27 Ocak 2015 08:14

Öykünün kent ile dağ arasındaki serüveni

Ahmet Tulgar, yakında yayımlanacak hikaye kitabında yer alan hikayelerinden dördünü geçtiğimiz hafta sonu iki günlüğüne blogunda paylaştı. Önceki kitaplarını da keyifle okumuş biri olarak, bu hikayelerini de hemen okudum ve kendisiyle yaptığım sohbetin ardından bu satırları yazmaya koyuldum.

Paylaş

Fatih POLAT

Ahmet Tulgar, yakında yayımlanacak hikaye kitabında yer alan hikayelerinden dördünü geçtiğimiz hafta sonu iki günlüğüne blogunda paylaştı. Önceki kitaplarını da keyifle okumuş biri olarak, bu hikayelerini de hemen okudum ve kendisiyle yaptığım sohbetin ardından bu satırları yazmaya koyuldum.

Ahmet Tulgar’ın paylaştığı dört hikaye, 18 hikayeden oluşacak olan yeni kitabının konseptini yansıtıyor. Hikayelerden biri PKK’li bir gerillayı, bir diğeri bir Kürt milisi ele alıyor. Tulgar’ın yeni kitabında bu minvalde 6-7 dağ hikayesi okurla buluşacak. Şiddet, cinsellik ve 12 Eylül öncesi sol hareketler içinde yaşananlardan esinlenmiş hikayeler de Tulgar’ın yeni kitabında yer bulacak. Tulgar, bu hikayelerinde kendisine yakışan bir şekilde, kendi tarihi de olan sol hareketlerin tarihine sevgi ve saygı ile yaklaşıyor.

Tulgar’ın hikayelerinde kendisi bazen birinci şahıs, bazen de, kurgulanmış bir kahramanın belirli özellikleri olarak yer alır. 

SÖZCÜKLERLE DANS

Ahmet Tulgar, söyleyeceği şeyi, dolandırmadan söylemeyi tercih eder ve uzun betimlemelere dayalı “duygu mühendisliği”nden uzak durur. Onun dili kullanma biçiminde en çok dikkati çeken özelliklerden biri  -ya da benim dikkatimi çeken- ise, belli sözcükleri aynı ya da ardışık cümleler içinde yineleyerek bir şiirsellik oluşturmasıdır. Bir nevi sözcüklerle dans da diyebiliriz. Yeni çıkacak olan öykü kitabında yer alacak öykülerde de bunu görüyoruz. ‘Bahçıvan’ öyküsü şöyle başlar: “Hayatımın geri kalanını nasıl yaşayacağımın belirlenişi pek doğal yoldan olmadı.

Doğal? Bilinçli? Bilinçli bir karar? Peki ya, şartlar?

Doğal olan da, bilinçli olan da şartların ürünü değil midir ama zaten?”

İki paragraf sonra “doğal” ve “bilinç” sözcüklerini iç içe geçirir adeta: “Doğalın bilinçliliği. Bilincin doğallığı.”
Bazen de, bir sözcüğü adeta katmanlarına ayırır:. ‘Nehir’ isimli öyküsünde “göğüs” sözcüğünü kullanma biçiminde olduğu gibi:

“Göğüs dünyaya açılmaktır” dedi.

“Göğüs içine atmaktır”dedim.

“Göğüs karşı koymaktır” dedi. “Göğüs çarpışmaktır.”

“Göğüs sığınaktır”dedim. “Göğüs şefkattir.”....

 ÇOCUKLUĞUNDAN İZLER

Tulgar’ın ‘Koro’ isimli hikayesi ise, 4 yılı orta, 4 yılı lise kısmında, 8 yılını geçirdiği Sankt Georg Avusturya Lisesinde yaşadıklarından esinlenerek yazılmıştır. 

‘Koro’ isimli öykünün hemen girişinde, “Şimdi Herr Unterberger sol elini bize doğru, davet edercesine uzatacak ve biz davetinin otoritesine icabet ederek elinin ayasına doğru mırıldanmaya, mızıldanmaya başlayacağız” diye yer alan Herr Unterberger, Ahmet Tulgar’ın o yıllardaki hocasıdır. 

Tulgar, o dönem okulundaki Ermeni ve Rum arkadaşları ile geçirdiği güzel günleri, belli bir kurgu içinde öykünün kahramanının ağzından anlatır: “Kendimi Lise 1’den beri Ermeni ve Rum arkadaşlarıma daha yakın hissediyordum. Bir tek onlar bana isim takmıyor, konsantrasyonumu kaybettiğim an gün yüzüne çıkan efemine edam ile alay etmiyorlardı.”

Tulgar’ın, ‘Nehir’ adlı öyküsünde yer verdiği Bach, onun klasik müzik ilgisinin başladığı Avusturya Lisesinden başlayan bir tutkusudur.

KÜRT MİLİS VE KÜRT GERİLLA

Ahmet Tulgar’ın Libero (Pexas) adlı öyküsünün kahramanı ise, valiliğin uyarıları ve emniyetten gelen baskılara rağmen, ilçeler arası alternatif futbol turnuvası düzenlemekten vazgeçmeyen bir devrimci karakterdir. Futbol ile ilişkili bu girişten sonra, yazar hikaye içinde hikaye anlatarak bizi Pêxas ile karşı karşıya getirir. Hikayenin sonunda ise Pexas’ı bir dipnotla açıklar: “Kürtçe ‘yalınayak’ demektir. Pexas, eski çağlarda, Kürdistan coğrafyasında, özellikle de Amed’de (Diyarbakır) kentin ve halkın öz savunmasını üstlenen, cesur ve evlenmemiş kimseydi....Pêxas ismi, 20’nci yüzyılın başlarındaki dejenerasyon sonucunda ‘ayaktakımı’ anlamında da kullanılmaya başlanmıştır.”

Pêxas’ı Tulgar’a sordum. İki yıl önce Özgür Gündem’de Pêxas’ların işlevine dair uzun bir yazı okuduğunu ve oradan esinlendiğini söyledi.

Pêxas’ın köye gelişi ve köylüler üzerinde bıraktığı etkiyi anlatış biçimi, Yaşar Kemal’in İnce Memed’ini çağrıştırır. Ancak yer yer başvurduğu mitsel anlatıma rağmen, Ahmet Tulgar’ın köyle, kırla, dağla kurduğu ilişki, kentli bir edebiyatçının dışarıdan kurduğu bir ilişkidir.

Nehir adlı hikaye ise, anlatım biçiminden de hissedildiği gibi, Ahmet Tulgar’ın bir panel sırasında, kendisine soru yönelten bir Kürt siyasetçi ile ilişkisinden hareketle kurgulanmıştır.  Partisinin Başkale İlçe Başkanı olan bu kişi yazmaya da meraklıdır ve yazdıklarını düzenli olarak, ona gönderir. Bir süre sonra da dağa çıkarak gerillaya katılır. İki yıl sonra ise, askerlerle girdiği çatışmada yaşamını yitirdiği haberi gelir. Kimyasal kullanılarak öldürülmüşlerdir.

Uçakla hemen Malatya’ya gider ve morgda onun cansız bedeni ile karşılaşır. Nehir hikayesi şöyle noktalanır:

“Tek bir kurşun yarası yoktu hiçbirinde.

Suya ulaşamamışlardı.

Su uzaktaydı.

Malatya morgu dünyanın sonuydu.”

‘Bahçıvan’ isimli hikaye ise, cinselliğin temel temayı oluşturduğu, fantastik göndermelerin ağır bastığı bir hikayedir. Varlıklı bir kadın yazar ile bir bahçıvanın aşk hikayesi, aradaki sınıfsal bağlama yapılan atıflarla anlatılır.
Bu dört hikaye de gösteriyor ki, Tulgar’ın yeni kitabı, daha önce yazdıklarının üzerine yeni şeyler koyduğu zengin bir içerik taşıyor. 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Siyanürcü işine gelmeyene susuyor

SONRAKİ HABER

İspanya Komünist Partisi (Marksist-Leninist) 9. kongresini topladı

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa