'Önce, toplumun karşısına nasıl bir politikayla çıkacağımızı konuşmalıyız'

'Önce, toplumun karşısına nasıl bir politikayla çıkacağımızı konuşmalıyız'
'Önce, toplumun karşısına nasıl bir politikayla  çıkacağımızı konuşmalıyız'

Birlik, cephe konuşmadan önce, toplumun karşısına nasıl bir politikayla çıkacağımızı konuşmalıyız. 'Biz şu politikalarla ortaya çıkıyoruz. Bu politikalarla sana bugüne kadar yaşadığından daha iyi bir yaşam sunacağız' diyebilmeliyiz. Diyebilmenin ötesinde bu güveni verebilmenin yollarını bulmalıyız. Bunlara girmeden, bazı hareket ve siyasi partilerin bir araya gelmelerini çok anlamlı bulmuyorum.

Bülent FALAKAOĞLU
İstanbul

AKP ne yapıyor da emekçi kitlelerin oyunu alıyor? AKP’nin söz konusu ‘başarısı’ karşısında nasıl bir alternatif oluşturulmalı? Cumhurbaşkanlığı seçiminde oluşan hava bu seçimde sürer mi? AKP’nin geriletilmesi üzerine inşa edilmiş bir seçim taktiğinin başarılı olma ihtimali var mı? 
Tüm bu soruların cevaplarını aramak üzere, üniversite dünyasının yüzünü emeğe ve emekçiye dönmüş hocası, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Özgür Müftüoğlu ile söyleştik.

Yine, “Seçim taktiği AKP’yi geriletmek üzerine kurulmalıdır” tezi güçlü bir şekilde dillendiriliyor. Siz bu teze nasıl yaklaşıyorsunuz?
2007 seçimlerinden bu yana, yerel ve genel bütün seçimlerde, bir kesim tarafından, “AKP’yi geriletmek, iktidardan al aşağı etmek” üzerine kümelenme çağrıları yapılıyor. Fakat bütün politikanın sadece AKP’nin geriletilmesi şeklinde ortaya konulması son derece yetersizdir.

Hele AKP gibi, 12 yıldır bütün seçimlerde oy oranlarını artırarak iktidarını sürdürmüş olan  bir partinin karşısında... 
AKP’nin karşısına böyle bir söylemle dikilmek yetersizliğin yanı sıra tehlikelidir de. 
Çünkü, neredeyse seçmenin yarısının oyunu alan bir partiyi ‘al aşağı edeceğiz’ diye bir söylemle hareket etmek, AKP’ye oy vermiş olan kesimleri AKP’de daha da kilitleyecek, kenetlenmesine yol açacak bir sonuç doğurur.

Öyleyse sizce olması gereken nedir?
Burada olması gereken, sorulması gereken soru şudur: 12 yıldır toplumu ekonomik ve sosyal açıdan son derece sıkıntıya sokan politikaların sahibi bir parti nasıl oluyor da toplumun bu kadar desteğini alıyor?
Bu desteğin nedenlerini sormak ve bunun nedenler üzerinden topluma çözüm sunacak politikalar belirlemek. Yani AKP’yi geriletmek yerine iktidar olmayı hedefe koymak. 

O zaman önce AKP’yi 12 yıldır güçlü bir şekilde iktidarda tutan nedenlerden başlayalım.. Nedir o nedenler?
AKP’nin iktidarının geçmişi 12 Eylül’e kadar gider. AKP’nin böylesine güçlü temele oturması ile 24 ocak sonrası Türkiye’deki sosyal güvenlik sisteminin tasfiye edilmesi arasında güçlü bir ilişki vardır. 
Bir yandan sosyal güvenliğe sahip kesimlerin güvencesiz bırakılmasıyla oluşan güvencesiz kitle... Diğer yandan kırsal kesimden kente göç ile kentlerde biriken güvencesiz muazzam bir nüfus... Devlet bunlara bir güvenlik oluşturmadı. Sosyalist güçler tasfiye edildi ve sosyalist güçler de bir alternatif oluşturamadılar. Geriye tek seçenek, inanç temelli bir güvence mekanizması oluşturmak kaldı. 
Bu mekanizmayı oluşturacak güçler mahallelerde, gecekondularda bunun çalışmalarını yürüttüler. Sonuçlarını da 1994’teki yerel seçimlerde aldılar. O dönem Refah Partisi, özellikle büyük kentlerde, yerel yönetimlere geldi. 
Yerel yönetimlere gelmeleriyle belediyenin de olanaklarını kullanarak kendi güvence anlayışlarını çok daha genişlettiler. Belli bir sistematiğe oturttular. Yardım ağları kurdular. Hak temelli bir sosyal politika yerine yardım temelli bir sosyal politikayı ön plana çıkardılar. 

Nasıl bir işlev gördü bu yardım temelli sosyal politika?
Bir taraftan emekçi kesimleri işsizleştiren, yoksullaştıran ekonomi politikaları uygularken, öte yandan işsizleşen, yoksullaşan, çok kötü koşullarda çalışmak zorunda kalan emekçi kesimleri bu yardım mekanizmasıyla kendi yanlarında tutmayı başardılar. 
İktidara geldiklerinde de 12 Eyül darbe yönetiminin bile cesaret edemeyeceği radikal, toplumu olumsuz yönde etkileyecek, emek düşmanı politikaları hayata geçirmede tereddüt etmediler.  Tüm emek düşmanı politikalarına rağmen toplumda bir güven sağladılar. 
Ama bu güven biraz zorla rıza içeren bir güven. Bir yanda açlık diğer yanda yardım, bir yanda yüksek işsizlik diğer yanda düşük ücretli güvencesiz, kötü koşullarda çalışmaya razı edilme var. Böyle bir mekanizma üzerinden toplumda bir yer oluşturdular. Politikalarıyla hayatlarını olumsuz yönde etkiledikleri insanların hayatlarına dokunmayı başardılar söz konusu mekanizmalar sayesinde! 

Siz hak temelli değil, yardım temelli sosyal güvenlik ağı diye eleştiriyorsunuz. Fakat evde yaşlı bakımından yakacağa birçok kalemde bütçeden yoksullara kaynak aktarılıyor. 
Buradaki mekanizmada tamam devlet var! Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı çatısı altında gerçekleştirilen yardımlar için bütçeden 20 milyarın üzerinde kaynak ayrılıyor. AKP milyonlarca aileye yardım ediyor.
Fakat burada bir sorun var? Daha önceki sistemde devlet sosyal güvenliği finanse ediyordu. Şimdi ise kaymakamlık, valilik, yerel yönetimler hangi mahallede hangi aileye yardım edeceğini belirliyor. Ağırlıklı olarak “Ben, sadece yandaşım olan, bana oy vereceğini garanti edecek kimseye yardım ederim” mantığı işliyor. Bu siyasi olarak kullanılabilecek bir mekanizma.
“Bulunduğum mahallede siyasi partiye oy çıkmazsa bu yardımlar kesilecek mi?” endişesi taşıyan yoksullar yardımlar kesilmesin diye “Mevcut iktidara oy vermem gerekir” diye düşünür. Bu durum ne zamana kadar böyle devam eder? Ta ki başka bir alternatif bulunana dek! 

Partiyi iktidarda tutmakla yardım arasında faydacı bir ilişki kurabilir insanlar.  Bu bağımlılık ilişkisinden rahatsız olmayabilirler. Bunun sakıncası nedir? İtirazınız neye?
Sabah akşam zor koşullarda, hayatınızı tehlikeye atarak çalışmanın bedeli 900 liralık ücret olacak sonra da çocuğunuz var diye size 50 lira verilecek.
Emeği ile geçinenleri aç, yoksul bırakıp muhtaç hale getirenler öte yandan 20’ye yakın kalemde yardım yaptıklarında aslında emekçiye iyilik yapar görünürken kötülük yapıyorlar.
Aslında kendi kazandığıyla ailesini geçindirebilmesi gereken emekçiler ancak yardımlarla ayakta durur hale getiriliyor. En zaruri ihtiyacını, eksiğini yardımlarla gideriyor. 
Emekçinin kendi emeğine sahip olabilmesi esas olarak yardım mekanizmasına bağladığından özgürlüğü ve geleceği elinden alınmış oluyor. 
Bu yöntem aynı zamanda işçileri, emekçileri kendi gelecekleri için vermeleri gereken sınıf mücadelesinden de uzaklaştırıyor.  

İSVEÇ’TE OLMADIĞIMIZI BİLMELİYİZ!
Alternatif politikaların üretilebileceği öncelikli alanlar nerelerdir? Nerelere dokunmalı?
Norveç’te ya da İsveç’te olsaydık sadece sınıf programıyla hareket edebilirdik. Bizim gibi ülkelerde emek politikalarını ihmal etmeden demok-rasi sorunlarına da yanıt verecek bir program oluşturulmalıdır.

AKP ile birlikte demokrasi ihtiyacı daha çok artmıştır. İş cinayetinden kadına yönelik şiddete, Alevilere yönelik ayrımcılıktan inanç özgürlüğünün engellenmesine, Süryanilere-Ermenilere yönelik olumsuz tutumdan LGBTİ’lerin dışlanmışlığına tüm sorunların birleştiği  nokta; demokrasi. Eğitimden sağlığa, ekolojiden yerel yönetimlere, dış politikadan kadın sorununa tüm sorunlar kesişiyor. En temel meselenin Kürt meselesi olduğunu da unutmamak gerekir.  Bu çetrefilli problemi çözmezseniz ekolojiyi de kadınların yaşadığı sorunu da çözemiyorsunuz. “Birlikte olalım ama Kürt meselesini önemsemeyelim” olmaz.

“Noveç’te değiliz, Türkiye’de demokrasiyi ha-kim kılmak için AKP’nin otorositesini kırmalıyız dolayısıyla onu geriletmeliyiz” diye bir itiraz gelse...
Düz bir mantıkla bakıyorsanız. Tüm bu problemlerin yaratıcısının AKP olduğunu düşünüyorsanız, AKP’nin  gitmesiyle tüm bu problemler ortadan kalkar. Bu problemlerin yaratıcısı AKP değildir. AKP bu sorunları yaratan politikaların uygulayıcısıdır.  ANAP siyasi alandan uzaklaştı yerine ne geldi? Tansu Çiller gitti RP geldi. O gitti DSP, MHP, ANAP koalisyonu geldi. Onlar gitti AKP geldi.  Siyaset şunu şuradan alalım şunu şuraya koyalım meselesi değil. Toplumsal meseledir. Toplumun en diplerine kadar uzanamadığınız, temel meselelerini algılayıp çözüm üretemediğiniz zaman o bununla koalisyon yapsın, onun yerine bu gelsin gibi bir düşünceyle 
hiçbir şekilde çözüm getiremezsiniz. Vakit kaybı yaşarsınız. 
Yüzde 80’i emekçi olan bir ülkede onları ikna etmek lazım. Ona güven vermek lazım. 

GENEL SEÇİMİN  HAVASI CUMHURBAŞKANLIĞININKİNDEN FARKLI
Ülkenin yüzde 80’ini oluşturan emekçilerin geleceğini güzel kılacak bir birlik için bugünkü öneriniz nedir?

Kabul edilmelidir ki Kürt hareketi toplumla buluşabilmiştir. Mücadele sonucu belli bir kesimin güvenini almıştır bu hareket. Demokratik bir kaygıyla, sınıfsal bir temele de dayanarak demokrat kesimlerle olma yolunu seçmiştir. 2002 yılından bu yana oluşan seçim birliklerinde bu açıkça görülmüştür. Kürt hareketinin yüzünü demokrasi kesimlerine dönmüş olması Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından da... Egemenlerin bugüne kadar yok saydığı, ezdiği kadın, Alevi vs. bütün toplumsal kesimler açısından da büyük bir olanaktır.
Bu iyi değerlendirilip HDP içerisinde bir emek ve demokrasi cephesi kurulmalı. Buradan siyasi güç olarak çıkılmalı!

Siyasi yapıların HDP’ye eklemlenmesi mi yoksa geniş bir cephe mi tarif ettiğiniz şey?
Çok daha geniş bir şeyden bahsediyorum. 2011 yılından bu yana demokrasiye ihtiyacı olan kesimlerin sayısı artmış ve genişlemiştir. Mütedeyyin kesimler bile demokrasi talep eden haldedir. Toplumun büyük bir kesimi demokrasi ihtiyacı içerisindeyse buna cevap verecek cephenin de çok daha geniş kurulması gerekir elbet de. 
Cephe derken seçim birlikteliğini kastetmiyorum. Böyle birliktelik gelip geçici, sabun köpüğü gibidir. Seçimden sonra dağılır. Böyle bir yapı hiçbir zaman topluma, seçmene güven vermez. Toplum böyle bir durumda “Yarın ne olacak?” diye düşünür. 
Ekmeğine, aşına, geleceğine dokunmayacak,  emekçi, sosyalist, Alevi, mütedeyyin vs.  kesimlerden oluşturulacak bir vitrinle olmaz. Toplumun hoşuna gidebilir. Ama destek gelmez.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde HDP Adayı Selahattin Demiştaş etrafındaki birlikteliği nasıl yorumluyorsunuz? 
Seçmen cumhurbaşkanlığı seçiminde teveccüh göstermiş olabilir. Genel seçimler gibi toplumun geleceğini doğrudan etkileyecek olan, 12 yıllık oturmuş politikaları değiştirecek olan seçimlerde işin rengi değişir. 
İşçi, esnaf, taşeron, küçük üretici kendi açısından değerlendirir. Doğrudan hayat içerisinden düşünür. Sandığa giderken vitrin birlik renkli bir görüntü olabilir. Fakat yurttaşın kalkıp sandığa gittiği zaman sadece o renkliliğe, o güzelliğe, o hoşluğa oy vereceğini sanmıyorum. Kendi hayatına değdiği noktaya oy verecektir. Dolayısıyla da bir vitrin birlikteliği yerine bir birini kesen sorunları çözecek bir platform oluşturulmalı. 
Mağduriyetler birbiri ile çelişkili değildir. Kürt’ün kimlik haklarını alması, asgari ücretlinin daha fazla bir ücret talebinin karşısında değildir. Tam tersine onun haklarını geliştirecek bir mücadelenin önünü açacaktır. Tüm mağduriyetler için bu böyledir. 
Bu nokta çok iyi ifade edilip politize edilmelidir. Ayrıştırsıcılıktan, düşmanlaştırıcılıktan uzak bir bütünlük sağlanmalı. Bu bütünlük; çiftçinin, işçinin, öğretmenin, kadının, Alevi’nin, Kürt’ün refah içinde yaşamanın alternatifi buradadır deyip oluşturduğu bir bütünlük olmalıdır. 

DAHA ÇOK KÖMÜR VERECEĞİM 
DERSENİZ AKP’Yİ GÜÇLENDİRİRSİNİZ 

AKP’nin, yarattığı muhtaçlık üzerinden insanları kendine bağlama başarısından bahsediyorsunuz. Peki bu ‘başarı’ karşısında emek ve demokrasi güçleri nasıl bir seçim platformu oluşturmalı?
İktidar hedefi taşıyanların AKP’nin bu politikalarının tam karşısında bir programla ortaya çıkması gerekir. 
Örneğin CHP’nin farklı hiçbir alternatifi yok. Hatırlarsınız önceki seçimlerde CHP yoksullara  600 TL’lik ‘aile ücreti’ vaat etti. Bu AKP’nin uyguladığı politikalarla AKP ile yarışmaya kalkmaktır. Böyle yarışamazsınız. O zaten bu politikaları halka indirmiş durumda. 

‘Ben size daha çok gıda yardımı yapacağım daha çok kömür göndereceğim’ propagandasıyla olmaz diyorsunuz... 
Siz bu politika ve söylemle halkın karşısına çıktığınız zaman AKP’yi daha da güçlendirirsiniz.  Seçmende şöyle bir algı oluşturursunuz:  Demek ki AKP’nin uyguladığı politikalar doğruymuş!  

Daha çok yardım üzerinden hareket etmeyecekse, alternatif politikaların zemini ne olacak?
Birlik, cephe konuşmadan önce, toplumun karşısına nasıl bir politikayla çıkacağımızı konuşmalıyız. “Biz şu politikalarla ortaya çıkıyoruz. Bu politikalarla sana bugüne kadar yaşadığından daha iyi bir yaşam sunacağız” diyebilmeliyiz. Diyebilmenin ötesinde bu güveni verebilmenin yollarını bulmalıyız.
Bunlara girmeden, bazı hareket ve siyasi partilerin bir araya gelmelerini çok anlamlı bulmuyorum. Alternatif politikalarla toplumun karşısına çıkamıyorsanız, bütün birliktelikler AKP’nin çok daha güçlü şekilde var olmasına yol açar. Esas mesele toplumun alternatif olarak görebileceği politikalar üremek.

 

Yarın: TTB Başkanı Bayazıt İlhan ve DİSK Genel Başkanı Kani Beko

İLGİLİ HABERLER

27 Ocak 2015 08:48
Birlik, cephe konuşmadan önce, toplumun karşısına nasıl bir politikayla çıkacağımızı konuşmalıyız. 'Biz şu politikalarla ortaya çıkıyoruz. Bu politikalarla sana bugüne kadar yaşadığından daha iyi bir yaşam sunacağız' diyebilmeliyiz. Diyebilmenin ötesinde bu güveni verebilmenin yollarını bulmalıyız. Bunlara girmeden, bazı hareket ve siyasi partilerin bir araya gelmelerini çok anlamlı bulmuyorum.

DİĞER HABERLER