Maksat hasıl olmuştur, afiyet olsun!

Maksat hasıl olmuştur, afiyet olsun!

12 Haziran seçim sonuçları açıklandığında belki de en çok anılan isim Aziz Nesin olmuştu, hepimiz hatırlıyoruz. Özellikle halkın zekâsıyla ilgili verdiği yüzdelik dilimler seçim gecesinin favori sosyal iletişim duvar yazısı- iletisi olmuştu CHP ve türevlerinin destekçileri arasında. Hatta genel başkanları bu kliş

Yahya Kaya

Sonrasındaysa ‘tırmanan yemin krizi’  ‘diz çökertmeler’,’ tükürük yalatmalar’ , restleşmeler…
Ve muhteşem final! ‘Maksat hasıl olmuştur’ açıklaması ardından CHP vekillerinin yemini.
Tabi onca laf edip de sonra böyle bir sonuç ortaya çıkınca fıkralar, hikâyeler de ortada dönmeye başlıyor. İlkini herhalde Erdoğan anlattı meclis kürsüsünden. İkinci revaçta hikâye de CHP’lilerin seçim gecesi sıkça andıkları Aziz Nesin’den.’Biz bu boku neden yedik?’ demiş Nesin vaktiyle bir hikâyesinde. Gerçekten de CHP açısından sorulması gereken soru herhalde budur.

Marabayla ağanın birbirlerine sordukları bu soruyla biten hikâyenin tam metnini bulmak için uğraşıyorum. Tabi biraz geç kalıyoruz, bazı köşe yazarları bizden çabuk davranıp ‘yemin krizi ve CHP’ konulu yazılarında bolca anlatmışlar bu hikâyeyi. Neyse CHP için anlatılacak fıkra mı yok. Aziz Nesin’inkini bir yerlerden okur merak edenler. Biz daha güncellenmiş, hem de ‘neden?’ sorusuna cevap veren halini paylaşalım fıkranın. Tartışmayı da başka bir yere taşımış oluruz hem.

Yaşlı borsacı ile genç borsacı parkta sohbet ederek dolaşıyorlar. Yaşlı, gence mesleğin puf noktalarını anlatıyor:

- Bak evladım, bu meslekte başarılı olmak için sadece fırsatları değerlendirmek yetmez. Zaman zaman fırsatları da senin yaratman gerekir. Bunun için sürekli dikkatli olman lazım. Uygun bir yorumla hiç umulmadık olaylar bile, çok büyük fırsatlara dönüşebilir. Bak mesela, şu karşıda gördüğün taze köpek pisliği sana sadece iğrenç bir şey olarak geliyordur. Ama ben eğer, “şu pislikten bir lokma alıp ağzına atarsan sana 1 milyar lira veririm” dersem, olay senin açından nasıl da büyük bir fırsata dönüşüverir, değil mi? Yapar mısın?
Genç borsacı ‘tabi efendim’ der. Parmağını pisliğe daldırır, bir lokma alır yutar. Yaşlı borsacı cebinden bir milyarı çıkartır, gence verir. Bir süre yürürler, genç dayanamaz sorar:

- Hocam, ben size ayni teklifte bulunsaydım kabul eder miydiniz? Bakın ileride de başka bir pislik var. Bir milyar karşılığı dener miydiniz?

Yaşlı borsacı ‘tabi ki’ der. O da bir lokma alıp yutar. Genç borsacı da çıkartır, biraz önce kazandığı 1 milyarı iade eder. Bir süre sessiz sessiz yürürler. Genç yine dayanamaz sorar:

- Hocam, ne sizin cebinizdeki para miktarı değişti, ne de benim cebimdeki. Söyler misiniz, biz bu boku niye yedik?

Kurt borsacı cevap verir:

- Öyle deme evladım. 2 milyarlık işlem hacmi yarattık!

CHP’liler için hikâye belki de eski versiyonda olduğu gibi. Havada asılı kalan o malum soruyla bitiyor. Herhangi bir cevap yok.

Aslında pekâlâ sebepler belli de, nasıl anlatsınlar. Biz zaten içerden çatırdıyoruz, yarımız kalk gidelim derken öbür yarımız kır dizini otur diyor diyemez ki insan. Ya da biz özgürlük falan istemiyoruz aslında, tutuklu vekillerimiz gelsin yeter diye nasıl dersin açık açık. Çok olsa bak biz meclise geldik şunlar gibi değiliz, ama yemin etmedik berikilere de benzemeyiz gibi imalarda bulunabilirsin. O da bir yere kadar.

Sonra devletin kurucu partisi nasıl desin sokağa çıkıyoruz, hak meydanlarda aranır, direnişlerle kazanılır diye. Ya tabanı gerçekten mücadeleci bir hatta girerse ilerde ne yapar? Sonunda kazdığı kuyuya düşmek var. Benim adım falanca, ben yapacağım demek daha iyi değil midir her zaman onlar için?

Eh bunca soru(n) önüne dizilince yakalara kurdeleli bir kokart iliştirip en iyi bildiğin işi yapmak kalmıyor mu geriye? Yani yeminini edip tatile çıkmak. Öyle de yaptılar zaten.

Bu arada ille de yemin etmeyeceksin gibi bir durum yok, asıl eleştiri noktası da zaten bu değil. Gerekirse yeminini eder, mücadelene mecliste de devam eder, o platformu da kullanırsın. Ancak meclise girmek için AKP’nin izni mi gerekiyor da boş bir metine imza atılıp, mutabakat sağlandı deniyor. AKP hangi akla hizmet yeniden kriz çözen, demokrasiden yana siyasi parti gibi gösteriliyor tüm bu sorunların baş sorumlusuyken. Rüzgâr nasıl böylesine tersine çevrilebiliyor, burasını işte akıl almıyor.

Tüm bu yaşananlar sırasında aslında bir özgürlükler sorunu olarak ele alınması gereken süreç CHP’nin üstün başarısıyla(!) ‘yemin krizine’ ve anlaşıldı, yemin edildi, çözüldüye dönüşüyor. Blok çözümsüzlükten yana gibi bir algı oluşturulmaya çalışılıyor.,Çözüm yeri meclistir,herkes aynı durumda ama Bloktan başka sorun çıkaran yok,bakın CHP de doğru yolu buldu deniyor.Herhalde bu da ‘yaratılan 2 milyarlık işlem hacmi oluyor’.

*Maksat Hasıl Olmuştur: Amaca ulaşılmıştır.
*Stockholm Sendromu: Baskı gören kişinin baskı uygulayana sempati geliştirmesi. Özelde Stockholm’de bir soygun sırasında Rehinelerin, kendilerini rehin alanların duygularını anlama noktasına gelmelerine Stockholm sendromu deniyor.

www.evrensel.net