Kayıp Destan’ın izinde

Kayıp Destan’ın izinde

Kuvayi Milliye ve Memleketimden İnsan Manzaraları’nda milliyetçilik, propaganda ve ideoloji unsurlarını inceleyen Erkan Irmak, bu kitabıyla 2009’da Memet Fuat Eleştiri/İnceleme Ödülü’nü almıştı. İletişim yayınlarından çıkan  kitabında Irmak, Nâzım Hikmet ve yazarlığı hakkında yeterince bilginin olmadığına dik

Sevda Aydın

Kitabında Kuvayi Milliye destanının yazılış sürecine ve  Memleketimden İnsan Manzaraları’nda yer almasına varan öyküsünü ele alan Irmak, o dönemin politik atmosferinden ve en önemlisi Nâzım Hikmet’in bu tarihlerdeki yaşamından kesitler de sunuyor.

Destan’ın yazılış sürecini, o dönemin tanıklarının yazılarından, edebiyat eleştirmenlerinden ve yazarların değerlendirmelerinden zengin bir araştırmayla okura sunan Erkan Irmak’ın yaptığı bu inceleme aynı zamanda Nâzım Hikmet’in yazarlığını, şiirlerini ve kitapta yer alan iki eserini kuramsal olarak açıklar nitelikte. Kitabın ilk bölümü Kuvayi Milliye’nin ve Memleketimden İnsan Manzaraları’nın ortaya çıkış süreçlerini ve bu süreçlerdeki bütün olguların incelemeleriyle birlikte her iki eserde milliyetçilik, propaganda, ve ideoloji temalarını izliyor.

Erkan Irmak’ın incelemesinden yola çıkarak destanın ve insan manzaralarının ortaya çıkış süreçlerini kısaca hatırlamakta yarar var sanıyorum.

Nâzım Hikmet, o sıralar hapisten yeni çıkmış ve dışarıda yürütülen linç kampanyalarından ötürü iş bulabilmekte zorlandığından, çözüm arar. Şevket Süreyya Aydemir’in evinde verdiği bir yemekte bir ara Şükrü Sekmensüer, Nâzım Hikmet’e ‘Nâzım Anadolu Destanı’nı yazsana sen’ önerisinde bulunur. Bu öneri Nâzım Hikmet’in yaşamında önemli bir yer tutan Kuvayi Milliye destanının oluşmasına neden olur. Çoğu arkadaşına göre, Destan yazıldığı takdirde bu sorunlar bir nebze de olsa zayıflayacaktır. Ama Nâzım Hikmet yazmamaya karar verir. Taki 29 Ağustos 1938’de 28 yıl ceza alıncaya kadar. Nâzım Hikmet’e hapisten çıkabilmenin neredeyse tek koşulu olarak götürülen bu destan 1939’da yazılmaya başlanır. Nâzım Hikmet’ten, Kuvayi Milliye’de Nutuk’dan alıntılar, Atatürk’ü fiziksel ve kahramanlaştıran sözlerin yer alması istenir. İlk yazıldığında Nâzım Hikmet’in bu isteklere ‘özgür’ kalabilme adına cevap verdiği görülür. Ancak 1941 yılına kadar vaatlerin gerçekleşmemesi üzerine yazmayı bırakır.

1950 yılında cezaevinden çıktıktan sonra yine etrafta yürütülen karalama kampanyaları iş bulmasına engel olur. Tam da o günlerde İnkılap Kitabevi Kuvayi Milliye’yi yayınlamak için teklifte bulunur. Nâzım Hikmet sıkıntılı günlerini atlatabilmek için teklifi kabul eder. İlk yazmaya başladığında bağlı kaldığı Nutuk’tan alıntıları yeniden ele alır ve gözle görülür değişiklikler yapar. Anadolu’nun ve İstanbul’un arka plan olarak yer aldığı Kuvayi Milliye, başlangıçtaki Onlar ve Nâzım Hikmet’in ‘bab’ dediği toplam sekiz bölümden ve 1729 dizeden oluşuyor. 1918-1922 yılları arasında Kurtuluş Savaşı’nda cephelerden ve cephe dışındaki hayatlardan kesitler sunuyor. Anlatım dili, anlatılardaki zaman ve mekan tasviri ve kişi betimlemeleri bu eseri, epik türü içine alır.

Eseri teslim ettikten kısa bir süre sonra Sovyetler Birliği’ne gider. Eser, ancak 1968 yılında Bilgi Yayınevi tarafında basılabilinir.

MEŞHUR ADAMLAR ANSİKLOPEDİSİ’NDEN MANZARALAR

Nâzım Hikmet, ilk yazmaya başladığında eserinin adını Meşhur Adamlar Ansiklopedisi olarak anar, fakat 1942’de bu eserine farklı bir kurgu kazandırmak için tekrar ele alır. Daha sonra adını Memleketimden İnsan Manzaraları olan eser, içinde tiyatro, roman, şiir, mektup ve senaryo gibi bir çok farklı dili ve anlatımı barındırır. Nâzım Hikmet, İkiyüz’e yakın karakterin ve onlarca olayı anlatan kitabına Kuvayi Milliye’den de alıntılar yapar. Erkan Irmak, taban tabana zıt bir anlayışla yazılan Kuvayi Milliye’nin kuramsal olarak nasıl olup da manzaralarda yer alabildiğine dikkat çekiyor. Irmak, incelemesinde yaptığı her iki eserden alıntıları karşılaştırarak, Nâzım Hikmet’in Kuvayi Milliye’den aldıklarını Nutuk ve resmi tarih anlatımını değiştirerek Memleketimden İnsan Manzaraları’nın kurgusuna ve diline uygun haline getirdiğini gösteriyor.

EPİKTEN MODERN EPİĞE GEÇİŞ

Nâzım Hikmet, Kemal Tahir’e yazdığı bir mektupta Memleketimden İnsan Manzaraları’ hangi edebi türden olduğu konusundaki düşüncelerini şu şekilde anlatır ‘galiba ben şairlikten el çektim ve başka bir şey oldum.’ Nâzım Hikmet’in bahsettiği ‘başka bir şey’in ne olabileceğinin cevabını Ahmet Oktay, Emin Özdemir, Memet Fuat gibi bir çok yazar ele almaya çalışır. Tüm bu  tanımlamaya çalışılan metinlerden yola çıkarak bir tanımlama da Erkan Irmak yapar. Irmak’ın Mikhail Bakhtin ve Franco Moretti’nin epik ve modern epik hakkında yazdıklarından yararlanarak yaptığı bu tanımlamaya göre; Memleketimden İnsan Manzaraları’ Nâzım Hikmet’in, bir epik türü olarak kaleme aldığı Kuvayi Milliye eserinden aldıkları da Nutuk ve resmi tarih anlatımını değiştirerek, ‘bu epik an’ın buzlarının çözülüp parçalara ayrıldığı bir modern epiktir. (İstanbul/EVRENSEL)


KENDİ DÖNEMİNİN EN ÇOK ELEŞTİRİLEN İNSANI

Erkan Irmak, kitabında günümüzde de hâlâ süren bir tartışmanın üzerine eğiliyor. Nâzım Hikmet’in yazmaya başlamasından itibaren devletle ilişkisinin düzeltilmesine bir nevi köprü işlevi olarak görülen Kuvayi Milliye destanının, ölümünden sonrada aynı işlevi görmesi, yani Hikmet’in ölümünden sonra da devletle ilişkisinin düzeltilmesi bakımından Türkiye’de basılan ilk eserinin yine bu eser olduğuna dikkat çeker.
Irmak’ın incelemesinde öne çıkan başka bir saptama şu; ‘Nâzım Hikmet’in ölümünden sonra basılan ilk eser olan Kuvayi Milliye’yi Kemalist ideoloji  benimserken, İslamcı ve milliyetçi çevreler eseri ‘manevi’ ve ‘milliyetçi’ olmayan kısımlarından dolayı eleştirmiş, dışlamışlardır’ diyor.
Hikmet, kendi döneminin en çok eleştirilen insanıdır. Hem edebiyat dünyasından hem de siyasi arenada sert eleştirilere maruz kalır. Vatan hainliğiyle suçlayarak yurdundan, insanlarından uzak kalan Nâzım Hikmet’i bugün de hâlâ bu tartışmalar içinde buluyoruz.

www.evrensel.net