‘AKP’ye karşı ittifak seçenek değil zorunluluk’

‘AKP’ye karşı ittifak seçenek değil zorunluluk’
‘AKP’ye karşı  ittifak seçenek  değil zorunluluk’

Yazar Aydın Çubukçu, yaklaşan seçimlere ilişkin tüm demokrasi güçlerini kapsayan bir ittifakın zorunlu olduğunu söyleyerek, seçimi kaybetmesi durumunda iç savaş seçeneğini dahi göze alabilecek AKP’ye karşı güçlü bir halk muhalefetini örmek gerektiğini vurguluyor.

Faruk AYYILDIZ

Yazar Aydın Çubukçu, yaklaşan seçimlere ilişkin tüm demokrasi güçlerini kapsayan bir ittifakın zorunlu olduğunu söyleyerek, seçimi kaybetmesi durumunda iç savaş seçeneğini dahi göze alabilecek AKP’ye karşı güçlü bir halk muhalefetini örmek gerektiğini vurguluyor. 

‘AKP’NİN KORKUSU VE UMUDU’

2015 seçimlerine Türkiye hangi ortamda gidiyor?
Seçimleri kaybetmeyi asla kabul edemeyecek olan bir iktidarla seçime gidiyoruz. Seçim ortamını geren ve mutlak bir zafer isteyerek buna yol açan doğrudan doğruya AKP Hükümetinin içerisinde bulunduğu koşullardır. Her şeyden önce iktidardan ayrılmak demek; bugüne kadar birikmiş bütün suç dosyalarının tekrar soruşturma konusu olabilme ihtimalidir. Bu ise yalnızca AKP’yi seçim kaybetmiş bir parti olarak tanımlamanın ötesinde bir durum yaratacaktır. Eğer seçimler AKP’nin kaybettiği ve demokratik bir muhalefetin iktidara geldiği sonuçlar doğurursa bu doğrudan doğruya, kapatılmış bütün dosyaların açılması, başta kaçak saray olmak üzere yapılan her şeyin hesabının sorulması için bir imkan olacaktır. AKP’nin başlıca korkusu budur. 

Diğer yandan AKP’nin bir de umudu vardır. O da; 330’dan fazla milletvekili çıkartarak anayasayı tek başına ve referandumsuz değiştirme hayalidir. Bu doğrudan doğruya başkanlık sistemiyle, başkanlık sistemine olan istekle ilgili beklentidir, umuttur. Gerek AKP’nin korkusu, gerekse umudu her bakımdan halk için bir karabasandır. Eğer korktuğu gibi bir sonuç elde ederse bugüne kadar yaptığı hazırlıklara, ajitasyona bakarak AKP’nin iç savaş dahil her şeyi göze alabilecek bir komplolar zincirini başlatmasından korkulmalıdır. Buna karşı koyabilmek için de mutlak surette güçlü bir halk muhalefetini örmek gerekir. 

AKP’nin bu seçimlerden de tek başına iktidar olarak çıkması halinde, muhalefeti bastırmak için ciddi bir saldırıya girişeceğine dair yorumlar yapılıyor. Böyle bir olası tabloyu engellemek için neler yapılabilir?
Seçimleri ister yine çoğunlukla, isterse kendi istediği tarzda 330 milletvekili çıkartacak bir meclis mutlak çoğunluğuyla kazanmış olsun, her iki durumda da iktidarını daha güçlendirmek ve muhalefetini daha da sindirmek, sıkıştırmak için yeni yasal ya da gayriyasal pek çok yola başvuracağından kimse kuşku duymamalıdır. Bu durumda seçimleri kazanmış olması yalnızca hükümetteki varlığını sürdürmekle sınırlı kalmayacaktır, toplumun bütün hareket halindeki unsurlarını bastırmak ya da denetim altına almak için de bir dizi yeni girişimde bulunacaktır. 

KÜRT DİNAMİĞİNİ HESABA KATMADAN OLMAZ

Kürt hareketinden HDP, ÖDP ve EMEP başta olmak üzere demokratik güçlerin en geniş birliğin sağlanması yönünde çağrıları oldu. EMEP de, 7. Kongresinin sonunda, demokrasi güçlerinin birleşik cephesi ihtiyacına dikkat çekti. Bu çağrıları nasıl değerlendiriyorsunuz?
AKP’nin beklentileri ve korkuları her alanda; emek mücadelesinde de, kültür alanında da, özel hayat, laiklik vb. toplumsal sorunlarda da yeni bir mücadelenin başlaması demek olacaktır. Daha yüksek bir baskıya karşı daha yüksek bir mücadelenin de şartları, gerekliliği ortaya çıkmış olacaktır. Buna şimdiden, seçimlerin sonucunu beklemeden halk güçlerinin her kademede toparlanarak bir hazırlık yapması gerekiyor. Halk güçleri dediğimiz unsurlar bugün toplumsal muhalefetin belli başlı dinamikleridir. Yani ezilen ve baskı gören bütün milliyetler, halklar, inançlar, dinler halen kendi sorunlarını halledememiş olmak bakımından halk muhalefetinin imkanlarıdır, taraflarıdır. Toplumsal gruplar olarak adlandırılan ve bugüne kadar Gezi’de özellikle kendilerini göstermiş olan kimi kesimler yine bu muhalefet hareketinin unsurları olarak geçmişte olduğu gibi önümüzde de hareket halinde olacak olan dinamiklerdir. İşçi emekçi hareketi her bakımdan baskı altındadır. Çalışma koşullarından, sendikal örgütlenmeye, ücret sorunlarından, çalışma koşullarındaki facialara kadar pek çok soruna sahiptir işçi emekçi cephesi ve nasıl birleşik bir mücadelenin ortaya çıkabileceğine dair sorular işçi sınıfının da, kamu emekçilerinin de gündemini meşgul etmektedir. Bunlara doğru dürüst cevap verecek yani bütün diğer toplumsal muhalefet unsurlarıyla, işçi emekçilerin birlikte aynı politik çerçevede hareket etmesini sağlayacak bir örgütlenme, asıl mesele budur. Buna aday iki birleşik hareket diyebileceğimiz girişim var. Birisi, Birleşik Haziran Hareketidir, diğeri HDK’dir. 

CHP VE KÜRTLERİ BİRLİKTE HAREKET ETTİRECEK ŞARTLARI SAĞLAMALIYIZ

Peki bu iki güç arasındaki ittifakı mümkün görüyor musunuz? 
Şartlar bunu zorunlu kılıyor. Böyle bir birlikte hareket etmenin zorunlu olduğu bir sürece giriyoruz. Ayrı ayrı kimse bir şey yapamayacaktır. Özellikle Kürt hareketini, Kürt halkının dinamiklerini, bütün o mücadeleci potansiyelini hesaba katmayan herhangi bir halk birliği, başarı ummamalıdır. Buna geniş bir cephe diyorsak eğer ihtiyacımızın geniş bir cephe olduğunu söylüyorsak; Kürtlerle örneğin CHP’yi aynı yerde hareket ettirebilecek şartları hazırlamakta devrimcilerin görevidir. CHP ve Kürt hareketini özellikle örnek gösteriyorum çünkü bir araya gelemezler diye düşünülen iki kesimdir oysa halk muhalefetinin esas kitlesini esas oluşturacak kitlede bu iki uçta toplanmaktadır. Şüphesiz emek hareketini bu işe çok örgütlü ve kitlesel olarak sokmadıkça, işçilerin özellikle mücadeleci kesimlerini böyle bir cepheye kazanmadıkça ki cephenin ekseni olması ayrıca son derece de önemlidir ama onu başka başlık altında tartışabiliriz. Fakat işçi sınıfının ve emekçilerin kitlesel katılımından mutlaka söz etmek lazım ve bunu sağlayabilecek başlıca ipuçları sendikaların elindedir. Bunları bir araya getirebilen örgütlenme Türkiye’de başarıya ulaşır. Yani yalnızca AKP’nin iktidarını engellemek, AKP’nin kafasında oluşturduğu oligarşik bir yönetimi engellemek bakımından değil iktidarı ele geçirmek bakımından da bir görev üstlenebilir. 

İttifakın zorunlu olduğu vurgusunu siz de yaptınız ancak ‘Kürtler olmadan da sosyalistler ittifak kurabilir, Kürtler ile sosyalistlerin gündemi farklı’ yorumlarını da sık sık duyuyoruz... Diğer yandan ‘sokak’ da vurgusu var. Seçim değil sokağın daha önemli olduğu belirtiliyor... 
Hareketin hangi biçimlerini alacağını önceden kestirmenin ne kadar imkansız olduğunu Gezi direnişi sırasında gördük. Parlamento için mücadele etmek, parlamenter olanakları kullanarak mücadele etmekle, sokak hareketleri birbirinin alternatifi değildir. Birinden vazgeçerek diğerini, birini ihmal ederek ötekini kullanarak başarıya ulaşacağımız düşünmek de çok doğru değil. Bunlar imkanlarımızdır. Bunları nasıl kullanacağımız, bunların hangisine hangi dönem de nasıl ağırlık vereceğimiz ayrıca bir taktik tartışması olabilir ama esas olarak baktığımızda, parlamento ile sokağı birbirinden ayrı, birbirine karşı ya da birini tercih edersek diğerini dışlayacağımız seçenekler olarak görmemek lazım. Tıpkı, Kürtler ve sosyalistler diye bir ayrım yapmak gibi bizim herhangi bir imkanı gözden ırak tutma lüksüne sahip olmadığımız bir dönemden geçiyoruz.

Şurası açıktır; Kürtler, Kürt özgürlük hareketi hem mücadele gelenekleri bakımından, hem kitlesel gücü bakımından bugün herhangi bir muhalefet hareketinin ayrılmaz parçası durumundadır. O olmadığı zaman hem bu muhalefet hareketi programatik olarak eksik kalacaktır, yani demokrasi tanımını yapmakta eksik kalacaktır. Hem de kitle gücü bakımından son derece geride kalacaktır. Demokrasi tanımı şuradan önemlidir ki; eğer sosyalistler bugün milyonlarca Kürt’ün gerçek özlemlerine ve taleplerine cevap verecek bir programla muhalefetlerini sürdürmüyorlarsa, yapamıyorlarsa bunu aslında demokrasi bakımından bir eksiklik vardır. Demokrasiyi tanımlamakta bir sorun yaşıyorlar demektir. Öyleyse, Kürt hareketiyle ittifak yalnızca gücümüzü çoğaltmak açısından değil hedeflerimiz netleştirmek bakımından da son derece önemlidir. BHH ve Kürt hareketinin birlikte hareket etmesi zorunludur ama mümkün müdür? Buna bakmak lazım... Bildiğim kadarıyla haziran hareketi içerisine Kürt hareketine karşı ön yargılı hatta uzak davranan bazı kesimler var. Bunların yalnızca solcularla, sosyalistlerle bir birlik yaparak demokratik muhalefeti inşa edebilecekleri yönündeki düşünceleri yalnızca eksik olmakla kalmayıp yanlış ve geçersizdir. 

ÇÖZÜM DEMOKRASİ İSTEYEN HERKES İÇİN ÖNEMLİ

Kürt hareketine karşı ön yargılı ve uzak diye tanımladığınız kesimler, Kürt hareketinin AKP ile olan süreç ilişkisini eleştiriyor ve Kürtlerin, AKP ile siyasi ittifak yaptığını iddia ediyorlar daha çok...

Kürt hareketinin AKP ile ilişkileri meşru ve haklı bir zeminde sürdürülen bir ilişkidir. Burada mücadelenin gelip dayandığı bir çözüm aşaması tartışılmaktadır. Çözümün içeriğinin ne olacağı yalnızca Kürt hareketini değil doğrudan doğruya Türkiye’de yaşayan bütün halkları, işçileri, emekçileri de ilgilendirmektedir. Dolayısıyla buna dışarıdan bakmak hatta bunu bir düşman görüşme, ‘bize karşı’ bir görüşme olarak değerlendirmek son derece yanlıştır ve Türkiye’de sol güçleri de zayıflatan bir düşünce tarzıdır. Kürt halkının bütün taleplerinin, hak ve çıkarlarının gelişmesi, gerçekleşmesi yönünde bir çözüme doğru ilerlemesi yalnızca Türklerin değil veyahut yalnızca Kürtlerin siyasi hareketinin değil bütünüyle demokrasi ihtiyacı hisseden bütün kitlelerin yararına olacaktır. 

CHP OLURSA YA DA OLMAZSA...

Seçime bir güç birliği ile girme tartışmaları yapılırken CHP’yi bunun içinde önerenler de, önermeyenler de var? Sizce böylesi bir birliğin kapsamı nasıl olmalı?
CHP’nin böyle bir birlikte olması elbette iyidir, gereklidir de. Fakat CHP daha bu tartışma kendi içerisinde uç vermeye başladığı andan itibaren de bölünme işaretleri vermiştir. Bu aslında kötü bir şey değildir. Bu tartışmanın CHP’yi arındırmaya, saflaştırmaya, safını belli etmeye yönelik bir gelişmeye yol açması halkın yararınadır. CHP’nin bundan ürkmemesi ya da CHP kitlesi, böyle bir durumdan ürkmemesi aksine kendi gelişmesinin bir imkanı olarak değerlendirmeli. Ama diyelim ki CHP bütün hatlarıyla buna karşı durdu ve böyle bir birliğin içerisinde yer almaktan kaçındı. O durumda sosyalistlerin ve Kürt özgürlük hareketinin birlikte hareket etmesinin önünde bir engel haline gelmemesi önemlidir. Yani katılmayabilir ama etkisi altında bulundurduğu sol ve sosyalistleri bu hareketin dışında bulunmaya, kendisiyle birlikte hareket etmeye zorlama ihtimali vardır. Yani; orayla ittifak değil seçimlerde bizimle ittifak yapın çağrısı yapması doğaldır, yapacaktır bunu. Tıpkı cumhurbaşkanlığı seçimlerinde olduğu gibi bazı sol yapılar, Kürtlerin içerisinde bulunduğu bir ittifakla hareket etmektense CHP ile hareket etmeyi daha uygun görebileceklerdir. Bu mümkündür ve öyle görünüyor ki, bütün önümüzdeki tehlikeli manzaraya rağmen CHP’nin ve bazı solcuların böyle bir yolu tercih edecekleri daha büyük bir ihtimal gibi görünüyor bana. 

AKP’NİN GÖREBİLECEĞİ SON SEÇİM OLABİLİR

2015 seçimleri sonrası nasıl bir tablo bekliyor? 
Özellikle dünya ilişkileri açısından Türkiye’nin durumu gittikçe daha karmaşık, zor ve sıkıntılı bir döneme girecektir. Yalnızca Ortadoğu’daki ilişkiler bakımından değil aynı zamanda Avrupa ve Amerika ilişkileri bakımından da Türkiye doğru tercihler yapmak ya da şu anda bulunduğundan daha kötü bir duruma düşmek arasında salınıp duracaktır. Belirsizlikler çok katıdır ve bu belirsizlikler AKP içerisinde de tartışmalara ve bölünmelere yol açabilecek derecede güçlüdür. İç politikada gittikçe otokratik ve monarşik yönetim tarzına doğru sezilen eğilimler, geniş halk kesimlerinde olduğu gibi AKP içerisinde de bazı tartışmalara yol açmaktadır. Aynı zamanda AKP’nin yolsuzluklara bulaşanlar hakkındaki soruşturmalar konusunda da sıkıntılar yaşadığına dair kuvvetli işaretler vardır. Yeni bir seçimle, yeni bir seçim zaferiyle bütün bu sorunların üzerinin örtülebileceğini uman bir yönetim var AKP’de, özellikle en tepeden başlayarak aşağıya doğru inen bir eğilim. Seçimi kazanırsak bütün bunlar unutulur diye bir beklenti var. Fakat bu artık suçları örtmek için kullanılan üçüncü seçim olacak. Şu var ki; suç dosyaları kapatılsa bile suçlar devam ediyor. Yani yeni suçların işlendiği, yeni yolsuzlukların yapıldığı, yeni rüşvetlerin alınıp, verildiği açıktır. Bütün bunlar artık seçimlerle örtülemeyecek hale geldiğinde parça tesirli bir bombayla karşı karşıya kalabiliriz. Yani düştüğü her yerde ayrı ayrı kendisi de patlayan bilye bombası gibi olacaktır. Bunun ortaya çıkartabileceği tehlikeli sonuçlar var; başlangıçta dediğim gibi halk muhalefeti derli toplu direniş sergilemez, örgütlü bir güç olarak bu eğilimlerin önüne dikilemezse iç savaş dahil her yolu denemeye hazır bir örgütlenmeyi göze aldığına dair pek çok belirti vardır. Dolayısıyla seçimler belki AKP yönetiminin istediği tarzda sonuçlanırsa onlar için geçici bir rahatlama sağlayacaktır ama bu eskisinden çok daha kısa süreli ve yeni parçalanmalar getiren bir zafer olacaktır, fevkalade yıpranmış olarak çıkacaktır. Seçimleri kazansa bile bu Pirus’un ordusu gibi darmadağın orduyla kazanılmış zafer olacaktır. Asıl mücadele de ondan sonra başlayacak. Hem kendi iç çelişkileri dolayıyla hem de halk muhalefeti üzerindeki etkisi dolayısıyla seçimler AKP’nin gördüğü, görebileceği son seçim olabilir.

İLGİLİ HABERLER

25 Ocak 2015 05:08
Yazar Aydın Çubukçu, yaklaşan seçimlere ilişkin tüm demokrasi güçlerini kapsayan bir ittifakın zorunlu olduğunu söyleyerek, seçimi kaybetmesi durumunda iç savaş seçeneğini dahi göze alabilecek AKP’ye karşı güçlü bir halk muhalefetini örmek gerektiğini vurguluyor.

DİĞER HABERLER