12 Şubat 2015 04:52

Bir şairden ilk polisiye: Bir ceset bir söz

Gülce Başer iki şiir kitabının ardından bir polisiye ile karşımızda. Başer, “Bir Ceset Bir Söz” adlı ilk polisiye denemesinde başarılı. Olaylar soluk soluğa bir kovalamaca biçiminde sürüp gidiyor.

Paylaş

Sennur SEZER 

Şair kadınlarımız şiirlerindeki imgeler kadar alaysılıklı tavırlarıyla dikkati çekiyor. Gülce Başer, ilk şiir kitabı Bir Delinin Gülcesi  yayımlandığında kendini şöyle tanımlamıştı : “Delinin Gülcesi olan Gülce, beyaz yakalı ve kentli biridir. Modern yaşamın getirdiği sistemin kendi araçlarıyla bireye benimsettiği yaşam biçimlerini, sistemin kendi araçlarına taratarak kurmayı denediği şiirde, öngörülmüş seçimlere direnir. Dünyayı değiştireceğine inanmaz, ya da böyle bir beklentisi yoktur” sözleriyle tanımlar.Böyle bir şairin kendisi gibi “beyaz yakalı ve kentli” bir dünyanın çıkmazlarından söz etmesi doğaldır. Bu söz edişte de alaycı bir “başkaldırış” yer alır. Bu alaysılık ve  satır aralarındaki cinsellik Gülce Başer’e 2008 Cemal Süreya ödülünü kazandırmıştı. 

Gülce Başer’in yeni kitabı bir polisiye roman. Ve bütün romanlar  gibi insanın iç dünyasına kapılar açıyor. “Yaz erken gelmişti, çok sıcaktı. Marmara Denizi’nin ikindi rüzgarı ancak alınlardaki teri soğutmaya yetiyor, gövdeye ulaşmıyordu bile” cümlesiyle anlatılan boğuntulu bir gün evine dönen Nihal eşini vurulmuş olarak bulur. Biz onun afallayışını, polisi çağrışını okurken Nihal’in son moda başörtülü ve pahalı giyinen bir kadın olduğunu, eşinin kendisinden önceki karısıyla da arkadaş olduğunu öğreniriz. Nihal kimi zaman bizi yadırgatacak kadar sakindir. Evine sığındığı arkadaşı, yemekten sonra tatlı isteyip istemediğini sorunca, soğukkanlılıkla “Yarın helva yiyeceğiz” diyebilir. Oysa ölen kocasına aşıktır. Nihal’i okurken Gülce’nin bir dizesini anımsarız:  “Kadın sevdiğini uğurlarken sonbahara diklenen son ağaçtır…” 

Gülce Başer, bu ilk polisiye denemesinde başarılı. Olaylar soluk soluğa bir kovalamaca biçiminde sürüp gidiyor. Okurun belleğinde durmamacasına sorular birikip tortulanıyor:  “Tetiği kim çekti? Bu bir intihar mı, aşk cinayeti mi, yoksa hesaplaşma mı? Polisler, ajanlar neyin peşinde?” 

Gülce’nin anlatımının hızı içinde roman kahramanının eve gelip kocasını öldürülmüş bulmasının şaşkınlığından  henüz kurtulamamışken polislerin yanında önce eğilip kocasını öptükten hemen sonra gidip yüzünü yıkamasının aykırılığı ilk anda göze bile çarpmıyor. Polisin tesettürlü şüpheli kadına refakat edecek polise yanına bir kadın polis alması için uyarısını “Bayanla git, adamın karısı tesettürlü, seninle hane içinde kalamaz” biçiminde yapışına gülmesiyse, günümüzde iyice zorlaşmış durumda. 
Gülce Başer’in romanında tekkeler, imam nikahları, tekkelerin onaylamadığı yasak aşklar var. Günümüzün alışılmış kurumları. Öbür yanda da güvenlik güçlerinin kurumları. İster istemez bu romandaki kadın kahramanların kimliğini Başer’in şiiri için yaptığı konuşmanın yardımıyla çiziyorsunuz:  

“Tam olarak bireyleşmiş ve kentlileşmiş bir kadın, o kadar ki kadın-erkek toplumsal sorunlarına dair alaysılaşmış bir tavrı benimsemiş, bir yandan bir erkeği “nikahına almayı” düşünüp telaffuz edebilecek ölçüde baskınlaşabilen, ancak kent kurallarını okuyabilen

-nitekim, öbür yandan kumandayı “rica eden”- bir kadın bu artık. Bir tür azınlık olsalar da bu topraklar üzerinde yaşayan, yüksek öğrenimli ve kendilerine gerçekten olabildiğince en açık iş alanı olan plazalarda kariyer yapmaya başlamış kadınların hayatı bu.”
 Bir Ceset Bir Söz , işte bu kadınların dünyasından bir ayrıntı. Bu yanıyla ve kadınların bu dünyayı anlatışıyla belki de bir ilk. 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Gezi Apartmanı’ndaki zombiler

SONRAKİ HABER

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı: Doğalgaz, olması gerekenden yüzde 59 daha ucuz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa