahip çıkmıyor işçiye? Hiç kimse düşünmüyor bu kışın ortasında işçiler evine yakacak aldı mı, ya da bunların ocağında bir tas çorba kaynıyor mu, neden denetleme ekibini göndermiyorlar? Gelse de önceden haberdar oluyorlar “Bize misafir gelecek” diyorlar.
Buradan yetkililere sesleniyorum seçim zamanı halkın yanındasın seçimden sonra kayboluyorsunuz. Birinin artık bu patronlara dur demesi lazım. Daima işverenin yanında değil biraz da işçinin yanında olun. Denetleme ekibinizi gönderin, işverenle değil işçi kesimiyle muhatap olun. Bütün sıkıntıları her şeyi size karşı dile getirsin illa Soma maden ocağı gibi insanların ölmesi mi lazım? Huzur kalmamış hırsızlık mı yapalım, adam mı öldürelim, banka mı soyalım, organlarımızı mı satalım? Şimdiden telefonlarımızı satmaya başladık sendika başkanımız bile Mahmut Çalık’ın yalakası, sesimizi duyurtamadık. O bile “işçi yalan söylüyor” dedi. 9 Şubat Pazartesi günü Evrensel Gazetesi köşe yazarı Yusuf Karataş’ın sorduğu soru aslında bizim halimizin bir cevabıdır. Ve ne yapmamız gerektiğinin de cevabıdır aslında. Tekrar yazalım istedim bu mektupta köşe yazısının son kısmını ve kendimize de soralım.
“Çalık’ı nasıl bilirsiniz?” sorusuna hükümetin sözcülerinin cevabı belli. Aynı fotoğraf karesinde bir araya gelen patronlar, hükümet ve sınıf ihanetçisi sendikacılara karşı şimdi bu sorunun yanıtı verme sırası, işsiz-ekmeksiz bırakılan işçilerde!

*Malatya

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

İşçinin işçiden başka dostu var mıymış!

SONRAKİ HABER

Uganda'daki sel ve heyelanlarda ölü sayısı 36'ya yükseldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa