'Başbakan çağrı yapsın, 1 haftada çözeriz'

PKK Lideri Abdullah Öcalan, "Silah bıraksınlar, yoksa bir şey olmaz" diyen Başbakan Tayyip Erdoğan'a yanıt verdi. "Açık ve net söylüyorum, benim dışımda kimse silahları bıraktıramaz. Gerekirse Meclis acil toplanıp bu konuda görüşüp çağrı yapabilir veya Başbakan bir çağrı yapabilir" diyen Öcalan &


Fırat Haber Ajansı'nın (ANF) geçtiği habere göre, pazartesi günü avukatlarıyla görüşen PKK Lideri Abdullah Öcalan, gündemdeki konuları değerlendirdi. DTK'nin 14 Temmuz'da ilan ettiği Demokratik Özerkliğe değinen Öcalan, "Aslında demokratik özerklik 2005'te ilan edilmişti. Önemli olan bunun içini doldurmaktır, pratik uygulamasını yapmaktır. İlandan ziyade pratikleşmesi önemlidir. Pratikleşmedikten sonra ilan çok da anlamlı değil. Artık pratikleştirme yönünde çalışmalarını yoğunlaştırabilirler" dedi. Demokratik Özerkliğin sadece bölgeye özgü olmadığını dile getiren Öcalan, "Bölgesel bir çözüm biçimi değildir. Bütün Türkiye'de uygulanabilecek, Türkiye gerçeğine, kültürüne daha uygun bir modeldir. Yerellerin, yerel kültürlerin güçlendirilmesidir" diye konuştu.

'BDP'LİLER KENDİLERİNİ TAM İFADE EDEBİLMELİ'

BDP'nin kendisini yeterince ifade etmemesini eleştiren Öcalan, şunları söyledi: "BDP'ye 'Şiddetle arana mesafe koy' deniliyor. Bu konuda, BDP'liler kendilerini tam ifade edebilmelidirler. 'BDP'nin şiddetle ne ilişkisi var' denilebilir. Zaten şiddetle ilişkileri olsa silahlı olurlardı. BDP'nin şiddetle hiçbir ilişkisi yoktur. Zaten BDP'nin PKK'yi, KCK'yi temsil gücü de, durumu da yoktur. Temsilcisi de değildir. Aralarında öyle bir siyasi temsiliyet ilişkisi yoktur. Bunu açıkça söylemeliler. BDP'liler 'Biz siyasi temsilcileri değiliz ama PKK'ye de düşmanlık yapamayız' diyebilirler. 'İşte gelmişiz, Meclis'teyiz, biz demokratik sivil bir partiyiz, sorunun demokratik çözümünü sağlıyoruz, yasal, anayasal çalışmalarda rolümüzü oynamaya hazırız' diyebilirler. 'Demokratik anayasal çözüm için arabuluculuk dahil rolümüzü oynarız' diyebilirler."

30-31 Temmuz genel kurula gidecek olan DTK'nin örgütlenmesine dikkat çeken Öcalan, "Azeriler, Terekemeler, Araplar DTK'de yer alabilirler. Daha önce de söylemiştim. DTK daha çok özgür Kürt ulus örgütlülüğüdür. Çalışmalarını yürütürler" dedi.

DEMOKRATİK BLOK ÇALIŞMASI

Öcalan, "Asıl önemli olan Demokratik Blok çalışmalarıdır" dedi ve ekledi: "Devletli ulus anlayışı kimseye yaşam hakkı tanımıyor. Biz buna karşı demokratik ulus anlayışını geliştirdik. İşte 'tek, tek, tek...' diyorlar, tekçi zihniyete karşı bunları söylüyoruz. Doğru bir sosyalizm, doğru bir yönetim, doğru bir örgüt bunlara karşı birleşerek olur. Sosyalistler, demokratlar, çevreciler, feministler, etnik, kültürel sorunu olan herkes, dini, etnik azınlıkların tümü bu çalışmaya dahil olmalıdır. Bu aslında on yıl önce geliştirilmesi gereken bir işti. On yıl önce de söyledim. Adına 'Blok' dedik, 'Emek Hareketi' dedik, 'Çatı' dedik -ismi çok önemli değil-, o zamanlarda yapılsaydı şimdi yüzde yirmilerde oyu olurdu. CHP'den bir şey çıkmayacağı anlaşılmıştır. Baykal'ın CHP'si ise onbeş yıl bunu engelledi. Anlaşılıyor ki CHP ulus-devletçi milliyetçiliği aşamayacak. AKP dar ve muhafazakârdır. Muhafazakâr zihniyet de bu köklü sorunları çözemez. MHP zaten demokratik çözüme kökten karşıdır."

BİR ÇATI ALTINDA AYRI AYRI EVLER

"Herkesin ayrı ayrı evi olsun ama bunların tümünü örtecek bir çatı olmalı; çatı olmazsa ne olur, ilk yağmurda gidersin" diyen Öcalan, şöyle devam etti: "Blok partisinin yerellerde örgütlenmesi konusunda özerk bölgeler meselesini daha önce de söyledim. Türkiye'yi 20-25 bölgeye ayırmalıdırlar. Sayı çok önemli değil. Birbirine kültürel, sosyal, ekonomik ve diğer özellikleriyle benzer olan dört-beş il bir araya gelir, bu özellikleri etrafında bir bölge olur. Bu öyle tesadüfen söylenmiş bir şey değildir. Her bölgenin yerel-özgün bir kültürü vardır. Örneğin İstanbul bir bölge olur, Trakya bir bölge olur. Ege, kuzey, güney ve iç Ege diye üçe ayrılabilir. Akdeniz birkaç bölgeye - Örneğin Antalya özgün bir kültürdür, tek bir bölge olabilir-, İç Anadolu birkaç bölgeye ayrılabilir. Konya bir bölge olur. Kayseri merkezli birkaç il bir bölge olabilir. Böyle coğrafik, ekonomik ve sosyal özellikleri olan bir bölgelendirme daha uygundur. İşte Karadeniz üç bölgeye ayrılır. Doğu, güneydoğu birkaç bölge olur. 6-7 bölge olabilir. Örneğin Botan bir bölge olur. Türkiye'yi yedi coğrafi bölgeye bölmek gerçekliğe uymuyor, yeterli de değildir. Çok zengin bir kültürdür, öyle 80 il demek denk düşmüyor. Benim dediğim özerk bölgeler belli özelliklere göre bir araya getirilen illerden oluşur."

DEMOKRATİK ULUS KONGRESİ

Yerelden, bölgelerden örgütlenebilir bir Çatı Meclisi kurulmasını öneren Öcalan, bu meclise ilişkin şunları kaydetti: "25 civarındaki bölgelerden yerel konferanslar yapılarak Kongre'ye 400 delege gelir. 100 delege de sivil toplum kuruluşlarına, akademi, akil adamlara, aydınlara ayrılabilir. Toplamda 500 delege olur. Daha önce de Kongre'ye ilişkin 500, 100 ve 25 formülünü söylemiştim. Başkanları eş başkanlık şeklinde olur. 25 kişilik gölge kabinesi olur. Bu gölge kabineyi çok önemsiyorum. En geç Ekim ayına kadar tamamlanması gereken bir süreçtir. Meclis'te -TBMM- de oluşturulur. Ekim'e kadar bitirilmesi önemlidir. Çünkü Ekim'de Meclis açılacak, anayasa çalışmaları olacak. Bu şekilde anayasa çalışmalarına da katılırlar."

Silvan'daki çatışmadan sonra Meclis'te ortak bildiri yayınlayan AKP-CHP-MHP ittifakına değinen Öcalan, şöyle dedi: "Faşist bir ittifak kurup, bildiri yayınladılar. Bu ittifaka karşı hemen bir bildiri hazırlayıp parlamentoda ilan edebilirler. Bu ittifaka karşı herkesi demokratik çatı altında alternatif ittifaka davet ederler. Aynen şöyle formüle edebilirler: 'Bu tekçi, dıştalayıcı, ayırıcı zihniyete karşı Ortak vatan ve ortak ulus anlayışı temelinde ülkemizdeki tüm demokrat kesimleri, zenginliğimiz olan farklılıkları Demokratik Ulus Kongresi çatısı altında bir araya gelmeye çağırıyoruz.'" Asuri-Suryaniler'in Demokratik Özerklik sistemine dahil olmasını önemsediklerini söyleyen Öcalan, Ermenilerin de Demokratik Ulus Kongresi'nde yer alabileceğini belirtti.

'BU TÜR EYLEMLER BENİ DERİNDEN ETKİLİYOR'

Öcalan, Muş Bulanık'ta 14 Temmuz'da bedenini ateşe veren 18 yaşındaki Evrim Demir'e ilişkin şunları söyledi: "Üzüldüm, keşke olmasaydı. Daha önce de söylemiştim. Bu tür yakma eylemlerini tasvip etmiyorum. Bu tür eylemler beni derinden etkiliyor. Beni çok zorlayan eylemlerdir. Bu eylemler karşısında kendimi çaresiz hissediyorum. Tekrar söylüyorum. Bu tarz kendini yakma eylemleri asla tasvip etmediğim eylemlerdir. Bununla beraber Evrim arkadaşın eyleminin derinliğine saygı duyuyorum. Büyük anlam veriyorum. Önünde saygıyla eğiliyorum. Halkımıza düşen, bu büyük değerleri asla unutmamaktır, hep yaşatmaktır. Ancak rica ediyorum, bu tür kendini yakma eylemlerine girişmesinler. Bu tür eylemlerin sayısı 100'ü buldu. 15 Şubat yıldönümünde de dört gerilla arkadaş bu şekilde eylem yaparak kendilerini feda etmişlerdi. Evrim arkadaş sanırım mektubunda benim de adımı anmış. Ben gerçekten bu eylemin büyüklüğü karşısında eziliyorum. Bu tür eylemler yerine kendilerini özgürce ifade etme olanaklarını yaratmalılar ve yaşayarak mücadelelerini yükseltmeliler. Bıraktığı notta, Mustafa Malçok'un yanına defnedilmek istediğini belirtmiş. Evet, öyle istemişse öyle yapılmalıdır. Mustafa da 17 yaşındaydı. O da eylemiyle bizi derinden yaralamıştı. Söylediği gibi Mustafa'nın yanına defnedilmelidir. İkisi için onlara yakışacak bir anıt mezar inşa edilmelidir. Biz, kadınların hele Kürt kadınlarının bu acılı yaşamlardan kurtulup adeta tanrıçalar gibi yaşamasının mücadelesini veriyoruz. Ailesini selamlıyor, başsağlığı dileklerimi iletiyorum."

'YILLARDIR SİLAH BIRAKMAKTAN SÖZ EDİYORUZ'

Silvan çatışmasıyla başlayan tartışmalara dikkat çeken Öcalan, şunları söyledi: "Şu anda mevcut durumda ortamı sakinleştirmek, yumuşatmak gerekir. Sayın Başbakan 'Silah bıraksınlar, yoksa bir şey olmaz' diyor. Ya ne söylediğini bilmiyor ya da farkında değil. Çok açık ve net söylüyorum. Biz yıllardır silah bırakmaktan söz ediyoruz. Ben daha önce de Sayın Erbakan döneminde de Özal zamanında da silahların bırakılabileceğini, bıraktırabileceğimi belirtmiştim. 1993'te dışarıdaydım. O zamanlar öyle İmralı'da da değildim. Yani içeride veya dışarıda olmam fark etmiyor."

'HEYETLE BİR GÖRÜŞME DAHA OLDU'

Devlet heyetiyle İmralı'da bir görüşmenin daha yapıldığını söyleyen Öcalan, şöyle devam etti: "Şunu söylemekte sakınca bulmuyorum. Heyetle en son bir görüşme daha gerçekleştirdik. Kamuoyunun bilmesinde fayda var. Böyle kritik ve sıcak bir dönemde bile görüşmenin sürmesi ciddidir, önemlidir. Silahları bıraktırma irademiz var. Açık ve net söylüyorum. Benim dışımda kimse silahları bıraktıramaz. En azından şimdi durum budur. Bunu ben söylediğim için böyle değildir, bu rolü ben kendi kendime biçmiyorum. Bunu herkes görüyor, herkes söylüyor, devlet de söylüyor, 'Bir tek sen silahları bıraktırabilirsin' diyor. Burada görüştüğümüz devlet yetkilileri, bilinçli, deneyimlidirler, onlar da bunu söylüyor. 'Ancak sen bunu yapabilirsin' diyorlar. Herkes 'Ancak sen yapabilirsin' diyor. Ben de bu rolden kaçamam. Gereği neyse yapmak istiyorum. Bunun için çok açık Sayın Başbakan'a buradan sesleniyorum. Bana rolümü oynamam için gerekli pratik araçların sunulması gerekir."

'BAŞBAKAN ÇAĞRI YAPSIN 1 HAFTADA HALLEDERİZ'

"Önüm açılırsa rolümü oynarım" diyen Öcalan, şöyle konuştu: "Ben bu pratik araçların sunulmasını İmralı'da olduğum için söylemiyorum, dışarıdayken de aynı şeyi söylüyordum. Şimdi dışarıda olsam yine aynı şeyi söylerim. Bunun kendimi kurtarmakla ilgisi yoktur. İçeride de olsam dışarıda da olsam pratik araçlarımın olması gerekir. Daha önce parlamentonun bu konuda karar alması gerektiğini belirtmiştim. Ben Meclis'in tatile girmemesini bunun için istemiştim. Gerekirse Meclis acil toplanıp bu konuda görüşüp çağrı yapabilir. Veya Başbakan bir çağrı yapabilir. 'Biz bu işin silahlarla çözülmeyeceğine inanıyoruz. Bu meseleyi demokratik anayasal yöntemlerle çözeceğiz' derse, bir haftada hallederiz. Pratik araçlar elime verilmezse ben nasıl rolümü oynarım? Elimde Alaattin'in sihirli lambası ya da sihirli değnek yok ki! Tekrar söylüyorum rolümü oynamam için koşulların sağlanması gerekir. Ben sağımı solumu yoklayacağım, ne var ne yok bileceğim, bu konuda örgütleme yapmam gerekir. Demokratik çözüm araçlarının elime verilmesi lazım. Böyle olmazsa ne olur? Sorun sürüncemede bırakılırsa, demokratik çözüme gelinmez, silahların susturulması için bize gerekli olanaklar tanınmazsa ne yazık ki bu çatışmalar devam eder. Ben gerilla kayıplarına da asker polis kayıplarına da üzülüyorum. Askeri yakan ateş de gerillayı yakan ateş de aynı ateştir. İşte görülüyor Silvan'daki olaylar."

'SİLVAN'IN ON KATI GELİŞEBİLİR'

"Yarın bunun on katı gelişebilir" diyen Öcalan, şunları dile getirdi: "Bir günde çok fazla kayıplar da yaşanabilir. Eskisi gibi sadece kırsalda da olmayabilir, şehirlerde de olabilir. Halk bir günde toplanıp Paris'te nasıl Bastil zindanına yürüdülerse Diyarbakır'da da işte o tutukluların olduğu yere yürürse ne yapacaksınız? Bütün bunlar olabilir. Öfke birikmesi var. İşte Muşlu kız bedenini ateşe vermiş. Bunlar küçük küçük kıvılcımlardır. Her an büyük patlamalara yol açabilir. Bunu söyleyen de ben değilim. PKK söylüyor; Devrimci halk savaşını geliştirme güçlerinin, hazırlıklarının olduğunu söylüyor. Onun için parlamento gerekirse olağanüstü toplanmalı diyorum. Bunu çok net ve açık söylüyoruz. Türkiye kamuoyu bunu bilmeli. Biz bölücü değiliz. Biz tekçi zihniyete karşıyız. Kesinlikle bölücü değiliz, bütünlükten yanayız. Vatanın bütünlüğüne itirazımız yok, ortak vatandan yanayız. Ulusun da bütünlüğüne itirazımız yok ama demokratik ulus temelinde bütünlük diyoruz. Kürt halkı da demokratik anayasal çözümü küçümsememelidir. Bu önemlidir. Demokratik anayasal çözüm için hızla gerekli hazırlıklar yapılmalıdır. Demokratik anayasal çözüm gelişmezse halkın direnme hakkı vardır. Direnme hakkı meşru ve anayasal bir haktır. Ben halkın direnme hakkını kullanmasının önüne geçemem. Kimse halkın meşru direnme hakkını elinde alamaz."

HÜKÜMET-BDP GÖRÜŞMESİ SÜRMELİ

Hükümet ve BDP görüşmelerine de değinin Öcalan, görüşmelerin devam etmesi gerektiğini söyledi. Protokollere de dikkat çeken Öcalan, şöyle dedi: "Hükümet kuruldu, artık hazırlıklarını yapmışlardır. Benim yazdığım ikişer sayfalık protokoller önemlidir. Bu protokoller, genelde devletle üzerinde mutabık kaldığımız metinlerdir. Bu protokoller çerçevesinde Hükümet ile görüşülebilir. Seçim yapılsın dendi bekledik, hükümet yok dendi bekledik, artık hükümet kuruldu. Bir yaklaşım ortaya çıkmak zorunda. Hükümet bu protokollere ilişkin yaklaşımını ortaya koyabilir. Nasıl yaklaşıyorlar, ne yapacaklar? Hükümet korkmamalıdır. Ben bu protokolleri burada devlete sundum. İşte devletin de reddetmediği önerilerdir bunlar. Hükümet hangilerini kabul ediyor, hangileri konusunda çekinceleri var, eksik varsa tamamlanır, fazla varsa çıkarılır, böylece bir uzlaşmaya varılabilir."

MECLİSE DÖNMEK İÇİN MUTABAKAT

BDP ve Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun Meclis boykotunu da değerlendiren Öcalan, "Meclise dönme meselesinde ortak bir mutabakata varılabilir. Şöyle bir bir cümle, mutabakat olabilir: 'Tutuklu vekillerin durumu bir demokrasi sorunudur, çözümü de politiktir. Biz bu sorunu anayasa ve yasaları birlikte değiştirerek çözeceğiz.' İşte böyle formüle edilebilir. Hatip Dicle'nin durumu da ileride Diyarbakır'da bir ara seçimle çözüme kavuşturulabilir" dedi. (DİHA)

www.evrensel.net