25 Ocak 2015 05:04

Mısır’da darbenin hedefi 25 Ocak’ın talepleri

25 Ocak devriminin yıl dönümde Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü hocası Prof. Dr. Fulya Atacan’la 25 Ocak’tan sonra neler değiştiğini ve Mısır’da yaşanan son süreci konuştuk. Atacan toplumun her kesiminde baskı yönetiminin devam ettiğini söylüyor. Mısır’da işçiler, gençler açısından zor bir süreç işlediğini belirten Atacan “Çünkü hedef sadece Müslüman Kardeşler değil. Sistemi değiştirmek isteyen herkese karşı bir baskı var.” diyor.

Paylaş

Özlem Temena
İstanbul 

25 Ocak 2011’de başlayan ve 11 Şubat’ta diktatör Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanan “25 Ocak Devrimi’’  Ortadoğu tarihi için büyük bir dönemeç oldu. 25 ocak devriminden bugüne kadar geçen 4 sene içinde ülke bir çok kez ayaklanmalara, grevlere, katliamlara ve darbeye tanıklık etti.  25 Ocak devriminin ardından Mısır’da kuşkusuz pek çok şey değişti. Mübarek’in ardından başa geçen Mursi devrildi ve ülkede bir askeri darbe gerçekleşti. Eski Genelkurmay Başkanı Sisi bugün sivil bir hükümetle ülkede iktidar olduğunu iddia etse de, yaşananlar Sisi’yi yalanlıyor. 

25 Ocak devriminin yıl dönümde Yıldız Teknik Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü hocası Prof. Dr. Fulya Atacan’la 25 Ocak’tan sonra neler değiştiğini ve Mısır’da yaşanan son süreci konuştuk. Atacan toplumun her kesiminde baskı yönetiminin devam ettiğini söylüyor. Mısır’da işçiler, gençler açısından zor bir süreç işlediğini belirten Atacan “Çünkü hedef sadece Müslüman Kardeşler değil. Sistemi değiştirmek isteyen herkese karşı bir baskı var.” diyor. 

25 Ocak devriminde30 yıldır iktidarda bulunan Mübarek devrildi, sonrasında yine halk ayaklanmaları sonucu Mursi devrildi. Kısa süre içinde 2 iktidarın yıkıldığı Mısır’a bakarsak şu anda Mısır’da sokakta olan bir muhalefet var mı?
Şu an için sokakta mücadele eden çok az bir kitle var. Bu kitlenin çoğunluğunu genel olarak yoksul mahallelerden gelenler oluşturuyor. Yoksul mahallelerinde ki muhalefet basında yer almıyor. Diğer taraftan Müslüman Kardeşlerin üyeleri de sokak muhalefetinin bir parçası. Ancak genel olarak bakıldığında az bir kitle var diyebiliriz 

‘DARBE SADECE MK’YE YAPILDI ALGISI DOĞRU DEĞİL’

Diğer bir taraftan da Mısır’da üniversiteler çok hareketli, yönetime karşı çoğu zaman protestolar gerçekleşiyor, neler oluyor üniversitelerde? 
25 Ocak isyanının en büyük bileşenlerinden biri de üniversite gençliğiydi. Gençler hem katılım anlamında hem de meydanın örgütlenmesi açısından büyük rol oynadılar. Sisi’den sonra çok büyük sayıda üniversite öğrencisi tutuklandı.

Mesela el Ezher’de Müslüman Kardeşler (MK) üyesi oldukları iddiasıyla gecenin bir yarısı yurtlar basıldı ve çok sayıda öğrenci tutuklandı. Kahire Üniversitesi, İskenderiye Üniversitesi,  El Minya Üniversitesi, vs. buralarda sadece MK yanlısı öğrenciler göz altına alınmıyor, 25 Ocak’a katılan tüm politik grupları götürüyorlar. Çünkü hedef sadece Müslüman Kardeşler değil. Sistemi değiştirmek isteyen herkese karşı bir baskı var. O yüzden bu darbe sadece MK’ye karşı yapıldı algısı doğru değil.  Öyle olduğunu zanneden politik gruplar bugün ağır bir bedel ödüyorlar. 

MÜBAREK’İN TEMSİLCİLERİ YENİDEN ÜNİVERSİTELERDE

Ne istiyor üniversite gençliği?
Üniversite gençliğinin talepleri aynı, 25 Ocak isyanının talepleri için mücadele ediyorlar. Nedir bu talepler ‘Ekmek, özgürlük, sosyal adalet, insan onuru’. 25 Ocak’tan sonra üniversitelilerde, öğrenci birliklerinin seçimleri yeniden yapılmıştı. Dolayısıyla yeni ekipler yönetime gelmişti, bir tür yeniden özerkliğin sağlanması için mücadele ediliyordu. Mübarek rejimine bağlı rektörlerin, dekanların gitmesi, üniversite özerkliği gibi talepleri vardı gençliğin ve bunların bir bölümünde de başarılı oldular. Ama şimdi tüm bu kazanımlar gitti, öğrenci birliklerinin yönetimleri dağıtıldı, Mübarek’in temsilcisi olan rektörler yeni baştan yönetime geldi. Şimdi o rektörlere üniversite hocalarını işten atma yetkisi verildi. Otoriter yapı kendini daha da pekiştirdi. Sadece öğrenciler değil akademisyenlerde tutuklandı. Üniversite özerkliğini isteyenler şimdi atananlarla çatışıyor, davalar hapiste sonuçlanıyor. Şimdi çıkan kanunla üniversitelerde politik grup, hareket bulunamaz. Yani bu gerekçe kullanılarak öğrenciler kolayca hapse atılıyor. 

MISIR’DA 40 BİN POLİTİK TUTUKLU VAR

Mısır’da darbenin gerçekleşmesinden sonra tutuklama furyası sürüyor ve binlerce insan hapiste, diğer bir taraftan da karanlık bir yargılama yaşanıyor, tutuklamaların son durumları nedir?
Çok karanlık bir süreç işliyor ve çok fazla tutuklu bulunuyor. Politik tutukluların sayısının 40 bin kadar olduğu söyleniyor bunlardan 20 bine yakını açlık grevinde. Bir de bunlar sadece resmi hapishanelerde bulunanlar. Resmi olmayan hapishaneler var. Ulusal güvenlik birimine bağlı, sayısının 17 bin olduğu söylenen resmi olmayan hapishaneler var. İnsanlar bu tür hapishanelerin olduğunu biliyor, ancak örneğin bir yakınınızı aramak için bu hapishanelere gittiğiniz zaman ‘Burada yok’ cevabını alıyorsunuz. 
Bir çok aile çocuğunu bulamıyor. Polis karakollarında, gözaltında çok sayıda insan var ve aynı zamanda çok sayıda 16-17 yaşın altında çocuk tutuklu var. Gözaltına alınan birçok lise ve üniversite öğrencisinin kayıtları yok ve ne yazık ki üzerinde durulmuyor. 

MISIR’DA HER YER DİYARBAKIR CEZAEVİ

Üzerinde durulmamasının nedeni, dışarıya karşı tutuklamaların sadece MK yanlılarına karşı gösterildiği için olabilir mi?
Herkes kendi durduğu politik çizgiden bakıyor. Bu tutuklananlar içinde MK yanlıları, farklı selefi gruplar, sol ve sosyalist gruplar, laikler, liberaller var. Her kim sistemi değiştirmek istiyorsa hedefte. Bu yüzden biri açlık grevine giriyorsa hepsi giriyor. Her grup aynı şekilde işkence görüyor. Türkiye ile benzetmem gerekirse Mısır’da şu anda her yer Diyarbakır Cezaevi. 

Tüm bu baskıların karşısında bir birliktelik var mı? 
Daha genç gruplarda bunu yapmak kısmen mümkün. Belirli konularda dayanışma gösteriyorlar. Bu alışkanlıkları Mübarek döneminden geliyor. Dayanışma işi biraz daha kolaylaştırıyor. Liderlik düzeyinde birlikte iş yapmak daha zorken tabanda dayanışmacı bir eğilim var. Ama bu siyasete bir bütünlük olarak yansımıyor. Zaten bir çok insan da bundan şikayet ediyor.

ELİ KANLI SİSİ’DEN DÖNÜŞ

Sisi’nin şu anda dış politikada etkisi nasıl? Uluslararası arenada nasıl gözüküyor?
Sisi ilk günden beri destekleniyordu. Sisi’nin hiç uluslararası arenada nasıl görünürüm gibi bir kaygısı olmadı. Darbeyi yaptığı andan itibaren ABD’den, Batı’dan destek geldi. Zaten çok daha öncesinde bu destek vardı. Bölgede Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri destekledi zaten, bir tek Katar muhalefet etti.  Katar’a da haddini bil mesajı verildi ve Sisi’yi eleştirmeyi, MK.ye destek vermeyi bıraktı. Türkiye’de yavaş yavaş dönmeye başladı. Bülent Arınç’ın son açıklamalarına bakarsak Türkiye’deki ‘eli kanlı Sisi’ söylemi ‘Ellerini uzatırlarsa havada bırakmayız, Mısır önemli ülke’ye dönüştü.

Sinai ülkenin en karanlık bölgelerinden birisi, Ensar el İslam IŞİD’e bağlılığını ilan etti? Hükümetin oraya karşı tavrı nedir?
Sinai çok karışık bir yer. Mübarek zamanında da karışık bir yerdi. Otoriter rejimlerde problemli yerlerin üzerlerini örterler.  Kimseyi konuşturmazsınız ama sorun orada devam eder. Türkiye’den de gayet iyi biliyoruz bu durumu. Sinai’nin hem yoksul hem eğitim seviyesi düşük bir nüfusu, alt yapı, sınır güvenliği gibi sorunları var. Kamu yatırımlarının çok düşük, işsizliğin çok yüksek olduğu bir yer. Refah nedeniyle İsrail’in güvenlik kaygısı burada yoğun. İsrail’in muhbir olarak kullandığı çok sayıda insan olduğu söyleniyor. Böyle bir söylenti bile sizi olağan şüpheli yapıyor. Mısır hükümetinin bölgede ciddi bir kontrolü yok. Her tür kaçakçılık, insan kaçakçılığı dahil, önemli bir gelir kaynağı. Doğal olarak bunun getirdiği bir ekonomi var. Ancak İsrail nasıl radikallerin bu kadar gelişmesine izin veriyor o da meçhul. Ama bildiğiniz gibi buraya da duvar yapıyor.

MÜBAREK DE, MURSİ DE VE SİSİ DE GREVE KARŞI ÇIKTI

Yoksul mahallerden bahsetmişken, Mısır devriminde basınında pek görmek istemediği bir kesim vardı, işçiler. İşçilerin mücadelesi ise hâlâ sürüyor. En son geçtiğimiz hafta Mahalla’da büyük bir işçi grevi gerçekleşti, işçilerin talepleri açısından nasıl bir süreç işliyor?
İşçiler açısından durum çok daha zor. İşçiler insanca yaşayacak bir ücret, işten çıkarmaların son bulması ve güvenceli bir çalışma talep ediyor. Şu anda işçilerin aldıkları ücretlerle yaşamaları çok zor. 
Grevler çok yaygın. Mahalla’da gerçekleşen grevler büyük devlete ait tekstil ve dokuma fabrikalarında gerçekleşiyor. Ama örneğin Süveyş Kanalı işçileri de grevdeydi. Aslında hemen hemen her iş kolunda grevler var. Bu grevlerin çoğu kanunsuz grevler. Çünkü anayasaya göre grev yapmak çok zor hatta imkansız. Mübarek döneminde de gerçekleşen grevlerin çoğu kanunsuzdu. Mübarek de, Mursi de, Sisi de iktidara geldikten sonra ‘Grev yapanlar, iş yavaşlatanlar kanunlara karşı gelmektedir, cezalandırılacaktır’ dedi. Ancak bunu Sisi dahil hiç biri uygulayamadı. 

Grev yapanların taleplerine cevap verilmiyor. Bazen bir parça cevap verirmiş gibi yapılıyor. Ama insanların yaşamı değişmiyor. Şimdi güvenlik güçleri grevlere doğrudan müdahale ediyor. 25 Ocak isyanından sonra gerçekleşen grevlere güvenlik güçlerinin müdahale etmesi çok zordu, şimdi çoğu grev bastırılıyor, grev yapanlar hapse atılabiliyor, Bağımsız Sendikalar Birliği lağvediliyor.   

MK’NİN OTONOM BİR YAPILANMASI VAR

Müslüman Kardeşler Mısır’da yasaklı konumda, Tunus’ta ise seçimleri kaybettiler, MK Ortadoğu’da etkisini kaybediyor mu?
Böyle bir şey söylemek için erken. Bütün Arap ülkelerinde MK yapılanması var. Ama her ülkenin MK yapılanması otonom. Yani Mısır’daki kaybetti diye Ürdün’deki kaybetmiyor, ya da Mısır’daki MK üyeleri hapse atıldı diye Filistin’de de MK taban kaybetmiyor. Tamam aynı gelenekten geliyorlar, ancak birbirine tabi değiller. Bu hareketi dayanaklı kılan bir öge. O nedenle her yerde aynı deneyim yaşanmıyor örneğin Tunus’ta başka bir dinamik var.

MK Mısır’da Nasır döneminde en büyük baskıyı yaşadı. Ancak hareketi tamamen yok etmek zor, bu kadar insan öldürerek bitmez. Ancak şu an önemli bir nokta MK için. Bu sürecin değerlendirmesi mutlaka yapılacaktır. Bu MK’nin tarihinde gördüğü ikinci en ağır bastırma harekatı. İçinde yaşadığımız süreç, tartışmasız, MK’nin kendi dönüşümünde belirleyici rol oynayacak.

DÜNYAYI ÇALKALAYAN ÜLKE: MISIR 

25 Ocak 2011’de başlayan ve 11 Şubat’ta Diktatör Hüsnü Mübarek’in devrilmesiyle sonuçlanan “25 ocak devrimi’’  Ortadoğu tarihi için büyük bir dönemeç oldu. 25 ocak devriminden bugüne kadar geçen 4 sene içinde ülke bir çok kez ayaklanmalara, grevlere, katliamlara ve darbeye tanıklık etti. Şimdi dünyayı sararsan Mısır devriminin tarihine bir göz atalım. 

Tunus’ta başlayan devrimin ilk  yankıları 25 Ocak’ta karşılık buldu. Milyonlarca Mısırlı 30 yıldır iktidarda olan Hüsnü Mübarek’e karşı eylem çağrısında bulundu. 25 Ocak “öfke günü” olarak ilan edildi.
Gösteriler ülke çapında büyüyerek yayıldı. Üniversitelerde boykotlar başladı. Binlerce işi greve çıktı. Fabrikalara ‘Devrim gerçekleşene kadar grevdeyiz’ pankartları asıldı. 

Polis baskısını daha da arttırmasına rağmen, eylemler durmadı. Yüzlerce kişi tutuklandı, yaralandı. Ancak Mısırlılar taleplerine yanıt verilene dek gösterilere devam edeceklerini belirttiler.
Halk, Mübarek’e ve ordunun sokağa çıkma yasağına meydan okumaya devam etti. Hareketin en başından beri işçilerin fabrikalarında grev ilan ederek katıldığı ayaklanmaya İşçi Sendikaları da katıldı. Sendikalar ülke çapında büyük gösteriler düzenlendi.

11 Şubat tarihinde Hüsnü Mübarek istifasını verdi ve yetkilerini orduya bıraktı. 
İlk Parlamento seçimleri Askeri Konsey’in yönetimi altında yapıldı. Cumhurbaşkanlığı seçimlerini Hürriyet ve Adalet Partisi Genel Başkanı Muhammed Mursi kazandı. 

Mursi yönetimi devraldıktan sonra hemen radikal kararlar almaya başladı. 

Mursi, ordunun başına genç bir ismi atadı. O dönemlerde, Arap dünyasının en büyük ordusunun başına getirilen bu genç generalin dindar kimliği hem Mısır sokaklarında sıkça konuşuluyordu hem de dış basında işleniyordu. Mursi’nin önünde yemin ederek görevine başlayan bu isim şimdiki Cumhurbaşkanı General Abdülfettah El Sisi’ydi. 

Mursi anayasal düzenlemelerle yetkinin tamamını kendinde topladı. Kendi yetkilerini olağanüstü bir şekilde arttıran Mursi, muhalefet tarafından yeni firavun ilan edildi. 
Firavun yasasına öfke sokağa taşındı. Öfkenin sokağa sıçramasıyla beraber şiddet olayları yaşanmaya başlandı. 
Ülkede tansiyon yükseldikçe ekonomi de kötüye gidiyordu. İşçi grevleri ve çalışanların eylemleri de azımsanmayacak kadar çoktu.  İşsizlik çok kritik boyutlara ulaşmıştı.  Mısırlıların ise tahammül sınırları zorlanmaya başlamıştı. 

Muhalif kesimler, Tamarrud adı verilen bir çatıda birleşti ve Mursi’den güvenoyunu çekmek için imza toplamaya başladı. 

30 Haziran’da kitlesel gösteri hazırlıkları tüm hızıyla devam etti. 

Ve 30 Haziran günü Mısır, tarihinde hiç şahit olmadığı kitlesel gösterilere sahne oldu. En kalabalık gösteriler Kahire’de Tahrir Meydanı ve cumhurbaşkanlığı sarayı önünde yapıldı.  

30 Haziran’daki kalabalık gösterilerden sonra ordu bu sefer daha sert bir bildiri yayımladı. Bildiride Mısır halkının taleplerine kulak verilmesi gerektiği isteniyordu ve bunun için iki gün süre tanınıyordu. 
3 Temmuz akşamı, General Sisi, Mursi’nin görevinden azledildiğini  açıkladı. Sisi, Anayasa’nın askıya alındığını da belirtti. Mursi’ye karşı sokaklarda gösteri yapan milyonlar ise, derin bir sevinç içersindeydi.  
Mısır’da yapılan cumhurbaşkanlığı seçimleri ile Abdülfettah El Sisi oyların yüzde 96’sını alarak Mısır’ın yeni cumhurbaşkanı oldu.

Seçimlere katılım ise yüzde 47’de kaldı. 

 İnteraktif sayfa: Mısır, dünyayı çalkalayan ülke

 

Reklam
Reklam
ÖNCEKİ HABER

Otomobil işçisi ihracatı sırtladı

SONRAKİ HABER

Agit Özdemir: Ilısu barajı enerji sorununu çözmeyecek

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa