01 Şubat 2015 12:34

Bilim net konuştu: Munzur’da madencilik yapılamaz

Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu Köyü yakınlarında işletilmek istenen altın madenine karşı açılan davanın bilirkişi raporu yörenin canlı yaşamı açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Bilirkişi heyetini oluşturan bilim insanları yörenin Türkiye olduğu kadar Avrupa’nın da en zengin bitki varlığına sahip olduğunu, nesli tükendiği varsayılan Anadolu Parsının bile bölgede yaşadığına dair işaretler bulunduğunu belirtti. Raporda net bir şekilde yörede yapılacak madenciliğin olumsuz etkisinin giderilmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı dile getirildi.

Paylaş

Özer AKDEMİR
İzmir

Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu Köyü yakınlarında işletilmek istenen altın madenine karşı açılan davanın bilirkişi raporu yörenin canlı yaşamı açısından ne kadar önemli olduğunu ortaya koydu. Bilirkişi heyetini oluşturan bilim insanları yörenin Türkiye olduğu kadar Avrupa’nın da en zengin bitki varlığına sahip olduğunu, nesli tükendiği varsayılan Anadolu Parsının bile bölgede yaşadığına dair işaretler bulunduğunu belirtti. Raporda net bir şekilde yörede yapılacak madenciliğin olumsuz etkisinin giderilmesinin bilimsel olarak mümkün olmadığı dile getirildi. 

VALİLİK ÇED’E GEREK GÖRMEMİŞ AMA

Erzincan İliç’te altın işletmeciliği yapan şirketin bir başka kolu olan % 50 Lidya Madencilik (Çalık Holding) ve % 50 Alacer Gold’a ait Tunçpınar Madencilik  tarafından yapılmak istenen altın, bakır, gümüş ve molibden işletmeciliğine karşı açılan davanın bilirkişi raporu belli oldu. Maden mühendisi Prof. Dr. Murat Erdemoğlu, Çevre mühendisi Prof. Dr. Ubeyde İpek ve biyolog Prof. Dr. Murat Özmen’den oluşan bilirkişi heyeti raporlarını davanın açıldığı Elazığ 2. İdare Mahkemesine gönderdi. Tunceli Valiliği’nin “ÇED gerekli değildir” kararı verdiği madencilik faaliyetinin yapılacağı bölgenin değerlendirildiği raporda, bölgede madenciliğin adının dahi anılmaması gerektiğinin verileri ortaya konuldu. 

TÜRKİYE VE AVRUPA’NIN EN ZENGİN BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİ

Raporlarında madenci şirketin hazırladığı proje tanıtım dosyasının eksikliklerine dikkat çeken bilim insanları projenin çevresel etkilerinin yeterince irdelenmediğinin altını çizdi. Madencilik sonucu oluşacak asidik suların Munzur havzasındaki su kaynaklarını kirletebileceği uyarısında bulunan bilim insanları, şu görüşlere yer verdi; “Uzmanlar tarafından yapılan araştırmalar sonucu bin 518 tür saptanmıştır. Bu bitki türlerinden 227 tanesi Türkiye’ye özgü olan (endemik) bitkilerdir. Yapılan tespitler yörenin Türkiye ve Avrupa’nın en önemli bitki alanlarından birini teşkil ettiğini ortaya koymuştur. Var olan endemik bitkilerden 43 tanesi yalnızca yörede yer alan bitki türü olarak saptanmıştır. Bu durum ayrıca hem ülkemizin hem de Avrupa ülkelerinde bir bölgede tespit edilmiş olan en zengin endemik çeşitliliklerden birine işaret etmektedir.” 

Mevcut endemik türlerden 7 tanesinin yörede yürütülen baraj yapımı ve aşırı otlatma nedeniyle yok olduğuna dikkat çekilen raporda, bitki türü çeşitliliği İngiltere ve Hollanda rakamlarıyla karşılaştırılıyor. Bitki türü sayısının İngiltere de toplam bin 850 ve Hollanda da toplam bin 500 tür bulunduğunun aktarıldığı raporda yörenin birçok Avrupa ülkesindeki tür sayısına eşdeğer veya daha çok çeşitliliğe sahip olduğu belirtildi. Rapor bu nedenlerle yörede 42 bin hektarlık alanın 1971 yılında Munzur Vadisi Milli Parkı ilan edildiğini hatırlatıyor. 

‘BİLİMSEL OLARAK MÜMKÜN DEĞİL’

Şirketin proje dosyasındaki eksikliklerin teker teker altının çizildiği raporda yöredeki madencilik faaliyeti konusunda “söz konusu projenin potansiyel olumsuz çevresel etkilerinin giderilmesi veya azaltılması bilimsel olarak mümkün değildir” gibi net ifadeler kullanıldı. 

Davanın avukatı Barış Yıldırım, bilirkişi raporun son derece önemli olduğunu ve yerinde tespitler yaptığını belirterek, Munzur Vadisinde yapılacak bir madencilik faaliyetinin nelere mal olabileceğinin açıkça ortayla konulduğunu söyledi. Yıldırım, mahkemeden de rapordaki görüşler doğrultusunda karar çıkmasını beklediklerini ve buradaki madenciliğin iptal edileceğine inandıklarını dile getirdi. 

BÖLGEDE ANADOLU PARSI OLABİLİR

Raporda, soyu tükendiği varsayılan İran Parsı ve Anadolu Parsı’nın yaşadığına dair veriler olduğunun altı çiziliyor. 2013 yılında Diyarbakır Çınar’da, 2010 yılında da Siirt Gabar Dağı yakınlarında avlanan parsların yörede bu türün varlığına işaret ettiğinin dile getirildiği raporda, bu türün mutlak koruma altında olması gerektiği kaydediliyor. Rapor ayrıca yörede nesli tehlike altında olan kaya kartalı gibi kuş türleri olduğunu da ortaya koyuyor. Yabanıl yaşam için büyük önemi olan küçük su kaynakları ve gözelerin madencilik faaliyeti sonrası yok olabileceği uyarısı da yapıldı.

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

'Neden Kobanê'ye destek veriyorsunuz' denilerek gözaltına alındı

SONRAKİ HABER

Evrensel 25 yaşında: Gerçeklerden vazgeçmeyeceğiz

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa