09 Şubat 2015 13:48

Ocağınız sönsün!

İşte, Ana Ocağı dedikleri yer, çiftlik alanına kurulmuş bir “erkek beyni” aslında. Kadın sabahtan kalkacak, kahvaltıyı hazırlayacak, evi temizleyecek, kocasına güzel yemekler hazırlayacak, tarlanın işlerini yapacak, sütü sağacak; yetmez bir de kocasını hoş tutacak. Hepsini bir bir öğretiyorlar en büyüğü 25 yaşı geçmeyen kadınlara.

Paylaş

Gülşah KAYA

Medyanın küçük bir kısmını ayrı tutarsak, önde gelen “büyük isimler”in çoğunun maymun olduğuna şüphe yok. Bütün patronlar gibi ana akım medyanın temsilcileri de her dönemin iktidarına göre bir yayın politikası belirliyor. Bu tespiti yapmak için, “Alo Fatih” dediğimizde herkesin aklına gelen malum olaylara ihtiyacımız yoktu. Bundan nasibini alanların başında devlet televizyon ve radyoları geliyor tabii. AKP’nin medyası da onun diktelerini “evlerimize kadar” getirmede pek başarılı. TRT’nin son zamanlardaki sabah kuşağının “gözde”lerinden biri “Ana Ocağı” isimli yarışma programı. 
Kendisine televizyonda rastlamamla birlikte izlemeye koyuldum. Programı kısaca anlatayım: Üç “anne”, dört genç kadını yanlarına alıyor ve bir hafta boyunca ev işi, yemek, kömür taşıma, bahçe işleri gibi işler yaptırarak onları “eğitiyor”. Günün birincisine altın bilezik takıyorlar. Bu sırada “nasıl kadın olunur”muş anlatıyorlar. İzlerken delirmemek elde değil. Kadınları şekilden şekle sokmaları yetmezmiş gibi azarlayıp duruyorlar. Televizyondan öğreniyoruz, nasıl anne olunur, nasıl hanım olunur, nasıl gelin olunur… “Kadın kocasını iyi tutacak ki…”, “Hanımlar dikkat!” diye başlayıp süren cümlelerle “mucizevi” sırlar veriliyor, görevler hatırlatılıyor. 
Velhasıl toplumsal cinsiyetin en katmerli halini ekmeğimize sürüyorlar her sabah. 
 

AYNI SENARYO BİLDİK SON
İşte, Ana Ocağı dedikleri yer, çiftlik alanına kurulmuş bir “erkek beyni” aslında. Kadın sabahtan kalkacak, kahvaltıyı hazırlayacak, evi temizleyecek, kocasına güzel yemekler hazırlayacak, tarlanın işlerini yapacak, sütü sağacak; ama yetmez. Bir de kocasını hoş tutacak. Hepsini bir bir öğretiyorlar en büyüğü 25 yaşı geçmeyen kadınlara. Bu sırada elbette ekran başındaki sayın seyircilere de alttan alta öğütleniyor: “Doğrusu bizim dediğimizdir. Siz de kızınızı böyle yetiştirin. Oğlunuza da böyle gelinler alın.” Tam da iktidarın bizden istediği gibi. Bu yarışmanın hükümet politikasıyla paralel olduğunun bir diğer göstergesi ise devlet yetkililerinin yıldızlı pekiyi vermesi. Programın başlarında seti ziyarete giden Aile ve Sosyal Politikalar Bakan Yardımcısı Çiğdem Erdoğan Atabek ile Sakarya Valisi Hüseyin Avni Coş, çiftliği incelemiş ve programı övmüşlerdi. “Ana Ocağı’ndaki annelerimizin ellerinden öpüyorum. İnşallah annelerimiz Türkiye’deki genç kızlarımıza, kadınlarımıza programda öğrettikleriyle örnek olacaklar”, diyerek tebrik etmişlerdi. 
Bunca şikâyet ettiğim şey bu programla icat olmadı tabii. Erkeklik, kadınların hayatlarını sarıp sarmalayan ve her dönemin mutlak hastalığı olarak anneannelerimizden, annelerimizden dinlediğimiz gibi etrafımızdaydı. Keşke o kadar olsa, neredeyse dünyanın bilinen tarihinden beri böyle. “Kadın dediğin…” diye ahkam kesen ne politikacılar, ne şairler, ne babalar, abiler geçmiş. Rollerimiz hep erkekler tarafından çizilmiş. Bugün ise bu yıkılası erkeklik, muhafazakârlıkla kol kola girmiş, durmadan bize saldırıyor. Her gün bir politikacı, ilahiyatçı ya da bir profesör çıkıp yeni görevler veriyor. “Kızlar okumasın” diyeni, “En büyük kariyer anneliktir” diyeni, “Kadınlar çalışırsa evlenecek kadın kalmaz” diyeni… Herkesin en hızlı ulaşabileceği yerlere, televizyonlara da monte ediyorlar bozuk fikirlerini. Aynı teraneyi izleyip duruyoruz. Filmin sonunu da hepimiz biliyoruz.
 

ANA OCAĞI DEĞİL ATAERKİNİN MERKEZİ
Sizi bilmem ama ben bıktım bu sahte “ocak”lardan! Kadın katillerini alkışlatan Seda Sayan programlarından, gelin-kaynana savaşıyla reyting peşine düşen şaklabanlardan, kurumuş yemek artıklarıyla savaşmadan kadın olunmazmış gibi gösteren deterjan reklâmlarından, kadının yatak odasına kadar bulaşan Cumhurbaşkanı’ndan… Hepsinden! Kadını bunlarla bunaltırken erkeklere de kadınları dövmeyi, öldürmeyi hak gösteren bu sistemden aynı zamanda. Kadın dediğin öyle sizin dediğiniz gibi olmaz bir kere! Bu anlatılan ana ocağı değil, ataerkinin tam da merkezi. “Yemeğin tuzu az olunca karısını öldürdü” haberlerinin sorumlusu, ana ocağında bilezik dağıttıranların ötesinde değil. Sizin ocağınız size kalsın. Filmin sonunu bu sefer biz yazıyoruz, biz oynuyoruz.

ESKİDEN EKRANDAKİ DEKOLTEYE BAKILMAZDI
Bundan 15-20 sene önceki dizileri ve programları hatırlıyor musunuz? Hani alkolün, sigaranın falan yasak olmadığı; insanların istediği gibi giyindiği, Ramazan aylarında bütün karakterlere oruç tutturmadıkları… TRT’den örnek verecek olursak Meral Okay’ın da başrollerinde olduğu “Yedi Tepe İstanbul” mesela. Havva Ana’yı oynayan Okay, yoksul mahallenin yaşlı teyzesi olarak bazı geceler efkârlanır, birasını içerdi. Yabancı biri görünce de tatlı tatlı “Böbreklerime iyi geliyor” derdi. O dönemde Havva Ana’yı izleyen aileler dağılmadı, çocuklar yoldan çıkmadı ya da milli güvenliğimiz sarsılmadı, hatırlarsanız. Ancak yavaş yavaş “O kadın sunucunun dekoltesi” cümlelerinin duyulmasıyla, “kadınlar kahkaha atmaz” emirleriyle, “Osmanlı’da kadınlar sarayda o kadar açık giyinmezlerdi” azarıyla müdahale gördü her şey. Böyle olunca da patronların biatlarıyla birlikte her şey istenilene uygun olmaya başladı. Şimdi her gün kanalları farklı, ana fikri aynı olan programlarla kadınlara ders veriliyor.

Reklam
ÖNCEKİ HABER

Fransa'da kalaşnikoflu saldırganlar, polislerle çatışıyor

SONRAKİ HABER

Eser ve Topaloğu'nun tutuklanmasına tepki: Türkiye, gazeteci hapishanesine dönüştü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa