25 Ocak 2015 09:23

Gelincik kokusu

Ali İsmail Korkmaz’ın çok sevdiğim bir fotoğrafı var. Gözlerini kapatmış bir gelinciği koklarken. Ağaçlar görünüyor arkasında. Oysa bilirsiniz gelinciğin kokusu yoktur. Kokusuz çiçek olarak bilinir doğada. Kokusuz çiçeğin kokusunu duyan çocuk. Öyle ki fotoğrafa bakan da çiçeğin kokusunu duyacak sanki. O kadar içten, masum.

Paylaş

Mehtap MERAL

Ali İsmail Korkmaz’ın çok sevdiğim bir fotoğrafı var. Gözlerini kapatmış bir gelinciği koklarken. Ağaçlar görünüyor arkasında. Oysa bilirsiniz gelinciğin kokusu yoktur. Kokusuz çiçek olarak bilinir doğada. Kokusuz çiçeğin kokusunu duyan çocuk. Öyle ki fotoğrafa bakan da çiçeğin kokusunu duyacak sanki. O kadar içten, masum. 

Gelinciklerle ilgili bir sürü efsane var. Bunlar hep savaş ve ölümle ilgili. Mesela Gelibolu’da binlerce ölünün arkasından Gelibolu’nun gelincik tarlasına döndüğüne inanılmış, bu yüzden Gelibolulular kan çiçekleri dermiş gelinciklere. Bir çiçek için ne kadar kötü savaş ve kanla anılmak. Ama ben gelinciği Ali İsmail’le birlikte anıyorum artık.

Kan çiçeği gelincik ve kulağımda Livaneli’nin Kan Çiçekleri şarkısı… Ali İsmail’i, acılı anne ve babasını düşünüyorum. Ali İsmail’i döverek öldüren sanıklara sadece on yıl ceza verilmesini kabul edemiyorum. Adalete olan güven bir kez daha sarsılırken ölmüş çocuklarımızın ardından ölmeyecek diye bağırmak istemiyorum. Çünkü çocuklarımız ölüyorlar. Çünkü zalimlik her geçen gün biraz daha prim yapıyor ve biz engel olamıyoruz. İşte Şırnak’ta öldürülen 12 yaşındaki Nihat Kazanhan. 14 yaşındaki Ceylan Önkol. 12 yaşındaki Uğur Kaymaz. Ece Ayhan’ın dediği gibi “Buraya bakın-burada, bu kara mermerin altında-bir tenefüs daha yaşasaydı-tabiattan tahtaya kalkacak bir çocuk gömülüdür-devlet dersinde öldürülmüştür” Ölü çocuklar ülkesi olmuşuz.

Yeldeğirmeni’ndeki Ali İsmail Korkmaz Parkı’nın açılışında Ali İsmail için bestelediğim “Gezi’nin Çocuklarına” yı söylemiştim. Emel Anne ve Şahap Baba’da ordaydı. Düğüm düğüm olmuştu boğazım. Keşke hiçbir çocuk ölmese, öldürülmese hiçbir anne baba evlat acısı çekmese, diye düşünmüştüm orda olan herkes gibi. Neşeli şarkılarımız olsaydı çocuklarımıza adadığımız. Ama benim şarkım acılı bir anneyi bir kez daha dağlıyor ve ağlatıyordu işte. 

Belki gelinciğin de kokusu vardı bir zamanlar. Belki gelincik, bir çocuğun en sevdiği çiçekti. Her bahar gelincikler arasında koşar, koklardı onları çocuk. Sonra o çocuğu öldürdüler, döve döve öldürdüler, havan mermileriyle öldürdüler, yaşından fazla kurşunlarla öldürdüler ve gelincik öyle acı çekti ki kokusunu yitirdi. Belki bu yüzden duymaz olduk gelinciğin kokusunu. 

Japonlar gelincik için şöyle derlermiş “Gelincik insan ömrü gibidir. Dün vardır. Yaşamıştır. Bugünü vardır yaşıyordur. Ama yarını belli değildir.”  Siz söyleyin, benzemiyor mu gelincik bizim çocuklarımıza?

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

‘Daha on dokuz yaşında düşlerinde özgür dünya’

SONRAKİ HABER

Pompalı tüfekle öldürmeye teşebbüs eden erkeğe önce ceza sonra tahliye verildi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa