Zamanların en iyisiydi zamanların en kötüsüydü

Zamanların en iyisiydi zamanların en kötüsüydü

12 Haziran seçimlerinden bugünlere dek geçen süreci en iyi anlatan sözler sanırım “zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü” sözleri olmalı. Emek Demokrasi ve Özgürlük Blok’unun seçim sonuçları açıklandığında ortaya çıkan başarısı bizler kadar Türkiye&rsqu

Emrah Alp

Başbakan Erdoğan’ın son çatışmadan sonraki açıklaması aslında samimiyetini de bir ölçüde ortaya koyuyor: “13 şehidimizin olması şüphesiz yüreklerimizi dağlamıştır, terör örgütü ve uzantıları şunu çok iyi bilmeli ki... bu kötü niyetli davranışlar bizden asla iyi niyet beklemesin. Onlar da, siyasi uzantıları da. Biz onların siyasi uzantılarına da çok iyi niyet gösterdik. Bütün iyi niyetlerimizle demokratik alanda mücadelelerini sürdürmeleri için her türlü zemini hazırladık. ” İnsan soramadan yapamıyor. Lütfedip de hazırladığın zemin nasıl bir zemindi diye. 3000’e yakın BDP’linin KCK’dan dolayı hapiste olması mı yoksa Hatip Dicle’nin milletvekilliğini hemen düşürüp ardından 6.sıradaki milletveli adayını  acelece meclise sokman mı? Üstelik bir de Oya Eronat’ın İnsan Hakları Komisyonuna girmesi mi?   Daha da söylenecek çok söz vardır bu konuyla alakalı ama bu kadarı bile yeterli.

Yine geçtiğimiz hafta birbirleriyle hiç anlaşamayan görünen üç parti ortak bir metne imza attı.  “…Hükümetin, hukuk devleti, demokrasi ilkeleri ve insan haklarına saygı çerçevesinde terörle ve bölücü girişimlerle mücadele için seferber edeceği her adımda yanında olacağız” İmza:AKP CHP MHP. Bu içeriğinden bağımsız olarak basit ve alışılmış bir açıklamadan daha ötesi. Açık bir şekilde Emek Demokrasi ve Özgürlük Blok’u  karşısında kurulan bir ittifak. Bu ittifakın içerisine günlerdir nefret açıklaması yapan habercilik etiğinin gerektiği gerçekleri araştırma ilkesini hiçe sayan medyayı da çok rahat bir şekilde koyabiliriz. Buradaki söylemler üzüntünün verdiği bir kızgınlığın söylemleri değildir. Tam aksine insanları birbirinden daha çok uzaklaştırmaya yarayan kin dolu sözlerdir. Bugün hayalini kurduğumuz barış içinse hiçbir katkısı yoktur.

Yine eş zamanda Selahattin Demirtaş’ın yaptığı bir açıklama oldu: “Türkiye’de bugüne kadar bu mesele yüzünden, Kürt sorunu yüzünden yaşanan çatışmalarda yitirdiğimiz her genç Türkiye’nin değeridir. Ortak paydasıdır, ortak acısıdır.” Burada altı çizilen ortaklık işte tam da bugün ısrarla söylememiz geren şey. 18. İstanbul Caz Festivali’nde Aynur Doğan sırf Kürtçe şarkı okudu diye yuhalandı. Onu yuhalayanların birçoğu gerçekten öyleler midir bilmiyorum sadece bir tahmin; çevrelerince kibar, kültürlü kabul edilen insanlardır herhalde. Örneğin yine aynı o insanlar gibi akşam küçük çocuğuyla oyun oynayan bir babayı tv izlerken niçin “hepsini öldürülelim” diyen bir katile dönüşmüş buluyoruz. Bir milliyetçilik zehri damardan olmasa da medyadan ha bire veriliyor. Oysa “ilkeli haberciliğin” bugün üzerine düşen görev Diyarbakır’daki çatışma hakkındaki çelişkili açıklamaları gerçek nedir diye araştırmaktır. Bazı görgü tanıkları askeri uçakların bombalaması sonucu çıkan bir yangından bahsediyor.  Ölen insanların çoğunun yanarak öldüğünü düşünürsek bu sözler dikkatle incelenmesi gereken bir konu.

Son haftanın yoğunluğu sebebiyle aklımızın çok gerilerinde kalan yeni anayasa meselesine dönersek, şu an AKP’nin istediğinin  kamoyunda az çok meşrutiyet kazanacak ama tamamen kendi istediği değişiklikleri içerecek bir anayasa olduğu netleşmeye başladı. MHP’nin daha baştan AKP’ye yanaşması, CHP’ninse üfürükten yemin direncinin alay edilerek kırılmasıyla AKP için tek sorun Emek Demokrasi ve Özgürlük Blok’u milletvekillerinin tutumu oldu. Bu son direncin kırılması içinse daha seçim çalışmalarının başlangıcından bu yana hiçbir fırsat kaçırılmadı. Öte yandan emekçilerin örtgütlenmelerinin önündeki engellerden tutun da çalışma hayatlarında onları her yeni gün daha fazla yoksullaştıran, sağlıksızlaştıran hatta öldüren ,Kürtlerin eşit yurttaşlık hakkını yoksayan, gençlere bilinmez güvenilmez bir gelecek yaratan, kadını geleneksel sınırlar içerisine mahkum eden, doğa katliamlarını adeta destekleyen bir anayasada mı ısrar edilecek.Yoksa tüm bu sorunların çözümü için kapsamlı demokratik bir anayasa hazırlanabilir mi? Bugün çoğu zaman tüm mücadelelerin önüne engel çıkaran varolan anayasa ve onun anlayışından kurtulmak asla vazgeçilesi bir durum değil. Tartışmaların bu zemine tekrar dönmesi içinse yapılması gereken çok şey var. Örneğin bir Demokratik Özerklikten neyin kastedildiğini özellikle batı illerinde neredeyse kimse doğru düzgün bilmiyor. İnsan doğası olsa gerek bilinmeyen şeyler korku yaratıyor. İşte böyle zamanlarda Blok’un sesinin söylediklerinin tüm ülkede daha güçlü duyulmasına daha iyi anlaşılmasına ihtiyaç var. En azından nefret söylemlerinden daha fazla duyulmasına.
Barışbarışbarışbarışbarış. Biz bunu söylemekten bıkmadık. Bugün de aynen devam ediyoruz bu ülkede barışın nasıl sağlanacağını anlatmaya. Fakat ne yazık ki özellikle medya ve mevcut iktidar tarafından yaratılan ayrımlar en çok gençlik içerisinde yankı buluyor. Ne gariptir ki ölenler de hep gençler oluyor. Sanırım bundan dolayı en büyük sorumluluk da gençliğe düşüyor. Gerçekleri güçlü kılma için gençliğin içerisinde kendini sürekli yaratması gereken sorular var: Ne için ölüyoruz, niçin savaşıyoruz, düşman kim, Kürtler yüz yıldan fazladır neler yaşıyor, Kürtlerin talepleri neler, bizleri öldüren gerçekten kim, bu ülkede hayatı kim yaratıyor bizler mi yoksa bizleri yönetenler mi, barış çok mu zor çok mu uzakta yada bir çift söz kadar yakın mı bize …

www.evrensel.net