02 Şubat 2015 04:56

Kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesi için gizli trafik!

Avrupa’da kamu emekçileri sendikaları bir süredir TISA, TTIP, CETA sözleşmelerini tartışıyor. Sözleşmelerin amacı açık, içeriği gizli. Amaç, kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve uluslararası ticarete açılması. TISA’nın ilk imzacılarından olmakla övünen Türkiye, 'sağlık turizmi' başlığı altında sözleşmeler yapma peşinde.

Paylaş

Cem GURBETOĞLU
Ankara

Diyelim ki, yurtdışından bir firma Türkiye’de bir sağlık kampüsünü işletmek üzere devletten kiraladı. Firmanın, bu hastaneyi Türkiye’de Sağlık Bakanlığının kriterlerinden bağımsız bir şekilde işlettiğini ve sadece kendi belirlediği kriterlere uygun hasta kabul ettiğini düşünün. İlerleyen zamanda Türkiye, bir hükümet değişikliği ya da acil ihtiyaçlar nedeniyle sağlık politikalarında ciddi bir değişikliğe gitti ve tüm hastanelerin Sağlık Bakanlığının merkezi planlamasına karar verdi. Sağlık kampüsünü işleten firma, Türkiye’nin bu politika değişikliğine itiraz ederek kendi hastanesinin muaf tutulmasını isteyebilir mi?

Başka bir senaryo daha düşünelim. Aynı firma kampüsü kiraladığında baktığı her hasta karşılığında hükümetten 40 TL alıyordu ve Türkiye’deki iş kanunlarından bağımsız sağlık çalışanı çalıştırabiliyordu. Bir vakit geldi, hükümet değişti ve özel sağlık kurumlarına bu miktarın ödenmeyeceğini, üstelik çalışanlarının da ülkenin iş kanunlarına göre sözleşme yapmasını istedi. Firma buna uymayabilir mi?

Uçuk kaçık gibi gelen bu senaryolar, geçmişte Dünya Ticaret Örgütü’nün (DTÖ) öncülük ettiği uluslararası hizmet ticareti sözleşmelerine göre teoride mümkün. Pratiğine ilişkinse sadece varsayımlar yapabiliyoruz çünkü bu sözleşmeler büyük oranda gizli ve içeriği parlamentolara dahi açıklanmadan imzalanıyor.

AVRUPA’DA SENDİKALARIN GÜNDEMİNDE

Son günlerde Avrupa’da sendikaların gündeminde iki uluslararası ticaret sözleşmesi bulunuyor: Trans Atlantik Ticaret Anlaşması (TTIP) ve Geniş Kapsamlı Ticari ve Ekonomik Anlaşma (CETA). İlki ABD ve Avrupa Birliği (AB) arasında, ikincisi Kanada ve AB arasında imzalanan ve hizmet ticaretinin kapsamını genişleten anlaşmalar. Avrupa’da sendikalar, bu anlaşmalara hem kamu hizmetlerinin ticarileştirilmesine ivme katacağı hem de emekçiler için yeni hak kayıplarına yol açacağı gerekçesiyle itiraz ediyor. Türkiye ise bu sözleşmelerin tarafı olmamasına rağmen, “oyunun dışında kalmamak” adına tek taraflı bir çaba içerisinde. ABD ile serbest ticaret anlaşması tartışmaları da bu çabanın bir yönü.

GATS’I HATIRLADINIZ MI?

Ulaşımdan postacılığa, sağlıktan eğitime her türlü kamu hizmetinin uluslararası ticaretin parçası sayıldığı sözleşmeler aslında yeni değil. 1990’lı yıllarda Hizmet Ticareti Genel Anlaşması (GATS) ile başlayan bu süreç, Türkiye’de KESK başta olmak üzere sendikaların gündemine girmişti. Bu esnada 2000 yılında Doha’da yapılan görüşmeler tıkandı ve GATS’ın lafı edilmez oldu. İlerleyen yıllarda kamu hizmetlerinde özelleştirme ve ticarileşme hız kazanmasına rağmen uluslararası ticaret sözleşmeleri gündemden yavaş yavaş düştü.

TÜRKİYE TISA’NIN İLK İMZACILARINDAN

Bu esnada sermaye cephesi boş durmadı. 2000’li yılların ortasında Türkiye’nin de içinde bulunduğu 22 ülke Hizmet Ticareti Anlaşması (TISA) adıyla süreci yeniden başlattı. AB de 22 ülkenin yanında 23. imzacı olarak yer aldı. Halktan, sendikalardan ve hatta parlamentolardan gizlenen bu süreç Wikileaks belgeleriyle ifşa oldu. TISA’nın amacı tüm hizmetleri uluslararası ticarete açmak. Sınırlarının ne olduğu bilinmiyor ama ifşa olan bilgilere göre GATS’ın “kamu otoritesi tarafından yürütülen hizmet biçimleri dışında tüm hizmet sunum biçimleri” tanımına riayet edildiği söyleniyor.
Sözleşmeler, uluslararası şirketlere yerli şirketlerin sahip olmadığı haklar tanıyor. Sözleşmenin hükümleri, hizmetin üretildiği ülkenin yasalarının üzerinde kabul ediliyor. Şirketin, hizmeti ürettiği ülkedeki iş yasası ve çevre koruma kurallarının dışına çıkmasının ya da bu yasa ve kurallarda yapılacak değişikliklerden muaf olmasının yolu açılıyor. Anlaşmazlıklarda adres büyük bir ihtimalle GATS’taki gibi DTÖ merkezli tahkim kurulları oluyor. 

GİZLİLİK ÖN KOŞUL

Sözleşmeler devletlerle devletlerarası olabildiği gibi, devletler ile şirketler ve yine şirketlerle şirketler arası olabiliyor. Yine Wikileaks aracılığıyla öğrendiğimiz kadarıyla, taraflar sözleşmeleri yürürlüğe girmelerinin ardından 5 yıl boyunca gizli tutmayı taahhüt ediyor. Bununla da bitmiyor. Eğer sözleşmenin gerekleri yerine gelmezse, görüşmelerin kesilmesinin ardından 5 yıl boyunca sözleşme ve görüşmelerin içeriğinin gizli tutulması öngörülüyor.
“Mali Hizmetler”, “Telekom sektörü”, “Karayolu Yük Taşımacılığı”, “Denizyolu Yük Taşımacılığı” ve “Enerji Şirketlerine Sunulacak Hizmetler” başlığı altında anlaşmalar, sözleşmeler, taahhütler bulunuyor. Türkiye’nin TISA’da üç başlık altında girişimde bulunduğu belirtiliyor: “Gerçek kişilerin hareketliliği”, “Karayolu Yük Taşımacılığı” ve “Sağlık Turizminin Geliştirilmesi”.


SENDİKALAR VİYANA'DA BİR ARAYA GELDİ

Ocak ayının ortasında Eğitim Enternasyonali Avrupa Kolu (ETUCE) ve Avrupa Kamu Hizmetleri Sendikaları Federasyonu (EPSU), Viyana’da TISA, TTIP ve CETA gündemli bir toplantı düzenledi. Toplantıya Türkiye’den Eğitim Sen ve Genel-İş sendikaları katıldı. Katılımcılardan Eğitim Sen Genel Sekreteri Elif Çuhadar’ın, Türkiye’nin tarafı olduğu TISA’dan ancak toplantı çağrısıyla haberdar olduklarını söylemesi söz konusu sözleşmelerin sendikalardan ve geçtiğimiz 20 yıl liberalizmin düstur edindiği “Sivil Toplum Örgütleri”nden gizlendiğinin bir göstergesi.

‘O İÇ POLİTİKA MESELESİ’

Davetin ardından konu hakkında bilgi almak için başvurdukları Ekonomi Bakanlığı Anlaşmalar Genel Müdürlüğü’nün kendilerine bir sunum yaptığı belirten Çuhadar, sunuma ilişkin şunları anlattı: “Bakanlık yetkililerine ‘Tüm hizmet sunum biçimleri’ tanımlaması ile neyin kastedildiğini, kamu hizmetlerinin TISA kapsamında ticarete açılıp açılmayacağını, bu anlaşmaların Türkiye’ye bir yaptırımı olup olmadığını, anlaşmaya gidilen maddeler üzerine Türkiye’nin taahhüt verip vermediğini öğrenmek istedik. Bakanlık temsilcileri anlaşmaların yapısından kısaca bahsederek, GATS’ın ilk maddesinde geçen ‘kamu otoritesi tarafından yürütülen hizmet biçimlerini kapsamaz’ maddesi ile kamu hizmetlerinin koruma altına alındığını söyledi. Ancak sendika temsilcileri olarak bizler belediye hizmetleri, sağlık ya da eğitim alanında yapılan özelleştirmeler sonucu bu alanların artık kamu tarafından yürütülmediğini söylediğimizde aynı temsilciler ‘o iç politika meselesi’ dediler.”

SAĞLIK MASADA

Çuhadar, “Bakanlık görevlileri bizim ısrarcı sorularımıza karşılık ‘geri dönememe’ kuralının varlığını anlattı. Yani Türkiye eğer eğitim ya da sağlık gibi bir alanı uluslararası ticarete açtığını ilan ederse, tekrar kapatma şansı olmayacak. Bizler ülkede özelleştirmelerin hızla devam ettiğini, eğer Türkiye anlaşmaya tam taahhüt koyarsa, yerli ve yabancı yatırımcıya aynı muamele edileceğini dile getirdiğimizde ise, “Bunun çok zor bir ihtimal olduğu” cevabı verildi. Ancak bizim açımızdan bu zor ihtimallere bel bağlamak, emek mücadelesini buna göre planlamak gözümüzü gerçeklere kapamak anlamına gelir” diyor.
Bakanlığın sunumunda “Sağlık Turizminin Geliştirilmesi” başlığıyla yeni bir önerinin hazırlık aşamasında olduğunu öğrendiklerini aktaran Çuhadar, sağlık alanında özelleştirme ve uluslararası ticarete açılmayı hızlandıracak olan bu önerinin son derece tehlikeli olduğunu belirtiyor. Kapsamının ne olduğuna dair ayrıntılar bilinmese de, bu girişimin başlangıçta verdiğimiz örneklere yol açması muhtemel gözüküyor.

EN GERİ İŞ YASASI MI REFERANS OLACAK?

Peki, sendikaların tek itiraz noktası hizmetlerin ticarileştirilmesi/özelleştirilmesi mi? Kuşkusuz değil. Özellikle TTIP ve CETA’ya ilişkin Avrupa’daki sendikaların en ciddi kaygısı ABD ve Kanada’nın AB’ye göre daha esnek çalışma yasalarının kendilerine dayatılması. Bu tür sözleşmelerde ILO ile belirlenen asgari çalışma standartlarına uyma zorunluluğu dahi dile getirilmiyor. Viyana’daki toplantıda da bu endişelerin dile getirildiğini anlatan Elif Çuhadar, “Müzakerelerin açık olmaması, işçi ve insan haklarını koruyan hiçbir maddesinin bulunmaması, tek taraflı bir kar düşüncesinin öne çıkması eleştirilerin ana eksenini oluşturdu” diyor.

SENDİKALAR NE YAPACAK?

Sermayenİn amacı açık, içeriği gizli bu girişimlerine karşı sendikalar ne yapacak?
Çuhadar şöyle özetliyor: “Öncelikle bu anlaşmaların kapsamı ve neyle karşı karşıya olduğumuzu anlamak için, çok detaylı ve beki de bilinçli olarak karmaşık durumdaki bu anlaşmaları basit ve anlaşılır kılacak bir çalışma yürütülmesine karar verildi. Her sendikanın kendi üyelerini bilgilendirme çalışmasını önüne koyması gerektiği vurgulandı. Ulusal parlamentolara baskı uygulamak, emekçilerin enternasyonal dayanışmasını öne çıkaran eş zamanlı eylemsellikler örgütlemek gibi planlamalar konuşuldu. Elbette her ülkenin farklı yapılanmaları var. Bu anlaşmaların etkisi de farklı yaşanabilir. Ancak görülen o ki tekelci kapitalizm doğrultusunda tüm ülkelerde sermaye kendini yapılandırıyor. İşçi ve emekçilerin mücadelesi pek çok cephede büyüyerek devam etmeli.”

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

IŞİD'e esir düşen peşmerge sayısı açıklandı

SONRAKİ HABER

Ömer Çelik'ten asgari ücret açıklaması: Hiç kimsenin dediği tam olarak olmuyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa