01 Şubat 2015 09:54

Tavı gelen demir

Sanayinin kalbindeki grev olarak adlandırılan büyük işçi eylemi, dumanı üzerinde bir ekmek tazeliğinde önümüzde duruyor.

Paylaş

Aydın ÇUBUKÇU

Sanayinin kalbindeki grev olarak adlandırılan büyük işçi eylemi, dumanı üzerinde bir ekmek tazeliğinde önümüzde duruyor.

Geçen yaz cam işçilerine yapıldığı gibi, bu grev de Milli Güvenliği tehlikeye düşürdüğü gerekçesiyle yasaklandı. Ancak grevci işçiler, mücadelelerini sürdürme kararlılığındalar. Grev o kadar güçlü ve heyecanlı bir biçimde başladı ki, nasıl gelişirse gelişsin, şu anda yarattığı etkiyle bile toplumsal muhalefetin hareket halindeki bütün unsurlarına heyecan ve umut verdi. 

KÜÇÜK ZAFERLERE İHTİYACIMIZ VAR

Dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de toplumsal çelişkilerin ürünü olan gerilimler ve yer yer hayatı etkileyen patlamalar ender rastlanan ve aralarında uzun süreler bulunan olaylar olmaktan çıktı. Çoğu kez hak ve özgürlüklerin savunulması nedeniyle ortaya çıkıyorlar ve üstlerine gelen “neoliberal-global” saldırıyı durdurmaya çalışıyorlar. Genel görünüşü itibariyle bu bir “savunma savaşı” olarak karakter kazanıyor. Eğer mevcut durumdan daha geriye düşmeyi önleyebilmişse eylemler, bu kazanım sayılıyor. Şimdi, yeni bir döneme geçmekte olduğumuza dair belirtilerin ortaya çıktığı söylenebilir. Çünkü saldırılar, artık hayatın dibini kazımaya başladı. Örneğin, Yunan halkının seçimi, dolaysız olarak özelleştirmeler şeklinde kendisini kuvvetle hissettiren “global saldırılara” karşı birikmiş tepkinin patlamasıdır. Bu yönüyle, yarattığı etkiye bakınca da, aslında dünyanın başka köşelerinde aynı sorunu yaşayan halkların beklentilerine tercüman olduğunu söyleyebiliriz. Tercüman oldu; ama cevap olabilecek mi? Bu zamanla belli olacak ve kendisini kuşatan pek çok sorunun süreçte nasıl etkiler ortaya çıkaracağına bağlı olacak. Ama bunu şimdiden tartışmanın ve kimi önyargılarla adeta başarısızlığına dua eder duruma düşmenin bir anlamı yok. Kısaca çıkarmamız gereken ilk ders, bütün halkların en azından duygusal olarak bu tür küçük zaferlere ihtiyaç duyduğudur. 

METAL GREVİMİZ, UMUTLARIMIZ, ÖZLEMLERİMİZ

Kobanê, bu tür “küçük” zaferlerden bir diğeridir. Aslında, büyük bir kahramanlık destanı halinde önümüzde duran direnişin ulaştığı sonuç, kimilerinin gözüyle bakıldığında, gereksiz ve anlamsız, “çiftetelli oynayarak” kutlandığı söylenip küçümsenen bir olaydır; ama yine, halkların umutları ve özlemleri açısından bakıldığında değeri ortaya çıkmaktadır. Asla küçük, asla önemsiz, asla “yerel” bir başarı değildir. 

Kuşkusuz bölge ve dünya çapındaki etkileri bakımından Yunan seçimleri ve Kobanê ile kıyaslanamaz ama Metal Grevi’nin de önemi ve değeri, bu açıdan değerlendirilmelidir. 

Uzun zamandır, çapı ve derinliği bakımından büyük imkânlar vaat eden böyle bir sınıf eylemi gündeme gelmemişti. 

Sarsılmaz gibi görünen çelik bloklardan oluşmuş yapıların bile titreşimlere, yüksek basınç ya da çekmelere maruz kalarak, “yorgunluk” yüzünden hurdaya dönüştüğünü biliyoruz. “Metal atomlarının birbirleri arasındaki bağların gevşemesi sonucu malzemenin istenilen mukavemet değerinin altına düşmesi” sonucu ortaya çıkan bu bozulmaya “metal yorgunluğu” deniyor. Metal grevi, tıpkı fiziksel metal yorgunluğunun malzemenin içten içe eskimesini, kullanılmaz hale gelişini haber vermesi gibi, olağan koşullar altında fark edilemeyecek değişimleri açığa çıkaran bir rol oynamaya adaydır. Zira bu grev, kendisinden önceki grev ve direnişlerin yarattığı küçük titreşimlerin, zamana yayılmış ve unutulmuş basınçların, çekme ve sürtünmelerin bir bileşkesi olabilecektir. 
Yalnızca işçi sınıfının değil, öğrencilerin, kadınların, kamu emekçilerinin mücadeleleri de, bu grevde kendi eksik bıraktıklarının tamamlanışını görebilecektir.

Her şeyden önce, burjuvazinin en örgütlü ve dirençli görünen kesimini ve sarı sendikacılığın en tipik temsilcisini karşısına aldığı için, sermaye ile emek arasındaki temel çelişmenin ekseninde dönen her mücadelenin sözcüsü, sürdürücüsü ve ilerleticisi olabilecektir. 

İşte bütün bu birikmiş, yoğunlaşmış, yayılmış mücadelelerin olgunlaşmasına hizmet ettiği toplumsal muhalefet hareketi, şimdi metal işçisinin elinde dövülmeye hazır, tavı gelmiş demir gibidir. 

Bu yüzden metal işçisinin grevi, yalnızca metal işçisinin değil, yalnızca bütün işçi sınıfının da grevidir; yalnızca bütün işçi sınıfının değil, bütün halkın grevidir. Emekten yana bütün siyasal partilerin temsilcilerini, mücadeleci bütün sendikaların yöneticilerini, demokratik kitle örgütlerinin, meslek örgütlerinin desteğini daha şimdiden kazanmış olması bunun göstergesidir. Metal işçilerine direniş yerlerinde destek ziyaretlerinde bulunan her parti, her sendika, her örgüt, aslında işçi sınıfı etrafında birleşebilecek olan halk muhalefetinin unsurlarıdır ve onlar yalnızca grevci metal işçilerinin mücadelesiyle birleşmekle kalmamalı, birbirleriyle de birleşmelidirler. İşte o zaman tavı gelmiş demiri soğumadan dövmeyi başarabileceğiz!

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Metal grevlerinden anılar ve Kavel

SONRAKİ HABER

Bağdat'taki eylemler sırasında açılan ateş sonucu ölenlerin sayısı 16'ya yükseldi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa